<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>VANMED</title>
        <link>https://www.vanmed.net/</link>
        <description>Yerel, bölgesel, ulusal ve evrensel medya, haber platformu VANMED.</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Erkeksiz üreyerek 100 bin yıl hayatta kalan balık türü</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/erkeksiz-ureyerek-100-bin-yil-hayatta-kalan-balik-turu-31622</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/erkeksiz-ureyerek-100-bin-yil-hayatta-kalan-balik-turu-31622</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2026/06/erkeksiz-ureyerek-100-bin-yil-hayatta-kalan-balik-turu-1780660520.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2026/06/erkeksiz-ureyerek-100-bin-yil-hayatta-kalan-balik-turu-1780660520.png"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2026/06/erkeksiz-ureyerek-100-bin-yil-hayatta-kalan-balik-turu-1780660520.png" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Meksika ve Güney Teksas'taki nehirlerde aslında hiç var olmaması gereken tamamen dişilerden oluşan bir balık türü yüzüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ - </strong>Tamamen dişilerden oluşan sürüsünün içinde süzülürken, gümüş pulları yakın akraba türlerin erkeklerine sürtünüyor. Eşini burada seçiyor. Ancak erkeğin genleri alışılmadık bir evrimsel dönüşümle yavrularında hiçbir rol oynamıyor.</p>

<p>Bu durum jineogenez olarak biliniyor. Dişi, erkeğin spermini yalnızca yumurta gelişimini tetiklemek için kullanıyor ama DNA'sını hızla atıyor. Sadece dişi yavrular üretiyor ve her biri de kendisinin bir klonu.</p>

<p>Bu balık, Yunan mitolojisindeki tamamen dişi savaşçı kabilesinin adını taşıyan Amazon molly'si ve yaklaşık yüz yıldır bilim insanlarını şaşırtıyor.</p>

<p>Evrim teorisi, eşeysiz türlerin hızla yok olması gerektiğini söylüyor çünkü cinsellik olmadan zararlı mutasyonlar zamanla genlerde birikiyor. Fakat sadece dişilerden oluşan bu tür yaklaşık 100 bin yıldır varlığını sürdürüyor.</p>

<p>Peki, teori çoktan yok olması gerektiğini öne sürerken, Amazon molly nasıl hayatta kalabildi?Cinsellik neden önemli?</p>

<p>Almanya'daki Ludwig Maximilian Üniversitesi'nden biyolog ve Amazon molly balığı üzerine yeni bir çalışmanın ortak yazarı Edward Ricemeyer'e göre "Cinsellik maliyetlidir".</p>

<p>Bireyler bir eş bulmak ve onun için rekabet etmek zorunda ve her ebeveyn DNA'sının sadece yarısını aktarıyor. Üremedeki emek genellikle eşitsiz.</p>

<p>Birçok türün dişileri, yavruları üretmek, doğurmak veya kuluçkaya yatırmak ve büyütmek için erkeklerden çok daha fazla enerji harcıyor.</p>

<p>Buna karşılık, eşeysiz üreme çok daha iyi bir yöntem gibi görünüyor. Bir eş bulmaya (ve onunla uğraşmaya) gerek yok ve genlerinizin %100'ünü aktarabiliyorsunuz.</p>

<p>Ancak yaşam ağacının tamamında, cinsellik gerçekten baskın.</p>

<p>Hollanda'daki Amsterdam Üniversitesi'nden evrimsel biyolog Dave Speijer, "Genel tabloya bakarsanız, %99,9'u cinsellik" diyor.</p>

<p><img alt="Parlak mavi sularda, mercanların üzerinde siyah benekli, küçük, açık kahverengi bir köpekbalığı yüzüyor." src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/5451/live/bcf6cd60-5b48-11f1-89a3-d1f559421220.jpg.webp" style="height:1080px; width:1920px" /></p>

<p>Kaynak,Oleg Kovtun via Getty Images - Bazı köpekbalıklarının esaret altında eşeysiz olarak ürediği bildirildi ama koşullar uygun olduğunda tekrar eşeyli üremeye döndükleri görülüyor.</p>

<p>Cinsel üreme sırasında, iki ebeveynin DNA'sı rekombinasyon adı verilen bir süreçle yeniden düzenleriyor ve her yavruya benzersiz bir gen kombinasyonu kazandırıyor.</p>

<p>Bu da genellikle cinsel yolla üreyen türlerde daha fazla genetik çeşitlilik olduğu anlamına geliyor çünkü her bireyin farklı bir gen karışımı var ve bu genellikle bir türün hayatta kalması için faydalı oluyor.</p>

<p>Cinsellik ayrıca koruma da sağlıyor. Bu genetik yeniden düzenleme olmadan, genler Muller'in çarkı adı verilen yavaş, sinsice ilerleyen bir tehditle karşı karşıya kalıyor.</p>

<p>Speijer "DNA kopyalandığında hep hatalar olur" diye açıklıyor.</p>

<p>Cinsel yolla üreyen türlerde, bu hatalar gen havuzundan çıkarılabiliyor ama eşeysiz ve klonlanarak üreyen türlerde bu kusurlar tekrar tekrar aktarılıyor.</p>

<p>Zamanla, bu zararlı mutasyonların genomu ufak ufak bozarak türün yok olmasına yol açtığı düşünülüyor.</p>

<h2>Cinsel ilişki olmadan gelişme</h2>

<p>Bu düşünceye göre eşeysiz üreyen türler kısa ömürlü olmaya ve genetik bozulmaya mahkum olmalı. Ancak Amazon molly balığı gibi bazıları sadece hayatta kalmakla kalmıyor aynı zamanda gelişiyor da.</p>

<p>Speijer, kafa karışıklığının bir kısmının teorinin nasıl yorumlandığından kaynaklanabileceğini düşünüyor.</p>

<p>Ona göre, teorinin cinselliğin kendisiyle ilgili olması yerine tüm yaşam üzerindeki daha büyük bir kısıtlama olarak yorumlanırsa daha iyi anlaşılabilir.</p>

<p>Her sistemin genetik "hataları" yönetmenin bir yoluna sahip olması gerekiyor ve cinsellik de bu stratejilerden sadece biri.</p>

<p>Bu şekilde bakıldığında, uzun ömürlü eşeysiz türler evrimsel kurallara meydan okumak yerine, alternatif yollar buluyorlar.</p>

<p>Hayvanlar aleminde, çalılıklarda yaşayan sopa böceklerinden, şekilsiz "mikro hayvanlara" kadar, teorinin öngördüğünden daha uzun süre varlığını sürdürmüş gibi görünen birçok eşeysiz canlı var.</p>

<p>Amazon molly balığı, nesilden nesile babasız yaşamaya alışmış, yalnızca dişilerden oluşan özel bir türler kulübüne ait. Bu uzun ömürlü eşeysiz canlıların, Muller'in çarkının öngördüğü kaderden nasıl kurtulduğu hala tartışılıyor.</p>

<h2>'Kopyala-yapıştır' yöntemi</h2>

<p>Ricemeyer, yeni çalışmanın bulmacanın daha önce eksik olan bir parçasını aydınlattığını söylüyor.</p>

<p>"Ve bu parça gen dönüşümüydü" diyor.</p>

<p>Gen dönüşümü bir genetik onarımın bir biçimi ve Amazon molly balıklarına özgü değil. İnsanlar da dahil olmak üzere birçok organizmada görülüyor.</p>

<p>Bizim gibi eşeyli türlerde, her birey genellikle çoğu genin iki kopyasını taşır. Biri annemizden, diğeri babamızdan.</p>

<p>DNA, örneğin UV radyasyonu nedeniyle hasar gördüğünde, hücreler bazen bir gen kopyasını diğerini onarmak için şablon olarak kullanabiliyor.</p>

<p>Gen dönüşümü olarak bilinen bu süreç, sonunda bir genin iki kopyasını birbirine daha benzer hale getirebiliyor.</p>

<p>İnsanlarda ve çoğu hayvanda, bu mekanizma büyük ölçüde arka planda sessizce DNA hasarını onararak işliyor. Fakat Amazon molly balığında, genomu korumada çok daha ön planda bir rol oynuyor gibi görünüyor.</p>

<p><img alt="Mavi bir arka plan üzerinde odaklanmış bir DNA çift sarmalının bilgisayar ortamında oluşturulmuş görüntüsü." src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/7328/live/d5ae4260-5b4e-11f1-8b8c-6d33e1d5abb6.jpg.webp" style="height:1080px; width:1920px" /></p>

<p>Kaynak,OsakaWayne Studios via Getty Images - Gen dönüşümü genellikle bir gen varyantından diğerine bilginin kopyalanması şeklinde bir tür "kopyala-yapıştır" mekanizması olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Ricemeyer ve ekibi, Amazon molly balıklarının DNA'sını nesiller boyunca karşılaştırmak için tüm genom dizileme yöntemini kullandı.</p>

<p>Molly balığının DNA'sının bazı bölümlerinin, cinsiyetin genetik açıdan düzenlenmesi yoluyla değil, çoğu hayvandan daha sık gerçekleşen gen dönüşümü yoluyla tekrar tekrar "üzerine yazıldığını" gözlemlediler.</p>

