--°Van
DOLAR49,74
EURO55,82
GRAM6.415
ÇEYREK10.619
Adil Harmancı

Adil Harmancı

Mail: adilharmanci30@gmail.com

Ortadoğu’dan “demokrasi” çıkar mı?

Suriye iç savaşı sırasında Kürtler de ülkedeki diğer bir çok kesim gibi tutum almak zorundaydı. Devlet kimliği dahi olmayan Kürtlerin ilk aklına gelen kendi bölgelerinde hakimiyet kurmak oldu.

Herkesin birbirine ateş ettiği bir yerde ve bir de ayrı bir ulus olmanın gerektirdiği sorumluluk nedeniyle bölgelerinde hakimiyet kurmanın yolu silahlanmaktan geçiyordu Kürtler için.  

Mazlum Abdi o günleri anlatırken; “Üç kişi ile işe başladık, sonra yüz bin kişilik bir ordu olduk” diyordu.

Silahsız olarak siyasi çalışmalarını sürdüren partiler de oldu, ancak Kürdlerde genel hedef statü idi.  

Dikkatinizi çekerim; Kürtler dini ya da mezhepsel saiklerle değil, hele “demokrasi” içerikli hiç değil, tamamen “ulusal” bir refleksle silahlandılar, kendi bölgelerine bu anlayış içinde zamanla tam hakimiyet de kurdular.

İdeolojik bağlantılar “kanton” tarzı bir yönetime itti PYD adı altında örgütlenen silahlı kesimi.

Silahsız çözüm üzerinde yoğunlaşan ENKS ise federasyon diyordu.

Bir süre sonra IŞİD saldırıları başladı ve bu sırada ABD’nin Kürtlerle ittifakı gündeme geldi.

Yine ideolojik bağlantılar ve ABD ile Türkiye’nin baskısı “Kürt ulusal görüntüyü” törpülemek için silahlı kesime isim değiştirtti; PYD-YPG yerine Demokratik Suriye Güçleri (DSG) olarak anılmaya başlandılar.  

Bünyelerinde sadece Kürtlerin değil aynı zamanda Araplarla birlikte başka grupların da olduğunu söylemeye başladılar. Özellikle de Afrin’de boy gösterisi yapan Türkiye’nin gönlü hoş edilmeye çalışıldı.

Kürtlerin Suriye’nin Kuzeyinde ABD desteğiyle kalıcı bir statü elde ettikleri görüşünün hakim olduğu günlerde HTŞ lideri Ahmed Şara emrindeki silahlı grup ABD, İsrail ve Türkiye’nin açık desteği ile Şam’a yerleştirildi.

ABD ve o zamana kadar Kürtlerle beraber hareket eden Araplar bu noktadan sonra tavır değiştirdi. Herkes kendi doğal alanına çekildi; ABD işbirlikçi güçlerin yanında, Araplar da kendi iktidarının yanında, yani Arap olan Ahmed Şara’nın yanında saf aldı. Kürtler ise yaprakları dökülen dal gibi ortada kaldılar.

Kürtlerin kendi aralarında birlik arayışları, çöl ortasında yalnız kalmalarıyla zirve yaptı. ENKS ile buzlar eridi, Mazlum Abdi artık Arap aşiret reislerine değil, PKK’nin en fazla çatıştığı Mesud Barzani’ye gidip geldi.

Halep’te Kürt kadınların saç örgülerinin kesilip oyuncak edilmesi, cesetlerinin binalardan atılması, ayrılan Arapların arkadan Kürtlere ateş açması sadece Mesut Barzani’nin dökülen Kürt kanını durdurmak için Vatikan’a kadar gitmesine yol açmadı, dünya genelinde bir Kürt ayaklanmasına da neden oldu.

Ve...

Herkes buna şahit ki Kürtlerin en büyük hataları, son yaptıkları birlik çabalarını ilk başta kulak ardı etmeleriydi. Hele bu dönemde sürekli tırmandırılan PKK-KDP çatışması tam bir akıl tutulması...

Ve...

Şu açığa çıktı ki Kürtler kendini kamufle etmek suretiyle isim değiştirmek yerine, “demokrasi” şu, bu demek yerine, kendini “halklara” feda etmek yerine açık bir şekilde ayrı bir ulus olduklarını, o coğrafya üzerinde tarihi hakları bulunduğunu ifade etseler ve daha ilk başlarda ABD ile statü konusunda bir kararlaşmaya gitseler, eminim kadınların saçlarının kesildiğini, cenazelerin binalardan atıldığını görmeyecektik.  

Şimdi Türkiye’de Kürtlerle ilgili olan süreç de aynı şekilde. Kürtlere “hiç bir talebiniz olmasın” deniyor, “silahları bırakın teslim olun deniyor” ve buna eyvallah edilirken, Kürtlerin “Anayasada etnik temelli ifadeler olmasın” talebi itibar görmüyor, tam tersine “kırmızı çizgi” denilerek sert bir dille reddediliyor.

DEM Parti Eş Geneşbaşkanı Bakırhan’a sormuşlar “Terörsüz Türkiye” olan sürecin adı ne olsun diye, “Demokratik Türkiye” diye cevap vermiş.

Bakalım bu çabalar Anayasadaki “Türkiye’de yaşayan herkes Türktür” ifadesinin değişmesine Kürtlerin de bu topraklarda hakları bulunduğuna işaret eden bir ifadeye yol açar mı?

Kürtler dışında kimsenin demokrasiden söz etmediği bu coğrafyada bakalım Kürtlerin “demokrasi” inatları insani, vicdani, hakka, hukuka dayalı bir gelişmeye yol açar mı?

Türkiye’deki süreç bunun son testi olacak.  

Bu testten de hayali kurulan “demokrasi” çıkmazsa demek ki sorun ideolojik olmaktan öte bir şeydir.  

 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar