Önceki yazımda “PKK silah bıraksa ne olur?” sorusu etrafında çok ayrıntılara girmeden olabilecekler hakkında görüşümü kısaca ifade etmiştim. Özet olarak, kimsenin PKK’nin silah bırakmasını “PKK yoksa Kürtleri kimse konuşmaz” şeklinde düşünmemesi gerektiğine, silahlar bırakıldıktan sonra Kürtlerin daha fazla konuşulur hale geleceğine dikkat çekmiştim.
Bir de PKK silah bıraksa ama devlet de adım atmasa ne olur? sorusunun sorulması gerektiğini düşünüyorum. Aslında kamuoyunda bu soru dolaşmıyor değil, ama takip ettiğim kadarıyla buna ilişkin bir açıklama, bir haber, bir makale gözüme çarpmadı. Olmuş olabilir ama ben görmedim. Sadece soru var.
70’lerden bu yana olup bitenleri izleyen, zaman zaman da içinde yer alan biri olarak, neler olabileceği konusunda dönemin koşullarını da gözeterek tahminlerimi paylaşmak isterim.
PKK silah bıraktıktan sonra bazı aşamalar olacak; mesela örgütün lideri olarak Öcalan’ın durumu, dağda ve Avrupa’daki örgüt yöneticilerinin durumu, silahların teslimi konusu, şu anda sırtlarında silah olanların silahı bıraktıktan sonraki akıbetleri, önce bunlar bir netliğe kavuşturulacak. Ve bunun netliğe kavuşması ise öyle iyimser tahminlerdeki gibi kısa süreli olmayacak.
Bu aşama geçildikten sonra cezaevlerinde bulunan örgüt üyelerinin, örgütle bağlantılı olarak tutuklanan siyasetçilerin, belediye başkanlarının ve tabii ki bağlantılı olarak kayyım uygulamasının tahribatları ele alınıp, bunlara da bir çözüm aranacak. Ya da aranmalı diyelim, çünkü kimin ne yapacağı konusunda kararlaştırılmış bir şey yok, bunlar beklenti.
Bu beklentiler de karşılık buldu, çözüm için Meclis harekete geçti diyelim, bu da öyle kısa sürede hal olabilecek bir konu değil. Hele yıllardır kuşkucu bir kitle yaratmışsanız, bu tür hassas konularda adım atmanız öyle kolay olmaz, yıllarınızı alır.
Yukarıda sıraladıklarımın tamamı sorunsuz bir şekilde hal yoluna koyuldu diyelim, herkes olanlardan memnun, kamuoyu tatmin olmuş durumda, ülkede tam bir barış havası esmekte, şimdiye kadar tepesi atıp ülkeyi terk edenler geri dönmüş, hem yerli hem yabancı yatırım zirveye çıkmış, ekonomi tarihin altın çağını yaşıyor, enflasyon tek rakamın en dibinde… Ama o zamana kadar da Kürt sorununun çözümüne dair de hükümet bir adım atmamış olsun, “şu an başka işlerle meşgulüz” deyip sorun yeniden hasıraltı edilmeye çalışıldığını varsayalım ki kuvvetle muhtemeldir böyle bir şey…
İşte, tam bu noktada başka bir aşama başlıyor. Evet, PKK silah bıraktı, kendini feshetti, ortada yok, ama DEM Parti var, başka partiler var, STK’lar var, bir Kürt kamuoyu var.
Kürt sorununa dair konuşmalar, talepler, tartışmalar kaldığı yerden devam etmeyecek mi?
Varsayalım ki her şeyin güllük gülistanlık hale geldiği bir aşamada DEM Parti milletvekilleri Meclis kürsüsüne çıkıp yeniden anadilde eğitim ya da Kürtçenin resmi dil olmasını gündeme getirdi, biri de çıkıp daha ileri giderek “Kürtler anayasada tanınsın, Kürtlerin varlığı kabul edilsin” dedi, sizce ne olur? İktidar ve muhalefet milletvekilleri eyvallah eder mi? Olumlu yönde parmak kaldırır mı? İşte, bu çok zor, halen “bölünme” korkusu yaşayan, ya da yaşatılan bir ülkede bu imkânsız. Evet, kürsüde bu sözler sarf edilirken belki dağda elinde silah olan birileri yok, ama bu sözler kurşun gibi gelecek.
Ve sinirler yeniden gerilecek, ithamlar yeniden boy gösterecek, “terörist” sözcüğünün yerini bu kez “bölücü” sözcüğü alacak. DEM Parti’ye sempatiyle bakmayanlar gittikleri her yerde bu partiyi “bölücü” diye anlatacaklar. PKK varken “arana mesafe koy” diyenler bu kez mesafesiz bir saldırı içinde olacaklar. Sadece DEM Partililer değil, Kürt adını anan her kese “bölücü” gözüyle bakılacak. Dış etkenleri de sayarsak çok ciddi bir kin tohumu serpilecek.
Sokaklar yeniden ısınacak, belki o zaman dağlar susmuştur ama sokaklar susmaz. Kürt siyaseti en azından ömrünü sürdürmek için istemese de talep dile getirmeye devam edecek. Sokaktaki şiddet, dağdaki şiddeti aratan bir ortama sürükleyebilir toplumu. Önü alınmazsa, sorunun çözümü yönünde devlet bir yöntem bulmazsa, bugün olduğu gibi “tek” sözcüğü üzerinde diretirse, 70’lerin sağ-sol kavgasını çok aşan bir aşamaya gelebilir her şey.
Yani şimdi PKK silah bıraktı diye sevinenler, o gün çok büyük bir hayal kırıklığı yaşayabilir. Köşe yazarları bu kez de 30’uncu isyan mı? diye başlık atacaklar. Bunu önyargı da kabul edebilirsiniz öngörü de ama bu toprakların bana yaşattığı bu hissiyat eminim birçoğunuzda da var.
Peki, ne olmalı? Ne yapmalı ki en başa dönülmesin?
Her şeyden önce devletin, “aslında bir sorun yoktu, terör sorunu vardı” deyip Kürt meselesinin PKK’den kaynaklandığı düşüncesinden vaz geçmesi gerekiyor. Önce sorun kabul edilecek ve ardından insanları dağlara muhtaç etmeyecek en makul adım neyse onu atacak. Mesela bugünkü hükümet bir dönem Kürtçe konuşmak yasakken serbest hale getirebildi, bu yapılabildiyse, başka şeyler de yapılabilir demek ki.
Kısacası bir eşitlik hukuku devreye girmeli, duygusal “kardeşlik” hukuku yerine “eşitlenme hukuk” uygulanmalı. Sadece Kürtlere değil, herkese. “Kardeşiz, biriz, beraberiz” demekle eşit haklara sahip olunmuyor çünkü… Oysa kardeş olanlar eşit haklara sahip olmalı ki o evde huzur olsun.
“Bir şey verirsek başka bir şey isterler” fikri de doğru bir fikir değil, eşitlenildiğinde kimse başka bir şey istemez, istiyorsa aklında zoru olan birileridir mutlaka.
Hâsılı, dağlardan sonra ilerde sokaklardan da yakınmak istemiyorsak, çatışmayı ortadan kaldıracak olan barışı başarmaktan başka yol yok!























Yorum Yazın