<p>Burada, gen dönüşümünün molly balığının genomunda cinselliğin bizimkine yaptığına benzer bir şey yaptığı görülüyor. Zararlı mutasyonların birikimini sınırlamaya yardımcı oluyor.</p>

<p>Çoğu eşeysiz hayvan gibi, Amazon molly balığı da tek bir tesadüfi karşılaşmadan ortaya çıktı.</p>

<p>Araştırmalar, bu olayın yaklaşık 100 bin yıl önce bir dişi Atlantik molly balığının bir erkek yelken yüzgeçli molly balığıyla çiftleşmesiyle gerçekleştiğini gösteriyor.</p>

<p>Katır veya erkek aslan ve dişi kaplanların karışımları gibi çoğu melezden farklı olarak, bu eşleşme kısır yavrulara neden olmadı. Bunun yerine, cinsiyetsiz üreyebilen bir tür üretti.</p>

<p>Yani artık her Amazon molly balığı, iki atadan gelen genetik materyali taşıyor ve bu da türe en başından itibaren yüksek bir genetik çeşitlilik sağlıyor. Böylece Muller'in mekanizmasına karşı biyolojik bir avantaj kazandırıyor.</p>

<p>Bu ikili miras, molly balığının kapsamlı gen dönüşümü yeteneğinin anahtarı olabilir.</p>

<p>Ebeveyn türleri oldukça yakın akraba oldukları için, genleri çoğunlukla aynı işlevleri yerine getirecek kadar benziyor ama aynı zamanda geniş bir şablon yelpazesi sunacak kadar da farklı.</p>

<p><img alt="Biri siyah, diğeri turuncu renkli iki küçük balık, arka planda bitki örtüsü bulunan çakılların üzerinde yüzüyor." src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/028c/live/e2704af0-5ab0-11f1-9e71-27c8c1b4ed56.jpg.webp" style="height:1016px; width:1805px" /></p>

<p>Kaynak,DEA/C.DANI/De Agostini via Getty Images - Yelken kanatlı molly balığının, 100 bin yıl önce başka bir molly türüyle çiftleşmesi sonucu Amazon molly balığının ortaya çıktığı düşünülüyor.</p>

<p>Daha da şaşırtıcı olan, gen dönüşümünün genomun bazı bölgelerinde diğerlerine göre daha sık meydana gelmesi.</p>

<p>Ricemeyer, "En kötü, en tehlikeli, en zararlı olmasını beklediğiniz türden mutasyonlar, gen dönüşümünün en sık gerçekleştiği genom bölgeleri" diyor.</p>

<p>Sonuç olarak, 100 bin yıldır cinsel ilişki olmamasına rağmen, türün genetik sağlığının çok iyi olduğu görülüyor.</p>

<h2>İnsan biyolojisine etkileri</h2>

<p>Genetik "hatalarla" başa çıkmak için bu alternatif stratejileri anlamak, Amazon molly balığının ötesinde, insan biyolojisi için bile sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Sonuçta, zararlı mutasyonlar sadece eşeysiz türlere özgü değil.</p>

<p>Ricemeyer "Kanser bir mutasyonlar hastalığı" diyor.</p>

<p>Bulgularının sonuçlarını abartmamaya özen gösterse de genetik mutasyon ve doğanın bunlarla başa çıkma stratejileri hakkındaki anlayışımızı daha da geliştirebilecek her şeyin uzun vadede faydalı olacağını söylüyor.</p>

<p>Amazon molly balığının, cinselliğin yeniden düzenleme gücüne karşı gerçekten uzun vadeli bir alternatif geliştirip geliştirmediği hala yanıtlanmamış bir soru. Bilim insanları, gen dönüşümünün Muller'in çarkını ne kadar süreyle kontrol altında tutabileceğini hala bilmiyorlar.</p>

<p>Ancak evrim teorisinin bir zamanlar var olmaması gerektiğini öne sürdüğü bir balık için, genetik sağlığı beklenmedik derecede güçlü.</p>

<p>Ricemeyer "Cinsel üremenin bir genomu sağlıklı tutmanın tek doğru yolu olduğunu düşünüyorduk... Ama şimdi hayır, başka bir yol daha olduğunu öğrendik" diyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 14:49:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Neden öldükten sonra hatırlanmak isteriz?</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/neden-oldukten-sonra-hatirlanmak-isteriz-31598</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/neden-oldukten-sonra-hatirlanmak-isteriz-31598</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2026/05/neden-oldukten-sonra-hatirlanmak-isteriz-1780147148.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2026/05/neden-oldukten-sonra-hatirlanmak-isteriz-1780147148.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2026/05/neden-oldukten-sonra-hatirlanmak-isteriz-1780147148.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[İnsanların yaşamları boyunca başkalarıyla bağlantıya ihtiyaç duydukları iyi biliniyor. Sağlığımızı iyileştiriyor ve mutluluğun önemli bir kaynağı. Bu nedenle, miras bırakma aynı zamanda sevilme ihtiyacımızın "yapay bir uzantısı" da olabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ - </strong>Beth Hunter, babasına Alzheimer teşhisi konulduğunda, yıllar sonra tekrar dinleyebilmek için aralarında geçen bir konuşmayı kaydetmesine izin verip vermeyeceğini sordu.</p>

<p>Babası reddetti.</p>

<p>Hunter'ın dediğine göre, babası ilişkileri hakkında derin, içten konuşmalar yapacak türden biri değildi.</p>

<p>Teşhisiyle yüzleşmedi veya ölüm hakkında konuşmadı. Bunun yerine, savaş öykülerini yazmaya öncelik verdi. Önce elle yazdı daha sonra da birine yazdırdı.&nbsp;</p>

<p>Miras bırakmak, sınırlı zamanın baskısını hisseden yaşlı yetişkinler için daha acil görünse de bazı akademisyenler, miras bırakma dürtüsünün yaşamın daha erken dönemlerinde başlayabileceğini ve belki de başlaması gerektiğini savunuyor.</p>

<p>Giderek artan sayıda araştırmaya göre gelecek nesillere bir şeyler aktarma konusundaki doğuştan gelen ilgimizi daha iyi anlamak, ruh sağlığını iyileştirmenin yeni yöntemlerini ortaya çıkarabilir.</p>

<p>ABD'nin Ohio eyaletindeki Bowling Green State Üniversitesi'nden doçent ve kanser atlatanlar konusunda uzmanlaşan Hunter, "İnsanların büyük çoğunluğu bunu düşünmüyor" diyor.</p>

<p>Ancak miras dürtüsü farklı şekillerde görülebiliyor ve hatta bilinçsiz bir eylem bile olabiliyor. Hunter, "Herkes, bilse de bilmese de bir miras bırakır" diye ekliyor.</p>

<p>Bu sadece servet veya mülk vasiyeti ya da müzik veya yazı gibi sonsuza dek sürecek sanat eserleri anlamına da gelmiyor.</p>

<p>Bazı araştırmacılar mirası birbiriyle örtüşen üç ana kategoriye ayırıyor;</p>

<ul>
	<li>Bedenlerimiz ve genetiğimiz aracılığıyla bıraktığımız biyolojik miras</li>
	<li>Servetimiz ve sahip olduklarımızla bırakılan maddi miras</li>
	<li>İnanç, kültür gibi değerlerimizin mirası</li>
</ul>

<h2>Biyolojik miras</h2>

<p>Biyolojik mirasın en belirgin biçimi, biyolojik çocuk sahibi olmak yoluyla genetiği aktarmak. Ancak genler aracılığıyla aktarılan genetik bir soy ağacı ile mirasımız, yani öldükten sonra bıraktığımız kalıcı etki iki ayrı şey olabilir.</p>

<p>Biyolojik bir miras bırakmak, içinde yaşadığımız kabukları, yani bedenlerimizi de geride bırakmak da olabilir.</p>

<p>ABD'de yaklaşık 170 milyon kayıtlı organ bağışçısı var. Fakat her 1000 kişiden sadece üçü başarılı bir organ bağışına olanak tanıyan koşullarda ölüyor.</p>

<p>Bazı insanlar tüm bedenlerini bilime bağışlamak istiyor. Bu da bedenlerinin tıp öğrencilerini eğitmek veya yeni klinik prosedürlerin geliştirilmesi gibi araştırmalar için kullanılacağı anlamına geliyor. 2021'de ABD'de 26 binden fazla beden bağışı yapıldı.</p>

<p>Belçika'da bedenlerini bağışlamak üzere kayıtlı 100'den fazla kişiyle yapılan yakın tarihli bir çalışmada, bilime katkıda bulunma arzusu %57 ile en önemli motivasyon kaynağı olarak görülüyor.</p>

<p>Diğer motivasyon kaynakları arasında tıbbi bakıma duyulan minnettarlık yer alırken, ilginç bir şekilde %16'sı motivasyonlarının ölümlerine anlam kazandırmak olduğunu belirtiyordu.</p>

<p><img alt="Laboratuvarda çalışan kadın bilim insanı" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/4e77/live/d26f1260-5b4d-11f1-a62b-2f41c7c3a318.jpg.webp" style="height:1192px; width:2120px" /></p>

<p>Kaynak,Getty Images</p>

<p>Fotoğraf altı yazısı,İnsanlar muhtemelen binlerce yıldır miras bırakmayı düşünmüş olsa da, bilim insanları bu kavramı yaklaşık 75 yıldır araştırıyor.</p>

<p>Bu durum, genetik hastalıkları veya sağlık sorunları olanlar için de geçerli.</p>

<p>Ünlü aktivist Susan Potter, kanser, diyabet ve artrit gibi çeşitli hastalıklar ve kronik sağlık sorunlarından muzdarip olmasına rağmen, gençlerin daha iyi doktor olmalarına yardımcı olmak için ABD, Colorado'daki Görünür İnsan Projesi'ne bedenini bağışladı.</p>

<p>Potter vakası ilginç, çünkü bedeninin -9,4°C'de (15°F) dondurulmasına ve ardından 27 bin dilime ayrılmasına izin verdi. Her dilim fotoğraflandı, katmanlandı ve "sanal kadavra" haline getirildi. Öğrencilerin bir bedeni sanal olarak incelemelerine olanak tanıyan üç boyutlu bir görsele dönüştü.</p>

<p>Hunter'ın kadın kanser hastaları üzerine yaptığı çalışmalarından birinde, katılımcılar miraslarının aile üyelerinin olumlu sağlık davranışları benimsemesine ve kanser taraması yaptırmalarına yarayacağını umuyorlardı.</p>

<p>Hunter "Bir tür iz bırakmanın" kanser teşhisi aldıktan sonra muhtemel ölümle karşı karşıya kalan kadınlar için önemli olduğunu söylüyor.</p>

<p>Hunter, mirasın öneminin klinik araştırmalar üzerinde de daha geniş bir etkiye sahip olabileceğini, daha fazla hastanın klinik çalışmalara katılmasını sağlayabileceğini vurguluyor.</p>

<p>Miras bırakmak üzerine düşünmek, yakında ölümle karşı karşıya olanlara teselli sağlayabiliyor.</p>

<p>Bazı hastaneler ve bakımevleri yaşamın herhangi bir noktasında ölüm öncesi son aşama bakım altında olanlara, hayatlarını kendileri ve aileleri için en anlamlı şekilde sonlandırmalarına yardımcı olmak için "miras bırakma etkinlikleri" düzenliyor.</p>

<p>Bu, bir günlük veya hatıra defteri, sevilen birine yazılmış bir kart, bir sanat projesi veya insanların düşüncelerini, değerlerini ve tavsiyelerini yazıp iletmelerine olanak tanıyan yasal bağlayıcılık taşımayan bir belge olan "etik vasiyetname" olabilir.</p>

<p>Yaşamlarının son dönemindeki yetişkinler ve çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, bu tür miras bırakma etkinliklerinin depresyon ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olabileceğini gösteriyor. Ayrıca, bireyin hayatının son aylarındaki yas sürecine de yardımcı olabiliyor.</p>

<h2>Değerler mirası</h2>

<p>Hayırseverlik, miras bırakmak veya değerli eşyaları devretmek, maddi bir miras bırakmanın yolları.</p>

<p>Fotoğraflar ve günlükler gibi aile yadigarları da değerli aile tarihini aktarmanın bir yolu olarak benzer şekilde değer görebiliyor. Örneğin, bir binayı kendi adına bağışlamak da topluma bir iz bırakıyor.</p>

<p>Ancak araştırmalar, insanların miras olarak en çok aktarmak istedikleri şeyin değerler ve inançlar olduğunu gösteriyor. Örneğin, nezaket ve başkalarına yardım etmenin önemi gibi.</p>

<p>Farklı yaş ve sağlık durumlarındaki 38 kadının hikayelerini inceleyen bir çalışma, katılımcıların deneyimlerini ve değerlerini aktarmayı çok istediklerini ortaya koydu.</p>

<p>Genelde, bunu davranışları, dinleri veya maneviyatları aracılığıyla ahlaki bir emsal oluşturmak, hikayelerini, aile tarihlerini veya hayatlarındaki önemli dönüm noktalarını yazmak veya ses kaydı almak, belki de bir otobiyografi şeklinde, açık eylemlerle yapmaya çalışıyorlar.</p>

<p>Değerlerden oluşan bir miras bırakmanın sayısız faydası olduğu görülüyor.</p>

<p>ABD'li bir grup araştırmacı, değerler mirası belgesi oluşturmuş 65 yaş ve üzeri bir grup yetişkinle görüşme yaptığında, katılımcıların huzur bulabildiklerini, geçmişi kabullenebildiklerini, kendileri için en önemli olan şeyleri ifade edebildiklerini ve bunun yaşamaya teşvik ettiğini buldu.</p>

<p>Birkaç katılımcı, değerler mirası bırakmayı "somut bir hediye" olarak tanımlarken, bir katılımcı bu sürecin "size, atlattığınız şeyleri, karşılaştığınız engelleri, bunlarla nasıl başa çıktığınızı ve bunlarla başa çıkmanıza yardımcı olan felsefeleri hatırlattığını" söyledi.</p>

<h2>Ölüm korkusuyla başa çıkmak</h2>

<p>İnsanlar muhtemelen binlerce yıldır miras bırakmayı düşünmüş olsa da, bilim insanları bu kavramı yaklaşık 75 yıldır araştırıyor.</p>

<p>1950'de Alman psikanalist Erik Erikson, üretkenlik terimini ortaya atarak, bir kişinin özellikle gelecek nesillere fayda sağlamak açısından başkalarının iyiliğine ne kadar ilgi duyduğunu tanımladı.</p>

<p>Üretkenliği, psikososyal gelişimin sekiz aşamasından yedincisi olarak ele aldı ve bunun orta yaşlı insanlar için önemli bir görev olduğunu belirtti.</p>

<p>Erikson, bir kişinin üretkenliğe ulaşamaması halinde, bunun daha sonraki yaşamının gidişatını etkileyebileceğini ve hatta sağlığını kötüleştirebileceğini savundu.</p>

<p>Diğer bilim insanları bu teoriyi genişletti ve kanıtlar sundu, ancak bazıları da üretkenliğe ulaşmanın sadece orta yaşlı yetişkinler için bir zorluk olmadığını, yaşam boyu devam eden bir süreç olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Elbette, insanları miras bırakmaya iten başka bir motivasyon daha var. Ölüm korkusu.</p>

<p>Kuzey Carolina'daki Duke Üniversitesi Fuqua İşletme Fakültesi'nden yönetim ve organizasyon profesörü Kimberly Wade-Benzoni "İnsanlar, sonunda hepimiz öleceksek hayatın ne anlamı var diye merak ediyor" diyor.</p>

<p>"Ölüm, miras motivasyonunun psikolojisinin tam kalbinde yer alıyor. Ölümü hatırladığımızda, ölmek istemediğimizi, yaşamak istediğimizi hatırlıyoruz."</p>

<p>Ayrıca miras üzerine düşünmenin, insanların "ölüm kaygısı" halinden "ölüm üzerine düşünme" haline geçmelerine yardımcı olabileceğini savunuyor.</p>

<p><img alt="Büyükanne, güneşli bir park ortamında torununa kitap okuyarak, kaliteli zaman geçiriyor ve bilgi paylaşıyor." src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/59b2/live/8276ba50-5536-11f1-8b8c-6d33e1d5abb6.jpg.webp" style="height:1414px; width:2121px" /></p>

<p>Kaynak,Getty Images</p>

<p>Fotoğraf altı yazısı,Miras bırakma aynı zamanda sevilme ihtiyacımızın "yapay bir uzantısı" da olabilir.</p>

<p>Diğer kuramcılar, bu tür korkularla birlikte, kişinin hayatının anlamlı bir hikaye olduğu hissine kapılma arzusunun da geldiğini belirtiyor.</p>

<p>Yeni Zelanda'daki Otago Üniversitesi'nden psikoloji profesörü Jesse Bering, "Miras bırakma dürtüsü, tutarlı hikaye anlatımına duyduğumuz ihtiyacın bir parçası olarak görülebilir" diyor.</p>

<p>"Kendimizi bir kahramanın yolculuğundaki baş karakter olarak görüyoruz ve hikayenin dersi veya ahlaki mesajı, tabiri caizse son çıkarım, 'izleyiciye', yani gelecek nesle aktarılıyor."</p>

<p>Bering, miras bırakmaya ilgimizin, insanların başkalarının görüşlerine derinden önem vermeye programlı olduğunu gösterdiğini söylüyor.</p>

<p>"Ölümde bile bu kaygıdan kaçamayız" diye devam ediyor.</p>

<p>İnsanların yaşamları boyunca başkalarıyla bağlantıya ihtiyaç duydukları iyi biliniyor. Sağlığımızı iyileştiriyor ve mutluluğun önemli bir kaynağı.</p>

<p>Bu nedenle, miras bırakma aynı zamanda sevilme ihtiyacımızın "yapay bir uzantısı" da olabilir.</p>

<h2>Mirasınızı kaleme alın</h2>

<p>Giderek artan sayıdaki araştırmalara rağmen, öldükten sonra olumlu bir şekilde hatırlanmak istememizin nedeni hala bir muamma.</p>

<p>Bering, tüm yaşamımız boyunca ölümden sonra nasıl algılanacağımız konusunda takıntılı olmanın, "şimdi ve burada olanın zevkini elimizden alabileceğini" savunuyor.</p>

