
Hayatın Renkleri Solmasın Derneği Başkanı Sosyolog Osman TURĞUT, Van'daki resmi verileri ve araştırma sonuçlarını da derleyerek kentteki madde kullanımı konusunda bir rapor oluşturdu.
Madde kullanımında ebeveynlerin tutum ve davranışları, bağımlı bireylerin geçmişte özellikle de çocukluk ve gençlik dönemlerinde yaşamış oldukları deneyimlerden de hareketle, ebeveynlerin aile içinde göstermiş oldukları tutum ve davranışların bağımlılık sürecine olan etkisini ortaya koymaktır. Örneğin yaptığımız çalışmalarda bağımlığa giden yolda anne babaların agresif ve depresif ruh halleri yanında, bireyin kişilik gelişiminde de önemli bir rol oynayan aile yapısının ve özellikle de ebeveynlerin olumsuz tutum ve davranışların önemli bir etken olduğu görülmüştür.
Genellikle eğitim düzeyi, sosyal ve ekonomik sermayesi düşük olan çok çocuklu ve yoksul ebeveynlerde görülen bu tutum ve davranışlar, çocukları ve gençleri maddeye sürükleyen en önemli neden olarak karşımıza çıkmaktadır. “Hocam küçükken eve gitmek istemezdim, babam içip içip bizi döverdi, kardeşimle kaç kez sokakta kaldığımı bilirim. 12 yaşındaydım, bir gün babamın cüzdanından para aldım, habersiz yani... Babam, ‘vay sen misin bunu yapan’ deyip, gece yarısı beni sokağa attı, ‘nereye gidersen git’ dedi. Uyuşturucuyla tanışmam da o gece oldu. Bir arkadaşıma gittim, eroini sigara içine sarıp bana uzattı, ‘iç bundan bir şey olmaz’ dedi, ben de içtim sonra arkası geldi tabi.” (G-1, 24). Anne-babanın zor kullanarak çocuklarını kendi isteklerine boyun eğdirmeye çalışmaları belki kısa vadede bir çözümmüş gibi görünebilir, ancak uzun vadede çocuklarda istenmeyen sonuçlara yol açabilmektedir.
Aynı şekilde, yüksek düzey ana baba denetiminin, çocuğun bağımsızlığına değer verilmeyen sosyokültürel bağlamlarda görüldüğü ve ana babanın yeterli ilgi, gözlem ve kontrol eksikliğinin özellikle de ergenlik dönemindeki gençlerde madde kullanımını tetiklediği görülmüştür. İster özgürlük adına yapılsın isterse umursamazlıktan kaynaklansın, anne-babaların çocuklarıyla ilgilenmemeleri, onları dinlememeleri, duygu ve düşüncelerini önemsememeleri, ihtiyaç ve beklentilerini gidermemeleri, gündelik yaşam pratiklerini kontrol etmemeleri, ev dışında kimlerle zaman geçirdikleri, nerelere gittiklerini bilmemeleri, hem ailede otorite kaybına yol açabilmekte hem de gençlerin kimi zaman boşluğa düşüp suça yönelmelerine, özellikle de sigara, alkol ve uyuşturucu gibi maddeleri kullanmalarına neden olabilmektedir.
“Eğer annen-baban ilgilenmiyorsa senle, sen de keyfi davranıyorsun. Bizimkiler nereye gittin, ne yedin, ne içtin, kimle takıldın demediler bana. Öyle olunca ben de boş kaldım, ortama geldim...” (G-2, 23). “Evin tek çocuğu olduğum için rahat büyüdüm. Dışarıya çıkarken arkadaşımla çıkıyorum demem yeterliydi. E, tabi gençsin, kanın kaynıyor, ortama giriyorsun. Daha 17’sindeydim eroin kullandım.” (G-3, 19). “Aile, eğer ki, çocuğu bağımlı olsa bile ona kol kanat gerip sahiplenmezse emin olun ki o kişi bir ölü gibi hissetmeye başlar.” (G-4, 25). Kullanıcıların ifadelerinden de anlaşılacağı üzere nasıl ki aşırı koruyucu ve kollayıcı aile olmak gençlerin bedensel ve ruhsal gelişimini olumsuz yönde etkiliyorsa aynı şekilde onları kendi haline bırakmak, aşırı gevşek veya yumuşak davranmak da bir o kadar olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.
