
"Adil Bazencir bir sanatçı, bir ressam. Bingöl’ün karlı dağlarından kalkmış gelmiş bir yetenek. Aslında öğretmen ama resim yapıyor. Yani sadece sözcüklerle değil çizerek, boyayarak da eğitiyor. Ahmet Yeşil yürümüyor, ama insanın ruhunda yürüyen resimler yapıyor. ünü Türkiye'yi çoktan aşmış. O da gelmiş. MTSO salonundaki sergisini birlikte gezdik. Ünlü ressamlarımızdan Ahmet Yeşil de meslektaşının sergisine gelmiş, birlikte geziyoruz. Bazencir’in resimleri de soyadı gibi zincirsiz, özgürlüğe doğru koşuyorlar sanki. İnsanoğlundaki yeteneği toplumun iyiliği, güzelliği için kullanıyor “adilane” bir biçimde."
Giriş
Düşünüyorum da, eğer ülkeleri yöneten siyasi liderlerin değer verdiği birer sanatçı, edebiyatçı, şair veya felsefeci danışmanı olsaydı dünya bu kadar kan revan içinde kalır mıydı? Çünkü güç, iyi şeyler ve güzel şeyler için kullanılmadığı takdirde çok tehlikeli ve zararlı oluyor. İster siyasi, ister askeri, ister para gücü olsun bunlar yanlış kullanıldığında bir süre sonra insanı zehirliyor, özünden kopartıp kendine yabancılaştırıyor, gücün edinimleri topluma kötülük olarak dönüyor. Peki panzehiri nedir bunun? Panzehiri sanattır, edebiyattır, felsefedir.
Bir ressam
Adil Bazencir bir sanatçı, bir ressam. Bingöl’ün karlı dağlarından kalkmış gelmiş bir yetenek. Aslında öğretmen ama resim yapıyor. Yani sadece sözcüklerle değil çizerek, boyayarak da eğitiyor. Ahmet Yeşil yürümüyor, ama insanın ruhunda yürüyen resimler yapıyor. ünü Türkiye'yi çoktan aşmış. O da gelmiş. MTSO salonundaki sergisini birlikte gezdik. Ünlü ressamlarımızdan Ahmet Yeşil de meslektaşının sergisine gelmiş, birlikte geziyoruz. Bazencir’in resimleri de soyadı gibi zincirsiz, özgürlüğe doğru koşuyorlar sanki. İnsanoğlundaki yeteneği toplumun iyiliği, güzelliği için kullanıyor “adilane” bir biçimde.
Resmin yarattığı metamorfoz
Örneğin, 1943 yılının temmuz ayında Van'ın Özalp ilçesinde, 33 kişinin hayvan kaçakçılığı iddiası ve 3. Ordu komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın emriyle yargısız olarak kurşuna dizilmesi ve 32'sinin ölümü, birinin kaçması ile sonuçlanan olayı resmetmiş. Bir mizansenle katledilen 33 insanın trajedisini simgeleyen resmini izlerken İran hududundan kopup gelen çığlıkları duyar gibi oluyor insan. Acı, yoksulluk, katliam ve ferman. Gören göz için hepsi var orda, hepsi yan yana. “Birbirine karışmış tavuklarımız, bilmezlikten değil, fukaralıktan” diyor şair Ahmet Arif, 33 Kurşun şiirinde. Şair, başka biçemde dile getiriyor Adil’in resmettiği bu fermanlı katlı; “Şifre buyurmuş bir paşa, budur katlimize sebep suçumuz” diyor.
Mala miné..
Ressam ise bu yaşanmışlığı resme döküp salıyor topluma, gidin küllemeyin üstünü, unutmasın bellekler, hatırlansın ki bir daha yaşanmasın bu çağdışı vahşetler, der gibi. Resimde dikey dalgalı çizgilerle hüznün, katlin ve fermanın dile getirişi Kafkas Ufkundan Nemrut’a karşı Acem Mülküne kadar uzanır durur. Ağla yüreğim ağla diyor resim. Adil’in her resmi bir başka yaşanmışlığın hikayesi, tarihe not düşüyor, kendileyin. Dört ayaklı Minarenin dibinde ensesinden uzanıp uzanan kim ola acaba? Biraz dikkatle bakıyorsunuz, evet bu o: Barışın elçisi, barış için canını ortaya koyan sevgili Tahir Elçi. Başında binlerce güvercin uçuyor, umutsuzluğu kanatlarıyla defeder gibi. Umutsuzluk yok diyorlar, Tahir boşuna ölmedi. Ve resme dalıyorum bir kez daha. Viyan'ın sözleri geliyor aklıma: Tablo kelimeleri olmayan bir şiirdir, diyor. Adil bu tabloda Ahmed Arif’in yaptığını sözlerle değil renklerle dile getiriyor. Hüzün, acı, umut bir arada. Güvercinler uçuşuyor hala.. Kadrajdan çıkıyorlar, uzak ufuklara doğru kanat çırpıyorlar. Bize de sanatın yaratıcılığının her zaman insana iyi gelen şifa verici yanı kalıyor.