<p>"Nasıl hatırlanacağımız korkusuyla belirli ahlaki duruşlar sergilemekten çekinirsek, önemli kararları tekrar tekrar sorgulamamıza da neden olabilir" diyor.</p>

<p>Wade-Benzoni, "Doğru, mirasınızı kontrol edemezsiniz" diye konuşuyor ve devam ediyor:</p>

<p>"Mirasınızı kontrol eden ve yorumlayanlar miras alanlar."</p>

<p>Ancak bu, miras hakkında düşünmenin bir kişinin yaşamı boyunca kendisi ve çevresindekiler için yaratabileceği faydalı etkileri ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Aslında Wade-Benzoni ve meslektaşları, geride bırakmak istediğimiz mirası mümkün olduğunca erken düşünmeye başlamamız ve hatta "miras hedeflerimizi" yaşamımız boyunca yazmamız gerektiğini söylüyorlar.</p>

<p>Wade-Benzoni, "İnsanların miraslarını düşündüklerinde gelecek nesiller için faydalı davranışlarda bulunma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu sistematik olarak görüyoruz" diyor.</p>

<p>Yaşam boyunca bir miras inşa etmeyi düşünmek, insanların geride bırakmak istedikleri mirasla uyumlu kararlar almalarını sağlıyor.</p>

<p>Bu da, hayır kurumlarına veya tıbbi araştırmalara daha fazla servet bağışlamak gibi sosyal fayda sağlayan eylemleri teşvik ediyor.</p>

<p>Wade-Benzoni, girişimcilerin ise kârın ötesinde düşünerek topluma olumlu katkıda bulunan işletmeler kurmayı düşünebileceklerini söylüyor.</p>

<p>Bu araştırmacılar, faydanın iki yönlü olduğunu vurguluyor. İnsanlara hayattayken motivasyon ve anlam duygusu sunarken, öldüklerinde de "sembolik ölümsüzlük" sağlıyor. Fiziksel anlamda orada olmasak bile kendimizi geleceğe uzatıyoruz.</p>

<p><em>Bu haber değiştirilmeden kaynağından alınmıştır.</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 30 May 2026 16:12:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir saatte neden 60 dakika, bir dakikada neden 60 saniye var?</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/bir-saatte-neden-60-dakika-bir-dakikada-neden-60-saniye-var-31379</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/bir-saatte-neden-60-dakika-bir-dakikada-neden-60-saniye-var-31379</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2026/04/bir-saatte-neden-60-dakika-bir-dakikada-neden-60-saniye-var-1775998626.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2026/04/bir-saatte-neden-60-dakika-bir-dakikada-neden-60-saniye-var-1775998626.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2026/04/bir-saatte-neden-60-dakika-bir-dakikada-neden-60-saniye-var-1775998626.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA["Sistemin kökeni, MÖ 5300-1940 yılları arasında Mezopotamya'da yani kabaca günümüzdeki Irak topraklarında yaşamış ve şehirler kuran ilk medeniyetlerden biri olan Sümerlere dayanıyor."]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ - </strong>Fransız Devrimi'nden sonra 1793 yılının Ekim ayında, yeni kurulan cumhuriyet talihsiz bir deneye girişti. Zamanı nasıl ölçtüğümüzü değiştirmeye karar verdiler.</p>

<p>Devrimciler, günün artık 24 saat yerine 10 saate bölünmesini kararlaştırdı.</p>

<p>Her bir saat, 100 dakikadan, her bir dakika da 100 saniyeden oluşacaktı.</p>

<p>Bir haftanın da 10 gün olmasını öngören bu yeni sistem aynı zamanda, zamanın ölçümünü Hristiyanlıktan arındırmayı amaçlayan devrimci bir hamleydi.</p>

<p>Saatleri ondalık sisteme dönüştürme çalışmaları kısa sürede başladı. Belediye binalarına ondalık saatler yerleştirildi ve resmi faaliyetler yeni takvim kullanılarak kayıtlara geçirildi.</p>

<p>Londra'daki Greenwich Gözlemevi'nden bilim iletişimcisi Finn Burridge, bunun hızla sayısız soruna yol açmaya başladığını söylüyor.</p>

<p>Mevcut saatleri yeniden tasarlamak ve dönüştürmek son derece zorlu bir işti. Sistem Fransa'yı komşu ülkelerden izole etti. Ayrıca, kırsalda yaşayanlar 10 günde bir izin yapmaktan nefret ediyordu. Sonuç olarak, ondalık zaman sistemi kullanımı Fransa'da sadece bir yıldan biraz fazla sürebildi.</p>

<p>Bir günde 24 saat, bir saatte 60 dakika ve bir dakikada 60 saniye saymaya nasıl başladığımızı ve bugün hala niye bunu devam ettirdiğimizi anlamak için, çok gerilere gitmek gerekiyor.</p>

<p>Çünkü bizi bu sisteme geçme nedenimiz, en eski sayım sistemlerinden birinin hikayesinde yatıyor.</p>

<p>Bu hikaye aynı zamanda bu garip sistemin, icat eden medeniyetlerden nasıl çok daha uzun süre varlığını sürdürdüğünü de açıklıyor.</p>

<h2>60 temelli ölçüm</h2>

<p>Sistemin kökeni, MÖ 5300-1940 yılları arasında Mezopotamya'da yani kabaca günümüzdeki Irak topraklarında yaşamış ve şehirler kuran ilk medeniyetlerden biri olan Sümerlere dayanıyor.</p>

<p>Sulama ve pulluk gibi birçok icatın yanı sıra, bilinen ilk yazı sistemini de oluşturdukları kabul ediliyor. Bu sistemde, 60 kavramına dayalı bir sayma yöntemi de vardı.</p>

<p>Elinizi kaldırıp, bir parmağınızı büktüğünüzde üç eklem olduğunu göreceksiniz.</p>

<p>Başparmak hariç, parmaklarınızdaki tüm eklemleri saydığınızda 12'ye ulaşacaksınız.</p>

<p>Bu 12'yi diğer elinizdeki bir parmağı kullanarak "elde var bir" olarak kabul edin ilk elinizdeki eklemleri saymaya devam edin. ikinci elinizdeki tüm parmakları kullandığınızda 60'a kadar saymış olacaksınız.</p>

<p>Bu, Sümerlerin ortaya çıkan matematik sistemlerini neden 10 değil de 60'a dayandırdıklarını açıklamaya çalışan çok sayıda teoriden biri. Sümerlerin bu kararı günümüzde hala zamanı nasıl ölçtüğümüzü belirliyor.</p>

<p><img alt="18. yüzyılda Fransız Devrimci Hükümeti tarafından getirilen yeni zaman sistemini ölçen ondalıklı bir saat." src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/1cac/live/d4d80550-333b-11f1-8606-05fe34b06e1b.jpg.webp" style="height:900px; width:1600px" /></p>

<p>Kaynak,Fitzwilliam Müzesi, Cambridge Üniversitesi - 18. yüzyılda Fransız Devrimci Hükümeti tarafından getirilen yeni zaman sistemini ölçen ondalıklı bir saat.</p>

<p>Kanada'daki New Brunswick Üniversitesi'ndenden çivi yazısı kültürleri uzmanı Martin Willis Monroe'ya göre, Sümerlerin yazılı sayı sistemini geliştirmelerinin nedeni, giderek daha büyük ve karmaşık hale gelen tarım sisteminin kayıtlarını tutma ihtiyacıydı.</p>

<p>Sayıları kayda geçirmek için genellikle akıllı telefon boyutunda veya daha küçük küçük kil tabletler kullanmaya başladılar, kayıtları yumuşak kile işlediler.</p>

<p>Kısa süre sonra diğer resimli işaretler de ortaya çıktı ve Sümerlerin ünlü çivi yazısı oluştu.</p>

<p>Bu kil tabletler 19. yüzyılın ortalarında keşfedildi ve deşifre edilmeye başlandı. Monroe'ya göre, tabletler Sümerlerin çok çeşitli sayı sistemleri kullandığını gösteriyor. Fakat matematik ve dolayısıyla astronomi ve zaman ölçümü için kullanılan başlıca usül hızla 60'lık sistem diye adlandırılan yönteme dönüştü.</p>

<p>Sümerler 60 sayısını, günümüzde 10 sayısını kullandığımız şekle benzer bir şekilde kullanıyorlardı.</p>

<p>ABD'deki Brown Üniversitesi'nde antik çağ tarihi alanında doktorasını yeni tamamlayan Erica Meszaros, "Dokuz sayısına ulaştığımızda, sola doğru bir basamak kaydırıp, bir yazıyoruz ve sağa sıfır ekliyoruz. Böylece 10 oluyor" diyor.</p>

<p>"Altmışlık sistemde de durum aynı. 59'a ulaşıyorlar ve 59'dan daha yüksek bir sayı yazmak yerine, sadece bir basamak kaydırarak bunu bir olarak kabul ediyorlar" diye devam ediyor.</p>

<p>Yukarıda anlattığımız parmakla sayma teorisine rağmen, Sümerlerin neden 60 tabanlı bir sisteme karar verdikleri net değil.</p>

<p>Monroe, "60'ın nereden geldiğine dair çok fazla kanıt yok" diyor.</p>

<p>Bazı bilim insanları, 60'lık sistemin Sümerlerden çok daha eski olabileceğini öne sürüyor.</p>