“Lisedeyken çoğu gece eve gitmezdim, arkadaşlarda kalırdım. Gençliğini yaşasın derdi rahmetli babam. Okulda arkadaş çevrem biraz sıkıntılı olunca bir baktım uyuşturucunun dibindeyim.” (G-5, 33). danışanlarımızın da belirttiği üzere aslında madde bağımlısı bireylerin en fazla yakındıkları husus, bilinçli bir aileye sahip olamamaları ve ailede rol model olması gereken anne ve babalarının bu sorumluluğu gerektiği gibi yerine getirmemeleridir. “Valla düzgün bir ailem olsaydı, bunlar olmazdı. Bağımlı olunca da aileden dışlandım, hakir gördüler. Aslında madde bağımlılarının hepsinin sorunu budur, yani aileler ilgilenmiyor çocuklarıyla, onlara sahip çıkmıyor, baskı uyguluyorlar, ne oluyor o zaman, çocuk da evi terk ediyor uyuşturucuya alışıyor.” (G-6, 39). İfadeler, madde bağımlısı bireylerin ortak yanının aile içinde ihmal edilmiş, sevgi, şefkat ve ilgiden yoksun olarak büyümüş olduklarını göstermektedir.
Madde kullanımının ve bağımlılığın en önemli nedenlerden biri de aile içinde ya ebeveynlerden ya da yakın akrabalardan birinin kullanıcı veya satıcı olmasıdır. Nitekim yaptığımız çalışmalar ve gözlemlerimiz araştırmalarda da madde kullanan kişilerin aynı zamanda ailelerinde de madde kullanımının yaygın olduğu görülmüştür. “Uyuşturucuya başlamamın nedeni amcamın bu işi yapmasıydı. Köyümüz sınırdaydı, orada köylülerin çoğu kaçakçılık yapıyordu. Köyde iş yok, güç yok ne yapacaksın, akraban bile yapıyor mesela, sen de mecbur kalıyon.” (G-7, 36). “Dayım ve iki amcam bu işi yapıyordu. Ben de onların yanında büyüdüm. Önce tarlada kenevir ektik, sonra yakalandık, ceza yedik. Ne yalan söyliyim, eğer onlar bu lanetli şeyi yapmasaydı ben de yapmazdım.” (G-8, 44). “Gözümü açar açmaz uyuşturucuyla tanıştım. Akrabalarım çok zengin oldular, İstanbul’da, Antalya’da arazi aldılar, otel aldılar. Biz de onlara baktık. Aslında nasıl bir çevrede büyüyorsan öyle oluyorsun… (G-9, 50).
Madde kullanımının ve bağımlılığın en önemli nedenlerden biri de aile içinde ya ebeveynlerden ya da yakın akrabalardan birinin kullanıcı veya satıcı olmasıdır. Nitekim yaptığımız çalışmalar ve gözlemlerimiz araştırmalarda da madde kullanan kişilerin aynı zamanda ailelerinde de madde kullanımının yaygın olduğu görülmüştür. “Uyuşturucuya başlamamın nedeni amcamın bu işi yapmasıydı. Köyümüz sınırdaydı, orada köylülerin çoğu kaçakçılık yapıyordu. Köyde iş yok, güç yok ne yapacaksın, akraban bile yapıyor mesela, sen de mecbur kalıyon.” (G-7, 36). “Dayım ve iki amcam bu işi yapıyordu. Ben de onların yanında büyüdüm. Önce tarlada kenevir ektik, sonra yakalandık, ceza yedik. Ne yalan söyliyim, eğer onlar bu lanetli şeyi yapmasaydı ben de yapmazdım.” (G-8, 44). “Gözümü açar açmaz uyuşturucuyla tanıştım. Akrabalarım çok zengin oldular, İstanbul’da, Antalya’da arazi aldılar, otel aldılar. Biz de onlara baktık. Aslında nasıl bir çevrede büyüyorsan öyle oluyorsun… (G-9, 50).