Bir kez daha sanatın gücü ile sarsılıp kendimize geliyoruz. Evet, sanat bizi biz yapan yegane insan yaratısı. İnsanlıktan çıkıldığında, yabancılaştığında insana; “özüne dön” çağrısı yapan değerler manzumesi..
Sanatın Gücü
Çünkü, insanı insan yapan değerler çoğu kez, gürül gürül akan bir şelalenin arakasındaki kuytularda, en dip tarafında yer alırlar. Onu oradan ancak sanatın gücü çekip çıkarabiliyor. Değil mi ki insan, ne kadar sert ve ciddi olursa olsun, bir tiyatroda, bir repliğe 32 dişiyle gülüyor, bir roman okurken bazen duygulanıyor, bir sinema sahnesinde kendini tutamayıp ağlıyor, bir resim alıp ta nerelere götürüyor insanı. İşte o anda, ne kadar katılaşmış olursa olsun yüreğimiz, sanatın gücü ile yumuşayıp insanileşiyor, kendi insani özümüze yeniden dönüyoruz. İnsani hasletlerimiz günlük koşuşturmaların hay huyu içinde ne kadar gerilere çekilmiş olursa olsun, sanatın o sihirli eli yüreğimizin derinliklerine uzanıp bizi biz yapan özümüzü oradan çekip su yüzüne çıkarıyor. O zaman gülüyor, ağlıyor, düşünüyor veya hüzünleniyoruz. Bunların hepsi insana mahsus duygular. İşte o anlarda biz gerçek biz oluyor, “insani özümüze” dönmüş oluyoruz.
Topluma konuşmasıdır eseri sanatçının
Sanatçı bu yaşadığı dünyada sanatı ile konuşur bizimle. Sanatın gücü ile. Yazarken resmederken de öyle. İnsanın eylemini aktarması kendi eylemi olur. “Bırak psikoloji, karakter, insan ilişkileri, eylemlerden çıksın; kelimeleri güzelleştirerek ya da şiddetlendirerek, güzel tasvirlerle insan hallerini anlatmaya kalkma, eylemi anlat, gerisini okur kafasında tamamlasın”, diyor, ünlü filozof Aristoteles. Bence Adil Bazencir de bunu yapıyor. Eyleyenlerin eylemini aktararak kendi eylemini koyuyor ortaya. Kendisini kutluyorum. Henüz çok su yüzüne çıkmamış, hak ettiği yerde değil, ama sabırla sebatla bunu da başaracaktır, eminim. Yapmaya, yontmaya devam.
İnsanı insan eden..
Çünkü, insan, eksikleri ve fazlalıkları olan bir varlık. Bunları yontmanın fazlalıkları giderip eksiklikleri tamamlamanın en etkili yolu sanattır, edebiyattır, felsefedir. Sanat insanı daha insan yapar. Bu yüzden Schiller, “bizi yaratan doğadır, ama insan eden ise sanattır”, der. Sanat insanı dülgerin rendesi gibi rendeler; daha insan yapar. Ünlü filozof Nietzsche, “insan yaşamının anlamsızlığının yegane ilacı sanattır” derken, yaşama anlam katmanın yolunu da gösteriyor. Bir de felsefe ve edebiyat eşlik ediyor bize bu yolculukta, işi tamamına erdirmek için. Felsefe de V. Hugo’nun dediği gibi “düşüncenin mikroskobu” vazifesini görür bu esnada. Tabi mikroskobun işe yaraması için bakması gereken ve bakan düşünce olması lazım. Bakın etrafınıza çok iyi matematik bilen, bilgisayar kullanan uzamanlar göreceksiniz, ama bilgisayar yapan, matematik yapan çok az. Nedeni eğitim sistemimizin temelini oluşturması gereken felsefe ve sanat eğitimi eksikliğidir. Yaratıcılık yerine ezbercilik var maalesef. Onun için sabırla sebatla iğneyle kuyu kazar misli bir iştir bu. Hele su fışkırıp çıksın, kim engeller bereketli ekinlerin gönençli çığlığını. İnsani insan eden uğraş uğraşların en yücesidir çünkü.
Sonuç
Uzatmadan şunu söyleyeyim. Yaşamın sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal boyutlarını her alanda ve her anlamda sanatla taçlandırmak gerek. Ve bu yüzden, eğer siyaset, sanatın etkilerine maruz kalmak istiyorsa, benim siyasetçilere önerim; sanatçı danışmanların yanısıra, haftada bir sinema, ayda bir tiyatro seyretmeleri, iki-üç ayda bir en az bir bir resim sergisi dolaşmaları, roman okumalarıdır. Aslında üniversitelerin eğitim kurumlarının fonksiyonları arasında da bu olmalı. Yani insanın içindeki cevheri ortaya çıkarırken onun insani boyutlarını da unutmadan bunu yapması lazım. Bu son derece önemli bir noktadır. İşte Adil Bazencir’in sergisi bunları anımsattı, bu anlamda yeniden bir ışık tuttu içime...
Başarıların daim, sanatına selam olsun sevgili Adil...









































Yorum Yazın