<p>Buna karşın kullanım kolaylığı açık.</p>

<p>Altmış, kesir veya ondalık sayılara ihtiyaç duymadan bir, iki, üç, dört, beş, altı, 10, 12, 15, 20, 30 ve 60'a bölünebiliyor.</p>

<p>Bunu, yalnızca bir, iki, beş ve 10'a bölünebilen 10 ile karşılaştırdığınızda, avantajları daha da belirginleşiyor.</p>

<p>Meszaros, "Muhasebe, vergi veya tarlaları ölçmek ve çocuklarınızın miras payını belirlemek gibi pratik uygulamalar için sayılar geliştiriyorsanız, bu matematiksel işlemleri kolayca yapabilmek gerçekten işleri kolaylaştırabilir" diyor.</p>

<h2>Zamanın kökeni</h2>

<p>Çivi yazısı kültürleri uzmanı Monroe'ya göre, Sümerlerin zamanı ölçtüğüne dair net bir kanıt yok.</p>

<p>Sümerlerden sonra gelen Babilliler M.Ö 1000 civarında güneş ve su saatlerini kullandığı belgelenen ilk uygarlık. Bundan önce de bölgede zamanın ölçülmüş olabileceği düşünülüyor.</p>

<p>İsviçre'deki Basel Üniversitesi'nden arkeoloji ve astronomi uzmanı Rita Gautschy'ye göre, günü saatlere bölen bilinen ilk uygarlık antik Mısırlılar.</p>

<p>Bunun kanıtları, M.Ö. 2500 civarından kalma dini metinlerde görülüyor.</p>

<p>Gautschy, zaman ölçümüyle ilgili bilinen ilk nesnelerin başlangıçta gecenin 12 saatini referans aldığını söylüyor. Bunlar, M.Ö. 2100 ile 1800 yılları arasında soylu Mısırlıların tabutlarının iç kapağında görülen çapraz yıldız saatleri.</p>

<p><img alt="Güneş saati " src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/1b49/live/11848d70-333c-11f1-879d-1b2f5c3919b8.jpg.webp" style="height:900px; width:1600px" /></p>

<p>Kaynak,Londra Bilim Müzesi - Zamanı ölçmek için kullanılan bilinen en eski aletlerden biri olan güneş saatleri, M.Ö. 1500 civarında Mısır'da ortaya çıkmaya başladı</p>

<p>Mısırlıların neden daha sonra günde 24 saatlik güne evrilecek 12 saatlik geceyi seçtikleri bilinmiyor.</p>

<p>Mısırlıların 12 takımyıldızdan oluşan bir döngüsü vardı ancak bu muhtemelen 12 saatlik sistemin ilk olarak referans alınmasından sonra ortaya çıktı. Eklemler ve parmakları kullanılarak 12'ye kadar sayılmış olması da başka bir ihtimal.</p>

<p>Zamanı ölçmek için bilinen en eski aletler olan güneş saatleri ve su saatleri, M.Ö. 1500 civarında Mısır'da ortaya çıktı.</p>

<p>Bazıları günlük işlerde kullanılıyordu ancak Gautschy'ye bunların, "zamanı ölçmekten çok dini ritüellerle ilgili" olduğunu söylüyor.</p>

<p>"Şahsen, bunların çoğunun tanrılara sunulan hediyeler, adaklar olduğunu düşünüyorum" diyor.</p>

<p>Gautschy'ye göre, başlangıçta günlük yaşamın işleyişiyle ilgili metinlerde en küçük zaman birimi genellikle vardiyalardı. Bu da genellikle sabah veya öğleden sonra olarak düşünülüyordu. Ancak Antik Mısır'daki Roma hakimiyeti dönemine (MÖ 30'dan itibaren) gelindiğinde, saatler standart hale geldi ve yarım saatler de ortaya çıkmaya başladı.</p>

<h2>Dakikaların gelişi</h2>

<p>Bu arada Babilliler de saat kullanımını geliştiriyorlardı. Saati çok daha küçük birimlere ayıran ilk uygarlık da onlar olacaktı. Fakat bu zaman ölçümü amacıyla değildi.</p>

<p>M.Ö. 2000 ile M.Ö. 540 yılları arasında gelişen Babilliler, çivi yazısını ve altmışlık sayı sistemini Sümerlerden aldılar. Meszaros'a göre, yaklaşık M.Ö 1000 civarında, güneşin gökyüzünde aynı konuma geri dönmesi için geçen süreye dayalı bir takvim geliştirmişlerdi. Bu süre 360 ​​günden biraz fazlaydı.</p>

<p>Bu, zaten 60 tabanlı bir sayma sistemi kullanan bir medeniyet için kullanışlı bir sayıydı.</p>

<p>Babilliler, Mısırlılar gibi, hem gündüzü hem de geceyi 12'ye bölen, günlük kullanım için pratik bir zaman ölçme sistemi geliştirdiler.</p>

<p>Bu "mevsimsel saatlerin" uzunlukları, gündüz ve gecenin uzunluğuna göre değişiyordu. Meszaros, "Günü 12'ye böldük çünkü gece gökyüzünü 12 aya ve 12 burca bölüyoruz" diyor.</p>

<p>Birçok diğer eski medeniyet mevsimsel saatler kullandı ve bunlar 15. yüzyıl Avrupa'sında ve 19. yüzyıl Japonya'sında hala kullanılıyordu.</p>

<p>Ancak çivi yazısı uzmanı Monroe'nun belirttiği gibi, bu mevsimsel zaman ölçümü hiç pratik kullanım için daha küçük birimlere bölünmedi.</p>

<p>Monroe', "Bu aslında erken modern döneme kadar pek bir şey ifade etmiyor. Mezopotamya'da ve diğer antik kültürlerde mevcut değil, çünkü buna gerçekten ihtiyaç yoktu" dedi.</p>

<p><img alt="Yaklaşık MÖ 3200 yılına ait bu Sümer tabletinde, bilinen en eski matematik işlemlerinden bazıları yer alıyor. " src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/2625/live/44b2f830-333c-11f1-9d5c-8ba507d7dbde.jpg.webp" style="height:900px; width:1600px" /></p>

<p>Kaynak,Çivi Yazısı Dijital Kütüphane Girişimi - Yaklaşık M.Ö. 3200 yılına ait bu Sümer tabletinde, bilinen en eski matematik işlemlerinden bazıları yer alıyor.</p>

<p>Babilliler ayrıca, günlük kullanım için olmayan, astronomik olayları hesaplamak ve ölçmek için başka bir zaman ölçme yöntemi geliştirdiler.</p>

<p>Bu sistem, günü 12 "beru"ya bölüyordu. Bu da günümüzdeki iki saate eşdeğer olarak düşünülebilir. Babil, bu sistemi kullanan tek antik kültür değildi. Antik Çin ve Japonya'da da ortaya çıktı.</p>

<p>Hesaplamalarında daha fazla ayrıntıyı ölçme ihtiyacından hareketle, Babilliler bu beru çift saatlerini, her biri günümüzdeki dört dakikaya eşit olan 30 antik dakikaya (ush) bölmeye başladılar.</p>

<p>Bunlar daha sonra 60'a bölünerek, her biri yaklaşık dört modern saniyeye denk gelen ninda adı verilen daha küçük birimlere ayrıldı.</p>

<p>Ancak Monroe'nun belirttiği gibi, Babilliler bunu "zamanı alt bölümlere ayırmak" diye düşünmüyorlardı.</p>

<p>"Gökyüzündeki mesafeyi veya gezegenlerin hızını ölçen sayıları alt bölümlere ayırmak olarak düşünüyorlardı."</p>

<p>Gautschy, tüm bu antik gelişmelerde kimin kimden ilham aldığını tam anlamıyla söylemenin zor olduğunu belirtiyor.</p>

<p>"M.Ö. 330'dan itibaren, İskenderiye'deki yeni bilim merkeziyle Mısır, insanların ve onlarla birlikte tüm bölgelerden gelen fikirlerinin birleştiği bir erime potası haline geldi" diyor.</p>

<p>"Buna Helenistik dünya diyoruz" diye açıklıyor.</p>

<p>Yine de, Meszaros'a göre, eski Yunanlıların Babil astronomik zaman sistemini benimsediği açık:</p>

<p>"Aynı bölümlemeyi korudular çünkü bu, mevcut gözlemlere yeni gözlemler eklemelerine olanak sağladı. Bu, Babilliler için faydalı bir sistemdi ve onlardan sonra gelen medeniyetler de astronomik verileri ve gelenekleri almak için bunu olduğu gibi benimsedi."</p>

<h2>Saniyeleri saymak</h2>

<p>Yunanlılar saraylarında "insanların konuşmak için aynı süreye sahip olmalarını sağlamak" amacıyla kum saatleri kullanıyordu.</p>

<p>Gautschy'ye göre, benimsedikleri Babil zaman ölçme sistemi yalnızca astrologlar tarafından kullanılıyordu ve "günlük yaşam için pek de önemli değildi".</p>

<p>Ancak Helenistik kültürlerin kaynaşmasından ortaya çıkan saat, dakika ve saniye kavramları yüzyıllar boyunca günümüze kadar aktarıldı. Bununla birlikte, zaman ölçme cihazlarının dakika ve saniyeleri ölçebilecek kadar hassas hale gelmesi sadece birkaç yüz yıl önce gerçekleşti.</p>