Yukarıda da belirtildiği gibi genellikle madde bağımlısı bireylerin aileleri, çocuklarını ihmal eden, onlara değer vermeyen, aşağılayan, cezalandıran, hor gören, duygu ve düşüncelerini önemsemeyen ve onlarla sağlıklı bir iletişim kuramayan anne babalardan oluşmaktadır. Oysa ailede anne-baba ve çocuklar arasında açık, doğrudan ve karşılıklı bir iletişimin olması, hem bireylerin birbirleriyle uzlaşmacı, eşitlikçi ve paylaşımcı ilişkiler içinde olmalarına ve bu ilişkileri çocuklarına aktarmalarına hem de aile içi uyumun sağlanarak oluşan veya oluşabilecek sorunların daha kolay çözülmesine imkân tanıyacaktır. Aksi durumda, yani aile içi iletişimin zayıf olması en başta bireyin bedensel ve ruhsal gelişimini olumsuz yönde etkileyecektir. Örneğin bu tür ailelerde bireyler, özgüven duygusundan yoksun olarak büyü (tül)dükleri için hem bencil, çekingen, korkak, silik ve asosyal tipler olabilmekte hem de kötü alışkanlıklar ve arkadaşlıklar edinebilmektedirler.
Nitekim çalışmalarımız da kullanıcılar en çok bu hususu, yani aile ortamında özellikle de baba otoritesinden kaynaklı bir korku yaşadıklarını ve bu korku nedeniyle ebeveynleriyle çoğu zaman iletişim kuramadıklarını, sorunlarını anlatamadıklarını dolayısıyla da özgür olamadıklarını belirtmişlerdir. Özellikle de hiyerarşiye dayalı otoriter bir yapının söz konusu olduğu ailelerde çocuklar, diyalog kurmak için farklı sosyal çevreler edinebilmektedir. “28 yaşındayım, bugüne kadar babamın bir sorunumla ilgilendiğini hatırlamıyorum… bi kere babam evdeyken biz konuşamıyoruz, çekiniyoruz. Çünkü büyüklerin yanında konuşulmaz, daha doğrusu bize öyle öğrettiler. Neymiş efendim ayıpmış… Keşke bir gün olsun ‘oğlum sorunun nedir, derdin nedir?’ deseydiler… Ama hiç oralı olmadılar, sadece git para kazan, eve ekmek getir dediler. Eğer ilgili bir ailem olsaydı bu duruma düşer miydim?”
(G-9 28).
Danışanlarımızın beyanları, bağımlılık davranışının başlaması, gelişmesi ve süründürülmesinde aile yapısının ve aile içi ilişkilerin ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle de ailede çocuğun kişisel gelişimini engelleyen bir ortamın olması veya ebeveynlerin katı, baskıcı ve otoriter bir tutuma sahip olması hem gençleri ailelerinden koparabilmekte hem de suça itilmelerine veya kötü alışkanlıklar edinmelerine neden olabilmektedir. “İlkokulu bitirir bitirmez, babam beni okuldan alıp amcamım dükkânına verdi. Okuyacağım dedim, yok dediler, çalışman lazım. Ben de dükkândan kaçtım, tekrar okula gittim. Babam okuldan aldı eve götürdü, demir şişle kafama vurdu, 3 gün hapsetti, gitmeyeceksin dedi. Zaten o gün film koptu bende, evden kaçtım, esrar kullanmaya başladım, bugüne geldik işte…” (G-12, 46).
Cezalandırma tehdidinin hâkim olduğu ya da babanın anneye veya çocuğa şiddet uyguladığı aile ortamlarında büyüyen çocuklar, genellikle ceza ve şiddeti normal bir davranış biçimi olarak düşünmekte ve ileriki yaşamlarında da karşılaştıkları sorunları çözmek için de bu yöntemleri kullanabilmektedirler Çünkü şiddet, sosyalleşme sürecinde öğrenilen bir davranış biçimidir ve özellikle de erkek egemen kültürün söz konusu olduğu toplumlarda karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla aile içi şiddetin eksik olmadığı ailelerde büyüyen çocuklar ve gençler, başta madde kullanımı olmak üzere intihar ve evden kaçmalar açısından büyük risk altındadırlar. Nitekim suça sürüklenen çocukların büyük bir kısmının özellikle de çocukluk döneminde aile içinde fiziksel, duygusal veya cinsel istismara uğradıkları tahmin edilmektedir.













































Yorum Yazın