Ali Acar yazdı: Cenaze yerde iken halay çekmek
"(...)Türkiye’de basın özgürlüğü yerlerde sürünüyor, hapishaneler gazeteci dolu, birçoğu da hapse girmemek için sürgün diyarlarında, birçoğu baskılardan dolayı mesleği bırakmış, var olan “çalışan gazeteciler” de sürüm sürüm sürünüyor alanlarda..."
Cenaze ortada iken aynı mekânda düğün olur mu? Hepiniz karşılaşmışsınızdır, oluyor, bakmışsınız aynı mahallede bir tarafta taziye kalabalığı, diğer tarafta düğünde halay çekenler…
Tabi öyle birbirlerine yabancı kimseler değiller bunlar yanlış anlamayın; akrabalar, komşular, birbirleriyle tanıdık kimselerdir bunlar… Ama akrabalardan birinin evinde cenaze, diğerinin evinde düğün var.
Türkiye’de basın özgürlüğü yerlerde sürünüyor, hapishaneler gazeteci dolu, birçoğu da hapse girmemek için sürgün diyarlarında, birçoğu baskılardan dolayı mesleği bırakmış, var olan “çalışan gazeteciler” de sürüm sürüm sürünüyor alanlarda...
Ama biz ne yapıyoruz “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü” diye bir kutlama yapıyoruz.
Neymiş, 1961’de ilk kez gazetecilerin hakları yasal güvenceye alınmışmış, peki sonra ne olmuş, 1971 darbesinde geri alınmış bu hakların bir kısmı! 9 gazete patronu gazetecilerin haklarına direnmiş, 3 gün boyunca gazete çıkarmama kararı almışlar, bildiri yayınlamışlar ama onların dediği olmayınca çalışanlar o günü “bayram” ilan etmişler…
Peki, şimdi biz neyi kutluyoruz, cenaze orta yerde iken sırf o günlerde böyle bir hikâye vuku buldu diye mi kutlama yapıyoruz?
İşte, orası önemli değil, biz yine de kutlamamızı yapalım, cenazeyi fazla kurcalamaya gerek yok!
Şimdi bu katlamalar arasında, gazeteciler açısından yaşananlara bir bakalım;
Türkiye’de nasıl ki hiç kimse işini bağımsız ve özgür yapamıyorsa gazeteciler birkaç kat daha işini bağımsız ve özgür yapamıyor.
Neden mi?
Muktedire lafın ucu değmesin diye gazeteci kılı kırk yarıyor, bunu yapmayanların başına neler geldiğini hepimiz biliyoruz.
Bir nefes gazetecinin hemen ensesinde kendini his ettiriyor, deyim yerindeyse kılını kıpırdatamıyor gazeteci, ama atılan nutuklara baktığınızda gazeteciler bu ülkede özgürler, rahatlar, kimse onlara karışmıyor…
Herkes kendine bir “yandaş” gazeteci bulmuş, “hizmetçi” desek daha doğru olur ya, ama nutuklara baktığınızda o “yandaş” hiçbir etki altında kalmadan, çok özgür bir iş yapıyor, doğru yapıyor. O zaten “yandaş” değil, meslekteki en yurtseverden…
Gazetelerin ne yazıp ne yazmayacağı aslında ilan edilmemiş kurallarla belirlenmiş, bu nedenle gazete sahibinin verdiği izin oranında eleştirel haber yazabiliyorsun, ama nutuklarda: “Basın özgürdür”…
Gazeteci işten çıkarılırken, vurulurken, hapse atılırken, bir gösteride tartaklanırken diğer meslektaşları tarafından savunulamıyorlar, çünkü bu en büyük suçlardan biri… Bu nedenle gazeteci dernekleri, sendikaları bu gibi durumlarda bir açıklamaya yeltenirken yine kılı kırk yarıyor. Zaten çoğunlukla bir şey olmamış gibi davranılıyor ve küçük bir açıklama dahi yapılamıyor.
Sanıldığı gibi “özgür” ve “bağımsız” olmadığı için ülkenin sorunlarının birebir bulaştığı gazetecilik mesleği, “saygın” olarak ifade edebileceğimiz noktadan son derece uzaklaşmış, bu nedenle gazeteciler çok rahatlıkla “hain”, “işbirlikçi”, “terörist”, “ajan” diye ilan edilebiliyorlar.
Yerel gazeteler alınan kararla birkaç sene önce ikişerli olarak birleştirilmişti, hem bu nedenle hem bu son dönemlerde yaşanan ekonomik kriz nedeniyle yüzlerce gazeteci işinden oldu.
Yanı başımızda işsiz meslektaşlarımız var, haksızlığa uğrayanlar var, hapiste, sürgünde olanlar var, mecbur edildikleri için mesleği terk edip köşesine çekilenler var ama biz yine de halay çekmeye devam ediyoruz.
Bir tarafta cenaze, diğer tarafta halay…
Galiba bu halay işi elimizde kalan tek tesellimiz…
İlginizi Çekebilir