<p>Saniye artık sayısız bilimsel tanımda kullanılıyor ve saniyeden daha küçük zaman birimlerini saymaya başladığımızda, bilim insanları metrik sisteme geçerek bunu milisaniye ve mikrosaniye (saniyenin binde biri ve milyonda biri) olarak ayırdılar.</p>

<p>20. yüzyılda, atom saatleri bilim insanlarının saniyeyi daha hassas bir şekilde yeniden tanımlamalarına olanak sağladı.</p>

<p>Güneş'in dönüşlerine dayalı tanımlamadan, sezyum-133 atomlarının mikrodalga radyasyonunu emmesini ve yaymasını temel alan hassas ölçüme geçildi.</p>

<p>Bugün, küresel atom saatleri ağımız, internetten küresel konum belirlemeye, süper hassas MRI görüntülemeye kadar her şeyin arkasında yer alıyor.</p>

<p>Ancak zaman ölçümünün tarihini izlemek, aslında insanların kararlarıyla belirlenen bir süreç olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Saatler, dakikalar ve saniyeler, bir dizi seçim, tesadüf ve rastlantı yoluyla bize ulaştı.</p>

<p>Ancak yüzyıllar boyunca faydalı bir miras olarak bizimle kaldılar. O kadar derinden yerleşmiş bir gelenek ki, sistemi şimdi değiştirmek muhtemelen başa çıkılması çok zor bir iş olurdu.</p>

<p>Fransa'nın 18. yüzyıldaki zamanı ondalık sisteme geçirme girişiminde bile, yeni sistem pratikte neredeyse hiç kullanılmadı. Oysa genç cumhuriyetin mesafe ölçümlerini ve para birimini ondalık sisteme geçirme yönündeki uğraşları benimsendi ve günümüze kadar kullanılıyor.</p>

<p>Ondalık zaman ölçümü sadece 17 ay sürdü, ancak takvim yaklaşık on yıl boyunca bir ölçüde kullanımda kaldı.</p>

<p>Burridge, "Denendi ama başarısız oldu, tutmadı" diyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 15:53:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsan eliyle yakıldığı bilinen ilk ateş 350 bin yıldan fazla geriye götürüyor</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/insan-eliyle-yakildigi-bilinen-ilk-ates-350-bin-yildan-fazla-geriye-goturuyor-30651</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/insan-eliyle-yakildigi-bilinen-ilk-ates-350-bin-yildan-fazla-geriye-goturuyor-30651</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2025/12/insan-eliyle-yakildigi-bilinen-ilk-ates-350-bin-yildan-fazla-geriye-goturuyor-1765634958.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2025/12/insan-eliyle-yakildigi-bilinen-ilk-ates-350-bin-yildan-fazla-geriye-goturuyor-1765634958.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2025/12/insan-eliyle-yakildigi-bilinen-ilk-ates-350-bin-yildan-fazla-geriye-goturuyor-1765634958.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Barnham köyünde yapılan bu yeni keşif, insanlığın ateş yakma tarihini 350.000 yıldan fazla geriye, yani önceden düşünülenden çok daha eskiye götürüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ </strong>- İngiltere'deki bir arkeolojik kazıda yapılan çarpıcı bir keşif, insanların ilk kez ateş yakmaya başladıkları zamanın tarihini yeniden yazıyor.<br />
<br />
Araştırmacılar, 400.000 yıl önce İngiltere'nin doğusunda gerçekleşen, insan eliyle yakılan en eski ateş örneğini keşfettiler.<br />
<br />
Barnham köyünde yapılan bu yeni keşif, insanlığın ateş yakma tarihini 350.000 yıldan fazla geriye, yani önceden düşünülenden çok daha eskiye götürüyor.<br />
<br />
Ateş yakma yeteneği, insanlar için her şeyi değiştiren bir olay oldu. Ateş, istediğimiz zaman ısınmamızı olanaklı kıldı; atalarımızın eti pişirerek yemelerini, bu da beyinlerimizin gelişmesini sağladı. Artık hayatta kalmak için mücadele eden bir hayvan grubu değildik; düşünmek, icat etmek ve bugünkü gelişmiş tür haline gelmek için zamanımız oldu.<br />
<br />
Ekip, pişmiş toprakla birlikte, en eski Taş Devri çakmağını da bulduklarını söylüyor. Bu çakmak, pirit adı verilen ve aptal altını olarak da bilinen bir kayaya vurularak kıvılcım çıkaran bir çakmaktaşından oluşuyor.<br />
<br />
BBC News, bu tarih öncesi alana dünya çapında özel izinle girdi.</p>

<p>Barnham Ormanı’nın ağaçlarla dolu tepelerinin altında, insanlık tarihinin uzak geçmişine uzanan bir arkeolojik hazine, toprağın birkaç metre altında gömülü duruyor.<br />
<br />
Bir açık alanın kenarlarında, birbirine dolanmış yeşil dallar sahneyi bir perde gibi çerçeveliyor; sanki ormanın kendisi, geçmişinin uzun süredir gömülü bir bölümünü yavaşça ortaya çıkarıyormuş gibi. British Museum’dan Prof. Nick Ashton ile ağaçların arasından geçerek onun şaşırtıcı hikâyesine adım atıyoruz.<br />
<br />
“İşte burası, olayın gerçekleştiği yer” diyor saygılı bir tonla.<br />
<br />
Ham toprak ve açık renk kumdan oluşan derin, basamaklı oyuklarla şekillendirilmiş bir toprak zemine doğru yürüyoruz.<br />
<br />
Burası, taş devri insanlarının yüz binlerce yıl önce ateş etrafında toplanıp tartıştığı bir alandı.</p>

<p>“Ateş etrafında toplanan ilk insanları ve böylece erken dönemde kullanılan dilin gelişmeye başlamasını hayalinizde canlandırabilirsiniz” diyor.<br />
<br />
İnsanın evriminde böylesine kritik bir anın tam da bu noktada gerçekleşmiş olmasının büyüklüğü karşısında, hem kendime hem de Prof. Ashton’a fısıldıyorum: “Burası inanılmaz bir yer… inanılmaz.”<br />
<br />
“Evet” diye mırıldanıyor Prof. Ashton. Ona bakıyorum. Gözleri dalgınlaşıyor, düşüncelerine gömülüyor, bu keşfin arkeolojik öneminin büyüklüğünü ilk fark ettiği anı yeniden yaşıyor: “Gerçekten olağanüstü… çok özel.”<br />
<br />
Bu paleolitik (Yontma Taş Devri) alan, Suffolk’ta ormanlık bir bölgede gizlenmiş, artık kullanılmayan bir kil ocağının içinde yer alıyor. Önceki kazılar, erken insanların bu alanı ziyaret ettiğini ve geride çok sayıda taştan yapılmış eser bıraktığını ortaya çıkarmıştı.<br />
<br />
Prof. Ashton bana bunlardan birini gösteriyor: “Ayrıca burada, ısının etkisiyle kopan küçük çakmaktaşı parçalarını görebilirsiniz.”<br />
<br />
Ekibi, İngiltere’nin sert geçen son buzul çağının sonunda yaşanan sıcak bir döneme ait, kil tabakasına gömülü tortuları kazıyor.<br />
<br />
Prof. Ashton’ın meslektaşı, yine British Museum’dan arkeolog Dr. Rob Davis, alanda bize katılıyor ve ateşin burada bulunduğunu kesinleştiren kanıtı gösteriyor: Dünyayı sonsuza dek değiştiren bir mineralin parçaları – demir pirit, yani ahmak altını. Ama bu mineral, hem mecazi hem de gerçek anlamda insanlığın yeni bir altın çağını ateşledi.</p>

<p>Dr. Davis, bir çakmaktaşı baltasıyla vurulduğunda nasıl kıvılcım çıktığını gösteriyor; kuru otlara düştüğünde ateş yakmaya yetecek kadar güçlü. Bu, tarihteki ilk çakmaktı. Basit bir teknoloji, ama insanlığın gelecekteki seyrini tamamen değiştirdi.<br />
<br />
“Bu gerçekten kritik bir andı,” diyor Dr. Davis, “İşte o zaman parçaları birleştirmeye başladık.”<br />
<br />
Ekip, yürüttüğü jeolojik çalışmalarda bu bölgede demir piritin nadir bulunduğunu ortaya çıkardı. Antik insanlar onu bulmak için uzaklara gitmişti; çünkü onlar için ahmak altını, dünyanın en değerli mineraliydi.<br />
<br />
“Piritin o ocakla, yanmış eserlerle olan ilişkisi: işte o zaman her şey yerine oturdu,” diyor Dr. Davis neşeyle. Bunu söylerken duygusallaşmıyor, saf bir sevinç içerisinde.<br />
<br />
British Museum ekibi üç kritik ipucu buldu: ateş, ısıya maruz kalmış el baltaları ve buraya ait olmayan demir pirit – hepsi de aynı noktadaydı. Dr. Davis’e göre bu, ateşin burada kasıtlı olarak çıkarıldığına dair ilk güçlü kanıttı.<br />
<br />
“Bu büyük bir şey. Her şeyi değiştiriyor,” diyor, yüzünde giderek büyüyen kocaman bir gülümsemeyle.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Dec 2025 17:02:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>149-0 biten maç ve futbol tarihinin en büyük hezimetleri</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/149-0-biten-mac-ve-futbol-tarihinin-en-buyuk-hezimetleri-29776</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/149-0-biten-mac-ve-futbol-tarihinin-en-buyuk-hezimetleri-29776</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2025/06/149-0-biten-mac-ve-futbol-tarihinin-en-buyuk-hezimetleri-1750443235.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2025/06/149-0-biten-mac-ve-futbol-tarihinin-en-buyuk-hezimetleri-1750443235.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2025/06/149-0-biten-mac-ve-futbol-tarihinin-en-buyuk-hezimetleri-1750443235.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Geçmişte 20 gollü yenilgiler de oldu. Peki, hiç 149-0 biten bir futbol maçını duydunuz mu?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ - </strong>Bayern Münih'in FIFA Kulüpler Dünya Kupası'nda Yeni Zelanda'nın Auckland City takımını 10-0 yenmesi, medyada tartışmalara yol açtı.</p>

<p>Bu, ilk kez organize edilen turnuvada şu ana kadar bir takımın aldığı en farklı yenilgi ama futbol tarihinin en farklı skoru değil.</p>

<p>Geçmişte 20 gollü yenilgiler de oldu. Peki, hiç 149-0 biten bir futbol maçını duydunuz mu?</p>

<p>Fransız gazeteci ve spor yazarı Emmanuel Gambardella'nın 1938 Dünya Kupası'nda İsveç'in Küba'yı 8-0 yendiği maçın ardından söylediği şu söz biliniyor:</p>

<p>"Bir futbol maçında 5 golden fazla olan her skor sadece bir istatistiktir."</p>

<p>Başka bir deyişle bir futbol maçı değildir.</p>

<p>Bayern Münih-Auckland City maçının Alman ekibinin böylesine ezici bir skorla galibiyetiyle sonuçlanması şaşırtıcı ya da olağandışı değildi.</p>

<p>Birçok uzmana göre bu, hiç oynanmaması gereken bir maçtı.</p>

<p>Boş zamanlarında futbol oynayan amatörlerden oluşan bir takımın, dünyanın en büyük yıldızlarından bazılarına sahip, finansal ve teknik açıdan dünyanın en güçlü kulüplerinden birine karşı koyması pek mümkün değil.</p>

<p>Aralarındaki mücadele, ağır sıklet (+91 kg) bir boksörün tüy sıklete (57 kg) karşı rekabeti gibi.</p>

<p>Her iki takımdaki oyuncuların piyasa değerlerine bakıldığında aradaki büyük fark ortaya çıkıyor.</p>

<p>Auckland City'nin kadrosunda gündüzleri çalışıp, geceleri futbol oynayan, bazıları amatör 36 oyuncu yer alıyor. Kadronun toplam piyasa değeri yaklaşık 4,8 milyon euro.</p>

<p>Bayern Münih'in ise 81 profesyonel oyuncusu var ve bunlardan sadece birinin, Michael Olise'in piyasa değeri 100 milyon euro.</p>

<p>Auckland City oyuncuları maaş almazken, Bayern Münih'in golcüsü Harry Kane yılda 25 milyon euro kazanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla 10-0'lık skor, iki takım arasındaki potansiyel ve seviye farkını yansıtıyor.</p>

<p>Bu iki takım, FIFA'nın Kulüpler Dünya Kupası organizasyonuna katılan takım sayısını yediden 32'ye çıkarmasıyla karşı karşıya geldi.</p>

<p>Futbol maçları, örneğin hentbol veya voleybol maçlarına kıyasla düşük skorlarla biter.</p>

<p>Hatta yorumcuların değerlendirmelerinde ya da haber başlıklarında üçten fazla gollü yenilgi "ağır ya da acımasız" diye tanımlanır. 10 ya da daha farklı skor ise "aşağılayıcı" görülür.</p>

<p>Bununla birlikte, alışılmadık sonuçlara sahip maçlar futbol tarihine geçti ve Guinness Rekorlar Kitabı'na girdi.</p>

<p>Örneğin, 2002'de Madagaskar'da Edema ve SO l'Emyrne takımları arasında oynanan birinci lig maçı.</p>

<p>Sonucuyla Guinness Rekorlar Kitabı'na giren bu maç, futbol tarihinde utanç verici bir sayfa açtı.</p>

<p>SO l'Emyrne 2001'de lig şampiyonu olmuş ancak sondan bir önceki maçta aleyhlerine verilen penaltı nedeniyle ertesi yıl unvanını koruyamamıştı.</p>

<p>Futbolcular Adema ile oynanan ligin son karşılaşmasında, şampiyonluğa mal olan hakem kararını futbol tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir şekilde protesto etmeye karar verdi.</p>

<p><img alt="üzgün brezilya taraftarları " src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/ed60/live/c46ed3c0-4d08-11f0-a466-d54f65b60deb.jpg.webp" style="height:683px; width:1024px" /></p>

<p>Kaynak,Getty Images</p>

<p>Brezilya, kendi evinde düzenlenen Dünya Kupası'nın yarı finalinde Almanya karşısıda 7-1'lik yenilgi alarak, taraftarlarını hezimete uğratmıştı.</p>

<p>Hakem başlama düdüğünü çaldıktan sonra SO l'Emyrne oyuncuları kendi aralarında paslaşmaya ve ardından kendi kalelerine şut çekmeye başladı.</p>

<p>Karşılaşma, hepsi kendi kalesine olmak üzere 149 gol atılana kadar devam etti.</p>

<p>Maçın skoru 149-0'dı.</p>

<p>Madagaskar Ligi'ndeki bu skor, istisnai koşullar altında ortaya çıktı.</p>

<p>Normal koşullar altında oynanan bir maçtaki en farklı skor ise 1885'ten beri İskoç Ligi'nde.</p>

<p>Arbroath takımı Bon Accord'la oynadığı maçı 36-0 kazanmıştı.</p>

<p>Futbol maçlarında alınan ağır sonuçlar sadece Madagaskar gibi teknik ve mali açıdan zayıf liglerle sınırlı değil. Bazen bu durum uluslararası karşılaşmalarda da yaşanıyor.</p>

<p>1982 Dünya Kupası'nda Macaristan grup maçında El Salvador'u 10-1 mağlup etti.</p>

<p>Macaristan yıllar önce de, 1954 Dünya Kupası'nda Güney Kore'yi 9-0 yenmişti.</p>

<p>1974 Dünya Kupası'na kadar Sahra Çölü'nün güneyindeki hiçbir Afrika ülkesi dünya çapında büyük bir futbol turnuvasına katılamamıştı. Zaire (şimdiki adıyla Demokratik Kongo Cumhuriyeti), o yıl buna hak kazanan ilk bölge ülkesi olmuştu.</p>

<p>Etkileyici performanslarına rağmen, Dünya Kupası'nda oynadıkları tüm maçları kaybettiler, Yugoslavya'ya ise 9-0 yenildiler.</p>

<p>2002 Dünya Kupası'nda Almanya Suudi Arabistan'ı 8-0,</p>

<p>2010 Dünya Kupası'nda Portekiz Kuzey Kore'yi 7-0,</p>

<p>2022 Dünya Kupası'nda İspanya Kosta Rika'yı 7-0 yendi.</p>

<p>Mısır 1934 Dünya Kupası elemelerinde Kahire'de Filistin'i 7-1, Kuveyt 2000 Asya Kupası elemelerinde Bhutan'ı 20-0 mağlup etti.</p>

<p>Yine 2000 Asya Kupası elemelerinde Büyük Okyanus'taki ada ülkesi Guam, İran ve Çin'e 19-0 yenildi.</p>

<p>Cezayir, Libya'da düzenlenen 1973 Arap-Afrika Şampiyonası'nda Güney Yemen'i 15-1 mağlup etmişti. Cezayir'in golcüsü Nasser Akli 6 gol atmış, bir milli maçta en fazla gol atan Cezayirli futbolcu olmuştu.</p>

<p>Kulüpler Dünya Kupası'nde farklı kıtalardan takımlar karşılaşıyor. Bu takımlar arasında, hatta bazen aynı kıtadaki ülkelerin takımları arasında da teknik ve mali düzeyler açısından önemli farklar var. Bu da bazen turnuvadaki maçlarda alışılmadık sonuçlar alınmasına neden oldu.</p>

<p>2021'deki Suudi Arabistan takımı Al Hilal'i, Birleşik Arap Emirlikleri'nen (BAE) Al Jazira'yi 6-1, 2019'daki turnuvada Tunus takımı Esperance, Katar'dan Al Sadd'ı 6-2, yine aynı turnuvada Meksika takımı Monterrey, Suudi Arabistan'dan Al Ahli'yi 5-1 mağlup etmişti.</p>

<p>Ancak modern futbol tarihinin belki de en ağır yenilgisini 2014 Dünya Kupası'nda turnuvanın ev sahibi Brezilya aldı. Almanya Brezilya'yı yarı finalde 7-1 mağlup etti.</p>

