
HDP Van milletvekili Murat Sarısaç, Türkiye’de 3 dilin tamamen yok olduğunu, 15 dilin de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, TBMM’nin bir araştırma çalışmasını başlatmasını ve Türkçe dışındaki dillerin de anayasal güvenceye kavuşturulmasını istedi.
Vanmed Haber Merkezi - TBMM Başkanlığına önerge veren HDP Van milletvekili Murat Sarısaç, “21 Şubat Dünya Anadili Günü’nün devlet kademelerinde önemsenerek Türkçe dışındaki dillerle ilgili araştırmaların yapılmasını” talep etti.
Türkiye’deki dil çokluğuna dikkat çeken Sarısaç, “Mezopotamya ve Anadolu coğrafyası, geçmişten günümüze farklı etnik ve inançsal zenginlik taşıyan birçok medeniyete ev sahipliği yapagelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin de üzerinde kurulduğu topraklar; daima dil, inanç, kültür, coğrafya, ekoloji vb. farklılıkların merkezi olmuştur. Bu sebeple Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) da Türkiye’yi somut olmayan kültürel miras konusunda zengin bir ülke olarak varsaymıştır. Çünkü üzerinde yaşadığımız coğrafyada; Kürtçe (Kurmancca, Zazaca), Türkçe, Lazca, Pomakça, Arapça, Çerkesce Romanca, Boşnakça, Abhazca ve daha birçok dil konuşulmaktadır. Dolayısıyla dil olgusuyla birlikte yaşamın her alanında halklar arasında bir etkileşim yaşanırken bu durum zengin bir kültürel mirasın oluşmasını da sağlamıştır.” İfadelerini kullandı.
Geçen süre içinde Türkçe dışındaki dillerin önemsenmediğini ifade eden Sarısaç, şöyle dedi:
“Buna rağmen coğrafyayı oluşturan dilsel çeşitlilik zamanla yok sayılarak Kürtçe başta olmak üzere diller yasaklanarak çok boyutlu dil politikaları devreye konulmuştur. Üniter – ulus devlet perspektifi kapsamında Türkçe dışındaki diller kabul edilmeyerek kamusal alanda dilsel bir homojenleştirmeye gidilmiştir. Öyle ki “Vatandaş Türkçe Konuş” ile başlayan süreç Güneş – Dil Teorisi tezleriyle güçlendirilmiş, 1957 yılında Ad Değiştirme İhtisas Komisyonu ile genişleyen politikalar, 19 Ekim 1983 tarihli 2932 sayılı yasayla dillerin yasaklanmasına kadar varmıştır. Öyle ki yürütülen benzer dil politikaları nedeniyle bugün dünya genelinde 6 bin dilin %43’ünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtilmektedir.”
Türkiye’de 3 dilin yok olduğunu, 15 dilin ise yok olmayla yüz yüze olduğunu belirten Sarısaç, araştırma talebini şöyle dile getirdi:
“UNESCO’nun yakın zamanda güncellediği “Tehlike Altındaki Diller Atlası”na göre Türkiye’de de 15 dil yok olma tehlikesi altındadır. Söz konusu Diller Atlası’na bakıldığında; Konya’nın Sille köyünde konuşulan Kapadokya Yunancası, Marmara Bölgesi ile Kafkasya’da yaygın olan Ubıhça ve Diyarbakır’da konuşulan Mlahso ölmüş diller kategorisine girmiştir. Bugün de birçok dil Anayasal güvenceye alınarak kamusal alanda kullanımı devletçe desteklenmediği için tehlike altındadır. Özellikle Olağanüstü Hal (2016 -2018) sürecinde Kürtçe yayın yapan gazete ve TV’lerin, anadilinde eğitim veren okulların, İstanbul Kürt Enstitüsü ve Kürdi Der gibi kurumların kapatılması, belediyelere atanan kayyumların uygulamaları ciddi bir gerilemeye neden olmuştur.
Gelinen aşamada anadilinde eğitim talebi kritik önemde olmaya devam ederken okulların 5, 6, 7 ve 8. sınıflarında verilen Yaşayan Diller ve Lehçeler dersleri bile fiilen işlevsiz durumdadır. Çünkü derslerin tercih süreçleri, öğretmen ihtiyacı ve materyal tedariki başta olmak üzere birçok alanda yaşanan sorunlar çözülmemektedir. Derslerin müfredata eklenmeye başlandığı 2012 yılından günümüze değin seyrine bakıldığında da sürekli olarak bir geriye gidişin olduğu görülmektedir. Dolayısıyla siyasi iktidarın göstermelik adımlarla Kürtçe başta olmak üzere anadilinde eğitim talebini geri plana atma gayreti içinde olduğu anlaşılmaktadır.
Bugün iktidarın kayıtsızlığına teknolojik araç gereçlerin gelişimi de eklendiğinde her geçen zaman Türkçe dışındaki dillerin aleyhine işlemektedir. Özellikle yeni nesillerin teknolojik olanaklara anadillerinde erişememeleri, bu alanda hiçbir tedbir alınmaması adeta dijital bir asimilasyon politikasına dönüşmüştür. Öyle ki dilsel çeşitliliğin korunup geliştirildiği ülkelerde teknolojinin kullanımı çok dilliliği güçlendirirken Türkiye’de tam tersi bir gelişim seyri söz konusudur. Bugün UNESCO da 21 Şubat Dünya Anadili Günü kapsamında 2022 yılı temasını “Çok Dilli Öğrenim İçin Teknolojiyi Kullanma: Zorluklar ve Fırsatlar” şeklinde belirlemiştir. Bu nedenle teknolojik gelişmelerin de çok dillilik için bir zorluk değil; bilakis bir fırsat olabileceği adımlar atılmalıdır.
Sonuç itibariyle kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla 1999 yılında ilan edilen Dünya Anadili Günü’nde siyasi iktidarın anadili konusunda görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi beklenmektedir. Özellikle bugün de konuşulan tüm dillerin dokümantasyon çalışmalarının yapılarak biokültürel çeşitliliğin korunup geliştirilmesi, halklar arasındaki bağın güçlendirilmesi ve çocukların eğitimde yaşadıkları zorlukların aşılması için anadili temelli çokdilli eğitim modeli hayata geçirilmelidir. Bu sebeple Türkçe dışındaki dillere yönelik akademik çalışmaların yapılarak dilsel zenginliklerin kayıt altına alınması ve dillerin anayasal güvenceye alınarak anadilinde eğitim olanaklarının oluşturulması amacıyla Meclis araştırması açılması yararlı olacaktır.








































Yorum Yazın