--°Van
DOLAR49,64
EURO55,95
GRAM6.530
ÇEYREK10.761

Nureddin Şimşek: "Terörsüz Türkiye" söylemi ve Halep’ten yansıyan gerçek

Nureddin Şimşek: "Terörsüz Türkiye" söylemi ve Halep’ten yansıyan gerçek
"(...)Halep’ten çıkan ders açıktır: Kürt sorunu ideolojik değil, kimlik temellidir. Kendi kendini yönetme iradesi, dilini eğitimde kullanma hakkı ve kültürel varoluş talebi yok sayıldıkça, ne “Terörsüz Türkiye” ne de bölgesel istikrar mümkün olur. Bu süreç, çözüm ve barış başlığı altında sunulsa da pratikte Kürdü Suriye’de statüsüz, Türkiye’de ise ruhsuz bırakma projesine dönüşme riski taşımaktadır."

İktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı süreç, son aylarda özellikle Suriye sahasında yaşanan gelişmelerle birlikte bir barış projesinden çok, bölgesel ve kimlik temelli bir yeniden dizayn hamlesine dönüşmüş durumda. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 13 Ocak 2026 tarihli Meclis konuşması, bu sürecin ruhunu açıkça ele verdi. Bahçeli, Halep’te yaşanan çatışmaları gerekçe göstererek YPG/SDG’yi, PKK’yı ve DEM Parti’yi hedef aldı; mesele bir kez daha “güvenlik” parantezine sıkıştırıldı.

Oysa Halep’te yaşananlar, kamuoyuna sunulduğu gibi SDG’nin entegrasyonu reddetmesinden kaynaklanan bir kriz değildir. Aksine, 7 Ocak’ta Şam’da SDG ile Suriye Geçici Hükümeti arasında entegrasyon, çatışmaların önlenmesi ve 1 Nisan mutabakatına uyum başlıklarında olumlu ilerleyen görüşmelerin, dış bir müdahaleyle sabote edildiği güçlü biçimde dile getirilmektedir. Aynı gece Şêxmaqsut ve Eşrefiye mahallelerine başlatılan operasyon ve ardından gelen sivil ölümler, bu sabotajın sahadaki karşılığı olmuştur.

Hatırlanmalıdır ki 1 Nisan 2025’te taraflar arasında imzalanan anlaşma, bu mahallelerin ağır silahlardan arındırılmasını ve güvenliğin yerel asayiş güçlerine devrini öngörüyordu. Buna rağmen 6–10 Ocak tarihleri arasında yaşanan çatışmalar, yalnızca bu mutabakatın değil, aynı zamanda 10 Mart entegrasyon sürecinin de fiilen askıya alındığını göstermiştir.

En az 10 sivilin hayatını kaybettiği, binlerce kişinin yerinden edildiği bu süreç, “üniter yapı” söylemi adına yürütülen zorlayıcı entegrasyonun bedelini bir kez daha ortaya koymuştur.

Bahçeli’nin “ya mutabakatla ya da zorla” sözleri, iktidarın Kürt meselesine hâlâ kimlik değil güvenlik eksenli baktığının itirafıdır. Mazlum Abdi’ye yönelik “İsrail’in hazırladığı figür” suçlamaları da bu yaklaşımın parçasıdır: Kürt siyasal iradesini değersizleştirme ve dış güçlerin aparatı gibi gösterme çabası.

Oysa aynı anda ABD, İsrail ve Suriye rejimiyle yürütülen örtük mutabakatlar, bu söylemin kendi içinde derin bir çelişki barındırdığını göstermektedir.

Halep’ten çıkan ders açıktır: Kürt sorunu ideolojik değil, kimlik temellidir. Kendi kendini yönetme iradesi, dilini eğitimde kullanma hakkı ve kültürel varoluş talebi yok sayıldıkça, ne “Terörsüz Türkiye” ne de bölgesel istikrar mümkün olur. Bu süreç, çözüm ve barış başlığı altında sunulsa da pratikte Kürdü Suriye’de statüsüz, Türkiye’de ise ruhsuz bırakma projesine dönüşme riski taşımaktadır.

Son dönemde Suriyede yaşanan ve özelde  Halep’te yaşananlar bir uyarıdır. Kürt kimliği ve kolektif haklar görmezden gelinerek yürütülen hiçbir süreç barış üretmez. Türkiye, terörle mücadele ederken Kürt kimliğini inkâr etmeyen, kapsayıcı ve cesur bir siyasal akla yönelmediği sürece, gidilen yol yol değildir.


  • 0
    SEVDİM
  • 5
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
ABD'li Senatörden Şam ve Türkiye'ye uyarı: Akıllıca seçim yapın!Önceki Haber

ABD'li Senatörden Şam ve Türkiye'ye uyar...

Venezuelalı muhalif lider Machado Nobel Barış Ödülü madalyasını Beyaz Saray'da Trump'a verdiSonraki Haber

Venezuelalı muhalif lider Machado Nobel...

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar