--°Van
DOLAR49,74
EURO55,82
GRAM6.415
ÇEYREK10.619
Adil Harmancı

Adil Harmancı

Mail: adilharmanci30@gmail.com

Devlet Bahçeli, Kürtler anasını görsün ister mi?

Dünya gezegenini parselleyip devlet kuranların, bunu beceremeyenlere acıyıp ve el ele verip onlara bir yer tahsis etmesini beklemek hayatın akışına ters. Bencil ve güç düşkünü insanın doğasına ise tamamen ters…

Hem kendi yasalarını ve silahlı gücünü hem uluslararası yasaları ve NATO gibi bir silahlı gücü arkasına alarak atını sağlam kazığa bağlayan Türkiye’de siyaset yapan radikal milliyetçi bir partinin lideri, yaptıkları her hareketle parsellenen topraktan bir parça istedikleri hissi veren Kürtlere neden acısın?

Devlet Bahçeli, neden Kürtler anasını görsün istesin?

Kürtleri kandırıyor mu, yoksa Kürtlere mecbur mu?

PKK’yi feshetmekle kafayı bozan Bahçeli’nin elindeki madalyonun yüzlerinde neler var?

Gerçi bunu Türkiye’de bilmeyen yok gibidir ama bu soruları cevaplandırmadan önce idam sehpasındaki Laz ve Kürdün hikâyesini buraya yazmam gerekecek.

Laz ve Kürde idam edilmeden önce son istekleri sorulur. Kürt “annemi görmek istiyorum” der. Laz’a sorulduğunda ise “Kürt anasını görmesin” der.

Şimdi hayatı boyunca Kürt anasını görmesin diye çabalayan Bahçeli, ne oldu da bir anda Kürt’ün anasını görmesine razı oldu?

Ne oldu da her cümlesine “bebek katili” diye başlayan Bahçeli, Öcalan için “önder” demeye başladı.

Şu adı konulmayan, kimine göre “ikinci açılım süreci” olan bu süreç başlayalı beri hemen hemen herkes yukarıda sorduğum soruların cevapları konusunda fikir beyan etmeye çalışıyor. Ancak kimse tek bir cevap üzerinde durmuyor, neredeyse fikirlerini söyleyen herkes birden fazla nedenin olduğunu söylüyor.

Bahçeli’nin ve tabii ki devletin Kürtleri biraz daha idam sehpasında bekleten bu “iyi niyet” gibi gözüken yaklaşımı, genel olarak hem dünyada hem Ortadoğu’daki konjonktür ve iç siyaset bağlamında ele alınıyor.

Benim düşüncem de aynı, yoksa Kürtlerin adaleti çok hak ettiği görüşüne varıldığı için bu iyi niyet gösterilerinde bulunulduğunu düşünmek saflık olur.

İsrail’in Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesine yol açacak çıkışı, çok kimlikli birçok ülke gibi Türkiye’yi de derinden sarstı.

Öyle ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir gün sıra Türkiye’ye de gelecek” sözünü dahi kullanmak zorunda kaldı.

Tabii hemen akabinde Devlet Bahçeli’nin Öcalan’ı Meclis’e davet etmesi, tıpkı Malazgirt’teki gibi, Çanakkale’deki gibi, Kürtlere yeniden ihtiyaç duyulduğunun hissiyatını sağlıyordu.

Bunda amaçlanan şey ne olabilir? Elbette ki bu olanlardan parçalı duruş yerine “Kurtuluş Savaşında” olduğu gibi Kürtlerle ve diğer kimliklerle dıştan gelecek bir baskı karşısında tek ses ve tek vücut olma görüntüsü vermek vardır. Daha da önemlisi, parsellenen topraktan pay istemedikleri yönünde dışarıya bir görüş vermek için Kürt siyasetini pasifize etme amacı vardır.

Bunun yanında işin bir de iç siyasetle bağlantısı vardır.

Herkes, Erdoğan’ın koltuğu çok sevdiği, yeniden iktidarı ele almak için Kürtlerin oyuna ihtiyaç duyduğu varsayımı üzerinde dursa da belki nüans farkı ben bu görüşe bir ekleme yapacağım; evet, iktidarda kalmak ister, ama koltuğu çok sevdiği için değil, koltuk tatlı elbette ama burada, iktidarı kaybettiğinde olabilecekler öne çıkıyor daha çok.

Çünkü herkesin malumudur ki Türkiye’de son 20 yıldır iktidar-muhalefet ilişkileri çok tasvip edilecek çerçevede gelişmedi. Son olarak muhalefetin cumhurbaşkanı adayının başına gelenleri düşünecek olursak, ana gövdesi AK Parti ve MHP’den oluşan Cumhur İttifakı, CHP bu memlekette yaşadığı sürece iktidarı kaybetmek istemez.

İşte bu her iki nedenle Devlet Bahçeli ve dolayısıyla devlet, Kürdün anasını görmesine razı gibi bir görüntü vermeye çalışıyor.

Esasta, Kürdün idamdan önceki son isteği yerine gelsin diye değil, hayatı boyunca idam sehpasında asılmayı bekleyen Kürdün biraz daha orada beklemesini sağlamaktır amaç.

Peki, gerçekten bu konjonktür ve iç siyaseti yok sayıp Devlet Bahçeli ve devletin Kürtlerin temel hakları konusunda iyimser bir noktaya geldiğini ve hakikaten Kürt meselesinin Anayasa’da yapılacak değişikliklerle çözülmek istendiğini söyleyebilir miyiz?

Yazıya giriş yaparken “Dünya gezegenini parselleyip devlet kuranların, bunu beceremeyenlere acıyıp ve el ele verip onlara bir yer tahsis etmesini beklemek hayatın akışına ters. Bencil ve güç düşkünü insanın doğasına ise tamamen ters…” demiştim, şahsen ben bu noktadayım ve tabii ki yanılmak çok isterim.

Yanılmak isterim ki “Oo… Ne güzel, idam sehpaları kaldırıldı. Hayatımıza hak, hukuk, adalet geldi artık!” diyebilelim hep beraber.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar