Türkiye'de artan kadın cinayetlerine paralel olarak sokakta da tepkiler artıyor. Ne varki tepkiler cinayetlerden sorumlu yöneticilerin tam da istediği yönde gelişiyor. Tepki gösterenler suça zemin hazırlayan nedenleri değil 'cezasızlıktan' yakınarak okları suça bulaşanlara yöneltiyor. Bunu fırsat bilen ülkeyi yönetenler de cezaları artıracaklarını belirterek, okların aynı yönde ilerlemesine olanak sağlıyor.
Oysa işlenen siyasi suçların da adli suçların da temelinde var olan devlet çarkının işleyiş biçimi var. Devletin, yönetimsel olarak ortaya koyduğu performans var. Bir ülkede işleyen düzen ne kadar sıkıntılıysa suç oranı da o oranda yüksektir. Bu bilinen bir gerçektir.
Eğer bir yerde suç kendini tekrar ediyorsa demek ki o suçun kaynağına inilmiyor, suçun gerekçeleri ortadan kaldırılmıyor ki suç kendini tekrar ediyor. Türkiye'de temel sorun budur, suçun gerekçelerine inememek... Diğer bir değişle, suçun gerekçelerine inmek istememek... Çünkü bu yapıldığında esas suçun var olan ekonomik, sosyal ve siyasal yapıda, yani var olan düzende olduğu anlaşılacak.
Kadın kuruluşlarının daha ağır ceza talebi elbetteki anlaşılır bir tepkidir, kuşkusuz caydırıcılık noktasında cezalandırmanın, eğitimin, bilginin, kültürel faaliyetlerin bir hükmünden söz etmek mümkün. Ancak bu, sorunlarını asgariye indirmiş toplumlar için geçerlidir. Ayıp, günah, yasak gibi kavramlar buralarda geçer ama Türkiye gibi sorun karmaşasının üst düzeyde olduğu ülkelerde bunların çok fazla etkisi olmuyor ne yazık ki.
Bu bilindiği halde Türkiye'de çözüme yönelik talepler hep ezber taleplerdir; İdam et, çarmıha ger...
O yüzdendir ki hapistekiler için bazen af, cezalarda indirim gibi yasalar çıkarıldığında toplumda hep şöyle bir ses yükselir:
“Yine çıkıp suç işleyecekler”
Ama aynı toplum aslında her gün dışarıdakiler tarafından suç işlendiğini hesaba katmaz. Huzursuzluğun baş müsebbibi olarak sadece o sırada suç işleyeni ve cezaevinde olanları görür.
Yüzbinlerce insan cezaevinde olmasına rağmen toplum, aslında her gün cinayetlerin işlendiğini, kadına şiddetin devam ettiğini, çalmanın, gaspın, yolsuzluğun, rüşvetin, trafik suçlarından tutun ne kadar suç türü varsa tümünün dışarıda olanlar tarafından her gün işlendiğini ve her gün de birilerinin tutuklandığını görmez. Toplumun okları sadece akşam haberlerde izlediği ‘suçluya’ yöneliktir.
Bugün de yapılan budur. Kadınlar ve kadın dernekleri var olan düzeni sorgulayan açıklamalar yapacaklarına suç işleyeni çarmıha germe uğraşı veriyorlar. Evet, suç işleyen çarmıha gerilsin ama o suçluyu yaratan bir düzen var, o düzene bekçilik edenler, o düzeni ayakta tutanlar var, bunlara da bir çift sözünüz olmayacak mı?
Mesela önceki gün yapılan bir eylemde kadınların kullandığı "Adalet Sarayları değil, adalet istiyoruz" sloganı her ne kadar kulağa hoş geliyorsa da tartışılan konu bağlamında çok tekil ve kapsayıcılıktan uzak bir slogandır, bu slogan yöneteni, düzeni, suşlu üreten düzeni ayakta tutanı değil yine suçluyu hedef alıyor. Yani bu slogana göre suçlu ömür boyu hapsedilirse ya da idam edilirsa sorun çözülür, vicdanlar rahat eder. Oysa cezanın dünyanın hiç bir yerinde tek başına suça gerçek manada engel oluşturmadığını herkes bilir.
İşin ilginç tarafı "uzman" sıfatıyla televizyonlarda yorum yapanlar da sokağın bu yanlış sloganına eşlik ediyorlar. İdam talep edenler oluyor: "İdam geri gelsin" diye dövünüyorlar. Okların yanlış hedefe gitmesine göz göre göre önayak oluyorlar.
"Uzmanı" bu noktada olan bir toplum hangi noktada olur, bu haliyle hangi sorun çözülür, cevabı zor olmasa gerek.























Yorum Yazın