Okullarda kan ve gözyaşı: Öğretmenler artık hedef, tedbirler artık lüks değil!
Nureddin Şimşek yazdı...
Urfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan vahşet, Türkiye’nin gündemine bir kez daha okul güvenliği meselesini kanlı harflerle yazdı. Okulun eski öğrencisi olduğu belirlenen bir saldırgan, okul içerisinde 16 kişiyi yaraladı. İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre yaralıların 10’u öğrenci, 4’ü öğretmen, biri polis memuru, biri ise kantin işletmecisiydi.Saldırgan, sıkıştırılınca aynı silahla intihar etti.
Ne yazık ki bu ilk değil. Daha yakın bir zamanda İstanbul’da 17 yaşındaki bir öğrenci, öğretmenini bıçaklayarak öldürdü. Artık “ilk değil” demek yetmiyor. “Umarım son olur” demek de yetersiz kalıyor. Çünkü bu saldırılar, sistematik bir çürümenin ve toplumsal bir kangrenin açık belirtileridir.
Bugün gelinen noktada, aile içinde kontrol edilemeyen, sosyal medyanın şiddeti ve mafya kültürünü özendiren içerikleriyle şekillenen, dizilerin “idol” diye sunduğu suç figürlerinden etkilenen bir gençlik gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Empati duygusu zayıflamış, saygı kavramı aşınmış ve otoriteyi reddeden bir anlayış giderek yaygınlaşmaktadır. En küçük bir uyarıyı “hakaret” olarak algılayan, öğretmenini sosyal medyada hedef gösteren bir zihniyet, eğitim sistemini tehdit eden en büyük sorunlardan biri haline gelmiştir.
Öğretmen, sınıfa girip “susun” dediğinde linç edilmekte; “ödevini yapmadın” dediğinde veli kapıya dayanmaktadır.
“Kopya çekme” uyarısı ise çoğu zaman sosyal medya linçine dönüşmektedir. Bu tablo, yalnızca bireysel bir sorun değil, devletin ve toplumun öğretmenin itibarını koruyamamasının bir sonucudur. Yıllardır kullanılan sorumsuz söylemler, öğretmeni değersizleştirmiş ve onu en kolay hedef haline getirmiştir.
Oysa öğretmen, bir milletin geleceğini inşa eden en stratejik kamu görevlisidir. Bir polis nasıl güvenliği sağlıyorsa, bir doktor nasıl hayat kurtarıyorsa, öğretmen de bir toplumun yarınlarını şekillendirir.
Bu nedenle öğretmenin can güvenliği ve mesleki itibarı; en az hâkim, savcı ve polis kadar korunmalıdır.
Artık söz değil, somut adım zamanıdır. Millî Eğitim Bakanlığı’nın “öğretmenin sağlığını ve güvenliğini korumak” yönündeki ifadeleri temenni olmaktan çıkarılmalıdır. Bu kapsamda:
Okullara profesyonel güvenlik personeli atanmalı,
Giriş-çıkışlar kontrollü hale getirilmeli ve turnike sistemi kurulmalı,
24 saat kesintisiz kamera sistemleri zorunlu olmalı,
Öğretmenlere yönelik sözlü ve fiziksel saldırılar ağırlaştırılmış cezalarla karşılanmalıdır.
Ayrıca öğretmene yönelik şiddet, “kamu görevlisine karşı suç” kapsamında daha caydırıcı yaptırımlara bağlanmalı ve özel bir suç tanımı olarak yasal düzenlemelerde yerini almalıdır.
Siyaset kurumuna da önemli bir sorumluluk düşmektedir. Öğretmeni küçümseyen, itibarsızlaştıran ve hedef haline getiren söylemler terk edilmelidir. Çünkü kullanılan her olumsuz ifade, sınıflarda şiddetin zeminini güçlendirmektedir.
Okullar, bilgi yuvalarıdır; korku mekânları değil. Öğretmenler fedai değildir. Onların güvenliği, çocuklarımızın geleceğinin teminatıdır.
Buradan Millî Eğitim Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çağrıda bulunuyoruz:
Artık “geçmiş olsun” deme zamanı değil, “bir daha asla” deme zamanıdır. Güvenlik yasaları, itibar yasaları ve okul güvenliğine yönelik düzenlemeler acilen hayata geçirilmelidir.
Çünkü öğretmenin canı, çocukların geleceği ve toplumun huzuru bu kadar ucuz değildir.
Öğretmenler yalnız değildir. Ancak yalnız bırakılmaya da tahammülleri kalmamıştır.
Yarın çok geç olmadan, bugün harekete geçelim.
İlginizi Çekebilir