
"Kız okullarını kapattı, çalışan kadınları evlere hapsetti, kadınların yanlarında mahremleri olmadan sokağa çıkmalarını yasakladı. Kadınlar burka giymek, erkekler sakal bırakmak, esnaf ezan okununca dükkânları kapatmak zorundaydı. Kâbil Radyosu'nun adı artık Radyo Şeriat idi. Müzik yayını bitmişti. Taliban da Selefi akımlar gibi Şia mezhebini batıl görüyordu. Sünni mezhebine geçmeyi Kabil etmeyen Hazaralar katledildi; 400 kadın cariye olarak kaçırıldı. Peki bu kadınlar halkı Müslüman olan Afgan kadınları değil miydi? Afyon, esrar serbest, alkol haramdı."
Dün Farsça bir kanaldan Taliban sözcüsü Zabibullah Mücahid’in basın açıklamasını izliyordum. Doğrusu söyledikleri realitede olan hakikatle örtüşmüyordu. Taliban’ın uluslararası dengeler içinde kullanılan bir taşeron örgüt olduğundan kuşku yok. Hamaset edebiyatı yapıp, sonrasında çamura saplanma zamanı değil. Sovyetler Birliği bütün gücü ile Afganistan’ı yerle bir ederken Taliban yoktu. Bir lokma ekmeğe muhtaç halde kurtuluş savaşı sürerken alanda bir grup yoksul halk vardı. Yalan değil, rantının kimler tarafından paylaşıldığı çok da gizli olmayan her tarafta afyon tarlaları boy gösterirken halk yoksulluk içindeydi. Uluslararası dengeler, projeler ve Sovyetler Birliği yapısının dağılma sürecine girmesiyle birlikte Sovyet askerleri arasında yaygınlaşan uyuşturucu bağımlılığı ve savaş yorgunluğu dolayısıyla on yıllık yağma, katliam ve savaştan sonra 1989 yılında Afganistan topraklarından çekilmek zorunda kaldı. Penşir Vadisine işgal güçlerinin girmesine engel olan Şah Mesud gibi komutanların etkisi de olmadı değil. Varşova Paktı’nın da desteğiyle başlatılan bütün operasyonlar hezimetle sonuçlandı.
1989 yılında Sovyetlerin çekilmesinden sonra 1992 yılında mücahidler bir şeriat devleti kurma sürecine giriyorlardı. O zamana kadar bireysel olarak birkaç selefinin Afganistan’a gelmesinin dışında El Kaide ve Taliban yapılanmasının varlığından söz edilemez. İki yıl sonra, Kabil'in alınmasından sonra kurulan şeriat devletine rağmen mücahit gruplar arasındaki iç çekişme Afganistan'ı tam gaz yeni bir savaşın eşiğine getirmişti. Şiddetli savaşlar şehri ele geçiren farklı kuvvetler arasında meydana geldi ve şehir bu kuvvetler tarafından büyük bombardımanlara maruz kaldı. Bu tarafların her biri; Afganistan'da nüfuz arayan Pakistan, İran veya Suudi Arabistan gibi birçok dış güç tarafından desteklendi. Kurulan mücahit İslam devleti birleşenleri arasında, global güçler ve komşu ülkelerin etnik kimlik dayatması üzerinden çekişmeler başgösterince iki yıl sonra Taliban İslam devletine karşı silahlı mücadeleye başladı. En büyük handikabı Penşir Vadisi’ydi. On binlerle söz edilen büyük kayıplar verip, verdirmesine rağmen orada hezimete uğrayınca Kabil’e yöneldi. Kısa bir ömrü olan İslam devletini yıkıp 1996 yılında Taliban hükümetini kurdu. Bu çatışmalar, Pakistan ve Arap ülkelerinden birkaç bin El Kaide savaşçısı tarafından desteklenen nispeten yeni bir milis grup olan Taliban'ın Kabil'i ele geçirmesinin ardından 1996'da sona erdi. Televizyonlara, uydu antenlere, kadınlara düşmanlıkla gündeme gelen Taliban İslam Emirliği, despot bir rejim olarak bütün dünyada yankısını buldu. Taliban'ın Kandahar'dan başlattığı silahlı mücadelenin ana argümanları Kabil’in yolsuzluk, yozlaşma ve günahların şehri haline geldiğiydi. Pakistan eğitimli Molla Ömer'in yedi yıllık iktidarı boyunca iki kez Kabil’e uğrayacak kadar realiteden de uzaktı. Taliban insanların mutlu olmasına zemin hazırlayacak her şeye düşmandı.
Kız okullarını kapattı, çalışan kadınları evlere hapsetti, kadınların yanlarında mahremleri olmadan sokağa çıkmalarını yasakladı. Kadınlar burka giymek, erkekler sakal bırakmak, esnaf ezan okununca dükkânları kapatmak zorundaydı. Kâbil Radyosu'nun adı artık Radyo Şeriat idi. Müzik yayını bitmişti. Taliban da Selefi akımlar gibi Şia mezhebini batıl görüyordu. Sünni mezhebine geçmeyi Kabil etmeyen Hazaralar katledildi; 400 kadın cariye olarak kaçırıldı. Peki bu kadınlar halkı Müslüman olan Afgan kadınları değil miydi? Afyon, esrar serbest, alkol haramdı.
11 Eylül 2001 mizanseninin ardından, proje dahilinde El Kaide bağlılarının Afganistan’ı mesken tutmaları üzerine senaryonun ikinci kısmı uygulanmaya konuldu. 11 Eylül sorumlusu olarak gösterilen ve hayatı bir efsane gibi sunulan Usame bin Ladin'i kanıtsız iade etmeyi reddetmesi üzerine Taliban'ı iktidardan düşürmek adına Afganistan'ı işgale girişmesiyle başlayan NATO güçlerinin Afganistan müdahalesi başladı. Afganistan savaşlarının 7 Ekim 2001'de başlayan son evresi bu şekilde başlıyordu. Penşir Aslanı olarak anılan Ahmed Şah Mesud, 9 Eylül 2001'de El Kaide üyeleri tarafından katledildi...
Katliam, sefalet, yağmalama, düşmanlık tohumlarının ekilmesi ve Pakistan rejiminin desteklediği Peştun milliyetçiliğini görünür kılan Taliban milislerinin her türlü projeye malzeme yapılması NATO güçlerinin on yıl boyunca Afganistan’ı işgal etmesine aracı oldu. Doha'da Şubat 2020'de ABD ile Taliban anlaştılar. Mike Pompeo ile Taliban temsilcilerinin el sıkışması haber ajanslarına düştü.. Birkaç maddelik bir anlaşma.. Taliban değiştiğini söylüyor. Peki Taliban değişirse, inandıklarıyla çatışma halinde olmayacak mı? Değişebilir mi? Değişemez. Aslında Afganistan toplumsal sosyolojisi de buna izin vermez. ABD'nin Afganistan'dan çekileceğini açıklaması üzerine Taliban 5 günde ülkenin yoğun bir kısmını kontrolü altına almış ve sonunda 15 Ağustos 2021 tarihinde Kabil'i düşürdü.
Doğru, konu Taliban Sözcüsü Zabibullah Mücahid’in basın açıklamasıydı… İki konu ilgimi çekiyordu, biri Türkiye’nin Afganistan’da kalıp kalmayacağı ve ikincisi de uyuşturucu konusu.. Bilindiği gibi Orta Doğu’da birçok devlet uyuşturucu geliriyle, kara para ile finansı idare etmeye çalışıyor. En sonda bir gazeteci sordu Türkiye askerlerinin kalıp kalmayacağını. Net cevap verdi, “Türkiye askerleri diğer yabancı askerler gibi bu ayın sonuna kadar ülkeyi terk etmek zorundadır. Havaalanını koruyacak güçteyiz…” Türkiye daha önceki dönemde havaalanını Taliban’dan korumak için oradaydı ve şimdi de Taliban için korumak istiyor. Ay sonuna az kaldı bundan dolayı sabretmemiz gerekir diye düşünüyorum. Uyuşturucu yani afyon konusuna gelince…









































Yorum Yazın