--°Van
DOLAR49,64
EURO55,95
GRAM6.570
ÇEYREK10.761

Barışın Sözü Yetmez, Barışın Zemini de Kurulmalıdır..

Barışın Sözü Yetmez, Barışın Zemini de Kurulmalıdır..
Nureddin Şimşek yazdı...

Bir ülkede barıştan söz ediliyorsa, önce barışın hangi zeminde kurulacağına bakmak gerekir. Barış yalnızca silahların susması değildir; aynı zamanda hukukun, siyasetin ve toplumsal iradenin önünün açılmasıdır. Eğer bir yandan “yeni bir dönem”, “çözüm”, “demokratikleşme” gibi kavramlar konuşuluyor; diğer yandan Kürt siyasetinin önemli isimleri cezaevlerinde tutulmaya devam ediyorsa, toplumun aklına haklı olarak şu soru geliyor: Bu nasıl bir barıştır?

Nusaybin eski Belediye Başkanı Ayşe Gökkan hakkında yeniden görülen davada verilen 19 yıl 6 aylık hapis cezası, bu tartışmaların merkezine oturdu. Gökkan’ın mahkemede yaptığı Kürtçe savunmada dile getirdiği “Kürt olduğum için yargılanıyorsam bütün toplumun yargılanması gerekir” sözleri, sadece bir sanığın savunması değil, Türkiye’de yıllardır devam eden kimlik, siyaset ve hukuk tartışmasının bir yansımasıdır.

Elbette hukukta her iddia somut delillerle değerlendirilmelidir. Ancak Türkiye’nin yakın siyasi geçmişine bakıldığında, özellikle Kürt siyasi hareketinin temsilcileri açısından yargı süreçlerinin sadece hukuki değil, aynı zamanda siyasi sonuçlar doğurduğu yönündeki eleştiriler de göz ardı edilemez.
Bir tarafta barış ve demokratik çözüm söylemleri yükselirken, diğer tarafta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ gibi siyasetçilerin uzun tutukluluk süreçleri, yerel siyaset alanında görev yapmış isimlerin durumları ve muhalefete yönelik gelişmeler toplumda güven sorununu büyütmektedir.

Çünkü barış sadece karşı taraftan beklenen bir adım değildir. Eğer devlete düşen görev silahların bırakılmasını sağlamak, toplumsal çatışmayı sona erdirmek ve yeni bir sayfa açmak ise bunun yolu siyaset kanallarını güçlendirmekten geçer.

Siyasetin alanı daraltılırsa, insanların kendilerini ifade edebilecekleri demokratik yollar zayıflatılırsa, “dağdaki insan nasıl gelip siyaset yapacak, nasıl teslim süreci gerçekleşecek?” sorusu cevapsız kalır.

Bir yandan “düz ovada siyaset yapılmalı” denilirken, diğer yandan seçilmiş siyasetçilerin, belediye başkanlarının ve siyasi aktörlerin sürekli ceza tehdidi altında olması büyük bir çelişki yaratmaktadır. Siyaset kurumunun güçlenmediği bir ortamda toplumsal sorunların çözülmesi mümkün değildir.

Aynı şekilde muhalefetin farklı kesimlerine yönelik baskı algısı da demokrasinin genel iklimini etkilemektedir. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, sadece bir kesimin değil, bütün toplumun kendini güvende hissedeceği bir hukuk düzenidir.

Gerçek bir barış; geçmişin acılarını yok saymadan, farklılıkları tehdit olarak görmeden, insanların düşüncelerini özgürce ifade edebildiği bir ortamla mümkündür. Cezaevlerindeki siyasetçiler, kapatılan siyasi alanlar ve devam eden güvensizlik ortamı aşılmadan barışın kalıcı olması zor görünmektedir.

Çünkü barışın yolu yalnızca silahların bırakılmasından değil, insanların sözünün duyulmasından geçer.
Bugün sorulması gereken temel soru şudur:

Eğer amaç gerçekten demokratik bir çözüm ve kalıcı bir barış ise, bunun siyasi ve hukuki zemini neden hâlâ oluşturulamıyor?

Barış, sadece konuşulan bir hedef değil; cesaretle kurulması gereken bir toplumsal sözleşmedir.


  • 0
    SEVDİM
  • 6
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Van TSO YİK toplantısı gerçekleştirildiÖnceki Haber

Van TSO YİK toplantısı gerçekleştirildi

"Tuşba Edebiyat ve Kitap Günleri" panellerle son bulduSonraki Haber

"Tuşba Edebiyat ve Kitap Günleri" panell...

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar