--°Van
DOLAR49,63
EURO55,83
GRAM6.427
ÇEYREK10.619

Prof. Dr. Ahmet ÖZER: Otokrasi ve Demokrasi

Prof. Dr. Ahmet ÖZER: Otokrasi ve Demokrasi
"(...)Otokrasiyi demokrasiden ayıran temel özeliklilerden biri hesap verebilirliktir. Otokratların yetkileri çok ama sorumlulukları yoktur. Bu da onları keyfi davranmaya iter. Otokrat yönetimlerde yanlış yapanların yanına yaptıkları hep kar kalır. Böylece tekerrür efen yanlışlarla düzen devam eder gider."

Devlet denilen aygıt, belli sınırlar içinde yaşayan vatandaşlarının

1) güvenliğini

2) refahını sağlamak üzere oluşturulmuş bir organizasyondur.

Güvenliğin iki boyutu vardır:

Biri dış güvenliktir, bu dışarıya karşı sınırları korumayı içerir.

İkincisi de iç güvenliktir, bu da kamu düzenine tekabül eder.

Vatandaşlar bu hizmetleri yerine getirmesi için kendilerini temsil edecek görevliler seçer. Sonra bu hizmetlerin karşılanması için görevlendirdiği bürokrat, memur ve işçilerin ücretleri için cebinden para öder. Devlet tarafından vatandaştan alınan bu paraya da vergi adı verilir.

Dolayısıyla demokratik devlet denen aygıt vatandaşın rızasıyla verilen vergi, kurulan ordu ve seçilen meclilerden ve onların atadığı memurlardan oluşur. Temelde bunların hepsi vayandaşın hizmetindedir. Bu yüzden söz konusu olan devletin insani değil, insanın devletidir. Yani devleti yönetenler yönettikleri insanların hizmetindedir. Yoksa, aksine bugün olduğu gibi vatandaş devleti yönetenlerin hizmetinde değil.

Ne ki hizmetkar ile hizmet edilmesi gerekenler yer değiştirdiğinde demokrasi ortadan kalkar, otokrasi ortaya çıkar. Otokrasinin de oligarşi, monarşi, teokrasi gibi çeşitleri vardır.

Monarşi, tek kişinin (kralın) yönetimidir; oligarşi (bir kaç oligarkın, tekelcinin) yani bir kaç kişinin yönetimidir; demokrasi ise (bir çok kişinin) yani halkın yönetimidir. (Mono, tek; oli bir kaç, demos bir çok, halk demektir.)

Otokrasiye gelince. Burada bir çarpıklık var. Halk adına ortaya çıkanlar halkı takmayarak küçük bir çıkar azınlığın çıkarlarını koruma altına almaya çalışırlar. Bunu da çoğunlukla baskı ile yaparlar. Bunları halk adına yaptıklarını söylemeleri ya da demokrasiden dem vurmaları işin özünü değiştirmez.

Otokrasiyi demokrasiden ayıran temel özeliklilerden biri hesap verebilirliktir. Otokratların yetkileri çok ama sorumlulukları yoktur. Bu da onları keyfi davranmaya iter. Otokrat yönetimlerde yanlış yapanların yanına yaptıkları hep kar kalır. Böylece tekerrür eden yanlışlarla düzen devam eder gider.

Yani, yanlışları, hırsızlıkları, suçları, yalan ve dolanları yanlarına kar kalı genellikle. Onlara hesap sorulmaz, sorulamaz, sistem böyle kurulmuş, böyle kurgulanmıştır.

Bu düzende yukarıdakiler (yönetenler) ve aşağıdakiler (yönetilenler) vardır, ortası yoktur. Orta sınıf aşağıya erimiş aşağıya doğru akmıştır. Yukarıdakilerin yiyecek semirmesi nedeniyle sahip olanlar ile olmayanlar arasındaki uçurum derindir.

Düzenin yanlışlığına kimse korkudan sesini çıkaramaz, çünkü kamu düzeni için oluşturulmuş olan aygıtlar bu klikin elinde kendi çıkarlarını korumak için kullanılmaktadır. Kolluk kuvvetleri bu amaçla seferber edilir, mahkemeler bu iş için devreye sokulur, memurlar bu nedenle görevlendirilir. Sesini çıkaranlar göz altına alınır, tutuklanır, hapishaneler itiraz edenlerle dolup taşar. Hak, hukuk, adalet rafa kalkar. Bunlar varmış gibi yapılması bir şey değiştirmez.

Devletin kamu düzenini sağlamak için oluşturulmuş olan zor tekeli bu gidişata rıza göstermeyenleri susturmak, sindirmek için kullanılınca işler başka bir hal alır. Bu durum sadece sesini çıkaranları sindirmekle kalmaz diğerlerine göz dağı için de kullanılır.

Böylece korkunun yarattığı bir suskunluk oluşur, suskunluk sarmalı bir kanser gibi halk içinde yayılır, toplumu felç eder. Öyleki hiç bir konuda toplum doğru dürüst ciddi bir tepki göstermez. Refkleksler körelir. Bu durum tam da otokratın istediği şeydir.

Bütün bunları yaparken haktan hukuktan bahsetmekten geri durmaz otokrat. Şöyle yaptık böyle yaptık demekten imtina etmez, bütün bunları toplumun iyiliği için yaptığını ileti sürer, onca çalma çırpmayı örtmek için yollar, köprüleri kullanır, vatan, ezan, bayrak yalanına sarılır.

Ona göre toplumun bir beka sorunu vardır, kendisi olmazsa, dış düşmanlar bir günde ülkeyi bölüp parçalayacaktır. Ama merak etmeyin o vardır. O bunları yapmazsa toplum çoktan yanmış yıkışmıştır.

Bu yaşananlar o kadar çok tekrarlanır ki bir süre sonra sadece bunları söyleyenler değil toplum da bu yalanlara inanmaya başlar. İşte burası sözün bittiği yerdir artık.

Peki sözü yeniden nerden ve nasıl inşa etmek, yeniyi nasıl başlatmak gerek? Diger bir deyişle bu kısır döngüyü nerden kırmak gerekir? İşte şimdi temel soru budur. (Devam edecek)


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Ekim öncesi bilgilendirme çalışmalarıÖnceki Haber

Ekim öncesi bilgilendirme çalışmaları

TIR aracında sebze kasalarıyla kamufle edilen 70 Afganlı yakalandıSonraki Haber

TIR aracında sebze kasalarıyla kamufle e...

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar