--°Van
DOLAR49,75
EURO55,82
GRAM6.437
ÇEYREK10.619
Sinan Çiftyürek

Sinan Çiftyürek

Mail:

-ENTELEKTÜELİN KONUMU-

Geçen gün bir felsefe tartışmasına katıldım. Felsefenin “ne"liği üzerine konuşuluyordu. Söz alan konuşmacıların çoğu felsefenin özellikle bilişsel olarak elit bir uğraş olduğu üzerinde mutabık kaldılar. Buna göre felsefe -özellikle bilişsel olarak- bir havas uğraşıydı ve avama uzak bir şeydi. Felsefe diğer düşünsel alanlardan -özellikle politikadan- oldukça farklı ve değerli bir alandı. Filozoflar ve felsefeciler normal insanlardan farklıydılar. Felsefenin soyutluğu ve tümelliği üzerinde de baya duruldu. Sonuç olarak ilk nedenlerin bilgisine ulaşmaya çalışan bu ulvi bilgeliğin avamın değil havasın işi olduğuna karar verildi.

 Bu konuşma boyunca aklıma hep entelektüelin toplumumuzdaki “öteki” konumu geldi. Sıradan insanın onu soyutlamak adına ona biçtiği ermiş, rahip, münzevi ve mecnun rolünü düşündüm hep. Derin düşünmekten kurtulmak adına, bu tehlikeyi savuşturmak ve bu gayya kuyusuna dalmaktan kurtulmak adına düşünceye ve düşünene biçtikleri o bulutlar ardındaki konumu tahayyül ettim. Ve bu tarz bir felsefe ve felsefeci tanımlamasının tamda “avam”ın entelektüele biçtiği rolle uyuştuğunu anladım. Onlar zaten senden ve düşünmekten kurtulmak için seni ve düşüncelerini göksel bir konuma fırlatıyorlar ve sende kalkıp bu soyutlanmayı iyi bir şeymiş gibi entelektüel terimlerle onaylıyorsun. Bir mantığı olabilir bu düşüncenin. İnsanları bu düşünceye iten farklı kaygılarda olabilir. Fakat bana pek makul gelmedi. Neden mi? Buyurun.

İlk olarak sosyal bir varlık olan insanın neredeyse her edimi kolektif bir kabulü amaçlar. Kolektif bir kabule ulaşmayan her edim dışlanma ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. İkincisi bilginin toplumsal bir amacı vardır. Bilgi toplumda bir bilinç seviyesi oluşturmak için iyi bir araçtır. Toplumla bilgi arasına olumlu ya da olumsuz anlamda duvarlar örmek bu işlevi yıkmaktır. Üçüncüsü zaten dışlanan entelektüellik ve entelektüel tavrı birde toplumum dışına ve ötesine yerleştirmek bu dışlanmaya mantıklı gerekçeler üretmektir.Dördüncüsü bir uğraşı çok yüksek bir konuma yerleştirmek birçok insanın o uğraşa olan meylini kırmak için gerekçe oluşturmaktır. Son olarak zaten kültür-düşünce ve toplumun bütünleşemediği ve bu yüzden ciddi eksiklikler yaşanan bir ülkede kültür ve düşüncenin asli unsurlarıyla halk arasına duvarlar örmek bu durumu içselleştirmek ve bir kültür odağı olarak birinci elden olağanlaştırmaktır.

Bu soyutlayıcı tavrın aksine entelektüelin konumu çok soyut ve aman aman bir konum olmamalı. Aksine düşünce şenlikli bir şey olmalıdır. Entelektüel hak ettiği gibi toplumun bir parçası olmalıdır, hem de bilgisi ve düşüncesiyle. Bilinç seviyesi daha yüksek bir toplum yaratmak ve düşüncenin daha sağlıklı ve üretken bir alan olmasını sağlamak adına düşünenle halk arasındaki duvarları yıkmak gerekir. Kültür ve düşünce ile toplumu bütünleştirmek gerekir. Aksi takdirde düşünce sadece akademide ve özel insanların özel sohbetleri içerisinde hapsolup kalır. Bu durum düşüncenin bir tekniker ya da münzevi işi olduğuna kadar gider. İki güzel cümle kuran insan direkt “hoca” diye anılmaya başlanır. Ona negatif bir statü biçilerek düşünceleri olağan alandan kovulur. Sonuç olarak düşünen kişi ve düşünemeyen kitleler patolojik bir konumun iki zıt kutbunu işgal ederler. Düşünen ama düşündüklerini olağan hayatıyla bütünleştiremeyen biçarelerle düşünmeden yaşayan ahmaklardan kurulu bilinçsiz, renksiz, kavgalı ve sorunlu toplumlarda yaşarız.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar