
(...)Ahmet Hikmet Gönen, insanlara devamlı iyilik yapan, birleştirici, barışçı, hoş görülü bir insandı. Yaşlanıp avukatlığı bıraktığında dâvâ dosyalarını ayıklayıp tasfiye etti. Dosyaların arasında tahsil edilmemiş alacak senetlerinden gelecek para, yeni bir araba alacak kadardı. O bütün senetleri yaktı."
Avukat Ahmet Hikmet Gönen, uzun süre Bediüzzaman’la görüşmek istemesine rağmen bir türlü görüşmeye muvaffak olamaz.
Bir gün Ahmet Hikmet Gönen’in amcazadesi Mehmet Erkoşar, Bediüzzaman’ın Afyon adliyesinde olduğunu ona haber verir. Ahmet Hikmet Gönen, hemen adliye binasına gider. Sorgu hâkimliğinden çıkan Bediüzzaman’ı koridorda görür. Koşar adımlarla yanına varır ve ona “Hoş geldiniz.” der. Bediüzzaman: “Sen kimsin?” diye sorar. O da “Ben Avukat Ahmet Hikmet Gönen” der. Bediüzzaman, “Çok güzel, isabet oldu. Benim vekâletimi sen deruhte et.” der. Ahmet Hikmet Gönen, “Hay hay efendim, tamam!” der. Bediüzzaman, “Benim hakkımda açtıkları dâvâ yersizdir. Bu dâvâyı açtıkları için haksızlık yaptılar. Ama biz muvaffak olacağız.” der. Bediüzzaman, Ahmet Hikmet Gönen’e “Otele gel, orada görüşelim.” der. Ahmet Hikmet Gönen, “Hay hay efendim!” dedikten sonra Bediüzzaman’ın kaldığı otele gider. Bediüzzaman bu görüşmede “Ben Allah rızası için çalışıyorum. Benim zikrim, fikrim Allah’tır. Benim talebelerim de Allah yolunda, din, iman yolundadır. Başka bir maksadımız yoktur. Binaenaleyh, bu dâvâ yersizdir. Siz benim vekâletimi yapın.” der. Ahmet Hikmet Gönen de “Pekâlâ efendim!” dedikten sonra haklarında dâvâ açılan 24 kişinin vekâletini alır.
Birkaç gün sonra Afyon Savcılığı’nın açtığı dâvâ sonucunda Bediüzzaman’la 24 talebesi tutuklanarak cezaevine konur. Ahmet Hikmet Gönen, Bediüzzaman ve talebelerinin 20 aylık tutukluluk süresince dâvâ vekili olarak canla başla savunmalarını yapar. Çeşitli isim ve unvanlarla gelen bütün tehdit ve baskılara rağmen çekinmeden ve korkmadan dâvâlara girmeye devam eder. Bir gün Ahmet Hikmet Gönen, Bediüzzaman ve Nur Talebelerinin uzun süren mahkeme oturumundan sonra adliyedeki avukatlar odasına döner. Odadaki avukatların hemen hemen hepsi merakla ona mahkemede neler olduğunu anlatmasını isterler. Ahmet Hikmet Gönen, onlara “Size mahkemede olanlardan uzun uzadıya söz etmeyeceğim. Kısaca Nur deryasına daldık ve çıktık. Anladınız mı?” der. Avukat arkadaşları ona dâvâyı kaç paraya aldığını sorar. O da “Çok paraya…” der. Hâlbuki Ahmet Hikmet Gönen bu dâvâdan para almamıştı. Dâvâyı Allah rızası için kabul etmişti. Bediüzzaman’ın “Ben Allah rızası için çalışıyorum. Benim talebelerim de Allah yolunda, din, iman yolundadır. Dünyalık maksadımız yoktur.” deyişinden etkilenen Ahmet Hikmet Gönen para talep etmeden dâvâyı almıştı. Ahmet Hikmet Gönen dâvâyı aldığında anne-babası, iki çocuğu ve hanımıyla birlikte altı nüfusa bakıyordu. O güne kadar yaptığı işlerden de fazla birikmiş parası yoktu. Bediüzzaman ve Nur Talebeleri ile ilgili dâvâyı aldıktan kısa bir süre sonra Ahmet Hikmet Gönen’in önce yüreğine sonra evine huzur doldu. Kazancı ummadığı bir zamanda hayret uyandıracak şekilde bereketlendi. Kısa bir zaman içinde işleri açıldı, Gönen Pasajı ve dükkânlarını satın alır. Bu dâvânın bereketiyle yardıma muhtaç insanlara hayır hasenat yapmaya başladı.
Afyon Cezaevi’nde bütün ağır ve zor şartlar altında bulunan Bediüzzaman’ın yazdığı “On Dördüncü ve On Beşinci Şuâ”yı okuduğunda Bediüzzaman’a karşı hayranlığı, hayreti ve şaşkınlığı daha arttı. Mahkeme sürecinde gördüğü manevî yardımlar şevkini arttırdı ve bunları savunmalarına yansıttı. Bediüzzaman ve Nur Talebeleri Afyon hapsinde 20 ay kaldıktan sonra beraat etti ve 20 Eylül 1949’da serbest kaldılar. Bediüzzaman Afyon hapsinden çıkınca 72 gün Afyon’da polis kontrolünde tutuldu. 28 Aralık 1949 tarihinden sonra mecburî ikamet yeri olan Emirdağ’a döndü ve 23 Ağustos 1953’e kadar Emirdağ’da kaldı. Bu dönemden sonra Bediüzzaman’ın mahkeme devri kapandı. Ahmet Hikmet Gönen, Bediüzzaman ve talebelerinin dâvâlarında beraat kararı çıkıncaya kadar onları savunmaya devam etti. Ahmet Hikmet Gönen, çoğu zaman hapishaneye Bediüzzaman’la dâvâ konularını görüşmeye gittiğinde kendisine hediye olarak yiyecek götürdü.
Bediüzzaman her seferinde bunları ona iade etti.
Ahmet Hikmet Gönen, insanlara devamlı iyilik yapan, birleştirici, barışçı, hoş görülü bir insandı. Yaşlanıp avukatlığı bıraktığında dâvâ dosyalarını ayıklayıp tasfiye etti. Dosyaların arasında tahsil edilmemiş alacak senetlerinden gelecek para, yeni bir araba alacak kadardı. O bütün senetleri yaktı. Ona “Niçin senetleri yakıyorsun?” diye sorulduğunda “Senet sahiplerini tanıyorum. Bu insanların eğer ödeme güçleri olsaydı şimdiye kadar muhakkak ödemelerini yaparlardı.” derdi. Ahmet Hikmet Gönen 1912 Yılında Afyon’da doğmuş. Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra evlenmiş ve 1938’de Mardin’e hâkim olarak atanmıştı. beş yıl Mardin’de, beş yıl da Burdur’da hâkimlik yaptıktan sonra devletteki görevinden istifa ederek memleketi Afyon’da serbest avukat olarak çalışmaya başlamıştır. 1962-1964 yıllarında Afyon Barosu başkanlığını da yapmıştır.
Hayatının son döneminde Afyon’dan İstanbul Erenköy’e taşınmıştır. İstanbul’da 2002 yılında vefat eden Ahmet Hikmet Gönen, Afyon Asrî Mezarlığı’na defnedilmiştir. Ahmet Hikmet Gönen, “Bediüzzaman’ın avukatı” olarak nam salmıştır.
Kaynak:
Necmeddin Şahiner- Son Şahitler-2













































Yorum Yazın