<p>Panzerler Sambacıları bozguna uğratarak hem de kendi ülkelerinde küçük düşürerek finale çıkmış ve daha sonra da şampiyon olmuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Jun 2025 21:11:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Kendi icatları nedeniyle ölen mucitler</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/kendi-icatlari-nedeniyle-olen-mucitler-28768</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/kendi-icatlari-nedeniyle-olen-mucitler-28768</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2025/02/kendi-icatlari-nedeniyle-olen-bes-mucit-1739277711.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2025/02/kendi-icatlari-nedeniyle-olen-bes-mucit-1739277711.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2025/02/kendi-icatlari-nedeniyle-olen-bes-mucit-1739277711.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Bazı mucitler kendi yarattıkları icatlarla insanlık tarihine geçti. Hatta bazıları isimleriyle hâlâ hayatımızda olmayı sürdürüyor. Bazıları da icatları nedeniyle hayatını kaybetti. İşte, onlardan bazıları...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ - </strong>Samuel Morse'un bulduğu Mors alfabesinden Louis Pasteur'ün pastörizasyonuna, Candido Jacuzzi'nin jakuzisinden Ernő Rubik'in Rubik Küpüne kadar pek çok şey hâlâ mucitlerinin isimleriyle anılıyor.</p>

<p>Mikhail Kalashnikov'un AK-47 tüfeği, Adolphe Sax'ın saksafonu, 4. Sandviç Kontu'nun sandviçi ile bu liste daha da uzuyor.</p>

<p>İcatlarını her gün kullandığımız ama isimlerini çok az kişinin hatırladığı mucitler de var.</p>

<p>Örneğin konserve açacağını insanlığa kazandıran Robert Yates; düz tabanlı kağıt torbayı yaratan Margaret Knight ve trafik lambasını icat eden Garrett Augustus Morgan.</p>

<p>Ölümleri kendi icatlarıyla gelen mucitler ise o kadar şanslı değil.</p>

<p>İşte onlardan bazıları.</p>

<h2><strong>Gökyüzünden düşmek</strong></h2>

<p>Kuşlar gibi uçabilmek insanlığın hep hayali oldu.</p>

<p>Yunan mitolojisinde Daedalus, kendi yarattığı Girit labirentinden kaçmak için tüy ve balmumundan yapılmış kanatları kendi sırtına ve oğlu İkarus'unkilere taktı.</p>

<p>Ancak İkarus, güneşe fazla yaklaşınca kanatları parçalandı ve denize düşerek öldü.</p>

<p>Yer çekiminin kurban aldığı tek kişi İkarus değildi.</p>

<p>İngiliz suluboya ressamı Robert Cocking, tarihte paraşütle atlama kazasında ölen ilk kişi oldu.</p>

<p><img alt="Bu iki renkli litografi Robert Cocking (1776-1837) tarafından balonun yükselişini ve ölümcül paraşüt düşüşünü göstermektedir." src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/7c22/live/4ae866f0-d36f-11ef-94cb-5f844ceb9e30.jpg.webp" style="height:747px; width:1024px" /></p>

<p>Bu iki renkli litografi Robert Cocking'in (1776-1837) balonunun yükselişini ve paraşütünün düşüşünü gösteriyor</p>

<p>1785 yılında ünlü Fransız mucit Jean-Pierre Blanchard ilk modern paraşüt atlayışını gerçekleştirdi.</p>

<p>Yarım yüzyıl sonra Cocking, bu mekanizmayı geliştirebileceğini düşündü ve yıllar boyunca yeni bir tasarım üzerinde çalıştı.</p>

<p>24 Temmuz 1834'te, Londra'da ünlü Royal Nassau balonundan sarkarak kendi geliştirdiği paraşütü denemek istedi.</p>

<p>Greenwich'teki iniş alanına ulaştığında artık 1.500 metre yükseklikteydi ve güneş batmaya başlamıştı.</p>

<p>Balonu bırakmanın zamanı gelmişti. Öyle de yaptı.</p>

<p>Bir an için her şey yolunda gidiyor gibiydi. Ama aniden paraşütün kumaşı ters döndü.</p>

<p>Cocking yere çakılarak hayatını kaybetti.</p>

<p>Tasarımında paraşütün ağırlığını hesaba katmayı unutmuştu.</p>

<p><img alt="Franz Reichelt kendi tasarladığı paraşütü gösterirken" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/8c85/live/eee4f3a0-d36e-11ef-9fd6-0be88a764111.jpg.webp" style="height:1014px; width:1024px" /></p>

<p>Franz Reichelt kendi tasarladığı paraşütü gösterirken</p>

<p>Yaklaşık 80 yıl sonra, bir Fransız terzi de aynı kaderi paylaştı.</p>

<p>Franz Reichelt'in düşüşü de en az Cocking'inki kadar konuşuldu.</p>

<p>Ancak Reichelt'inki sadece ressamlar tarafından değil, fotoğrafçılar ve bir film ekibi tarafından da kaydedilmişti.</p>

<p>Terzi, pilotlar için uçaktan çıkmaları gerektiğinde genişleyerek paraşüte dönüşecek bir giysi tasarlamak istiyordu.</p>

<p>Giysinin ipekten yapılmış katlanır kanatları vardı.</p>

<p>İlk tasarımlar, Paris'teki binasından fırlatılan mankenlerle yapılan testlerde umut verici sonuçlar verdi.</p>

<p>Ancak bu kanatlar kolayca taşınamıyordu, Reichelt bu nedenle tasarımını değiştirdi.</p>

<p>Mankenlere giydirdiği paraşütlerinin düzgün bir şekilde açılması ve düşüşü durdurması adına yeterli hızı kazanabilmeleri için daha yüksek bir fırlatma alanı aradı.</p>

<p>Eyfel Kulesi bunun için ideal bir yerdi. Kulenin birinci katı yerden 57 metre yükseklikteydi.</p>

<p>Test için izin aldı ve 4 Şubat 1912'de basını çağırdı.</p>

<p>O gün geldiğinde ise kimsenin beklemediği bir duyuru yaptı: Bir mankeni değil, kendisini fırlatacaktı.</p>

<p>Polis, terziyi böyle bir atlayış için yetkisi olmadığı konusunda uyardı. Etrafındaki arkadaşları da onu vazgeçirmeye çalıştı. Ama tüm çabalar nafileydi. Fransız terzi atladı.</p>

<p>Paraşüt tam olarak açılmadı ve Reichelt kalabalık bir seyirci topluluğunun önünde öldü.</p>

<h2><strong>Akıntıya karşı yolculuk</strong></h2>

<p>Henry Winstanley, mekanik ve hidrolik mekanizmalara hayranlık duyan İngiliz ressam ve gravürcüydü.</p>

<p>Çalışmaları tekneler üzerinde yoğunlaşıyordu.</p>

<p>Yaptığı iki tekne İngiltere'nin güneybatı kıyısındaki Eddystone kayalıklarında battı.</p>

<p>Winstanley bu bölgenin yüzyıllar boyunca gemi kazalarına neden olması ve birçok denizcinin hayatına mal olmasıyla ünlü olduğunu fark etti.</p>

<p>Bir şeyler yapması gerekiyordu.</p>

<p><img alt="Winstanley Deniz Feneri'nin ilk versiyonu
" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/65a7/live/96992490-d383-11ef-87df-d575b9a434a4.jpg.webp" style="height:1410px; width:1024px" /></p>

<p>Winstanley Deniz Feneri'nin ilk versiyonu</p>

<p>Açık denizde kayalıklar üzerine bir deniz feneri inşa etmek için bazı planlar hazırladı.</p>

<p>Ancak yetkilileri ikna etmekte güçlük çekti: Gelgit sırasında kayalıkların suyla kaplanması bir yana, daha önce açık denizlerde hiç deniz feneri inşa edilmemişti.</p>

<p>Çalışmalar 1696'da başladı, ancak Winstanley Fransız korsanlar tarafından kaçırıldı.</p>

<p>Serbest bırakılır bırakılmaz işe geri döndü ve 1698'de 27 metrelik kulede 60 mum yaktı.</p>

<p>Kuvvetli rüzgârlarda fenerin gıcırdadığını ve dalgalar çok büyük olduğunda da görülemediğini anlayınca yapıyı yeniden tasarladı. Duvarları güçlendirdi ve yüksekliğini 40 metreye çıkardı.</p>

<p>Tarihin açık denizlerdeki ilk deniz feneri olan icadının güvenliğinden memnun olan Winstanley, "tüm zamanların en büyük fırtınası" olarak tanımlanan bir doğa olayı sırasında orada bir gece geçireceğini açıkladı.</p>

<p><img alt="Deniz feneri" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/0713/live/e8a15b40-d383-11ef-87df-d575b9a434a4.jpg.webp" style="height:1433px; width:1024px" /></p>

<p>Deniz feneri gemileri tehlikeye karşı uyarmak için daha uzun ve daha sağlam hale getirildi</p>

<p>1703 yılında bu bölgede kaydedilen en şiddetli fırtına meydana gelmiş, saatte 190 kilometreye ulaşan rüzgarlar denizde ve karada yaklaşık 15 bin kişinin ölümüne neden olmuştu.</p>

<p>Winstanley ise deniz fenerinin testi geçip geçmediğini görmeyi iple çekiyordu. 27 Kasım günü rüzgârlar bunu yapmasına yetecek kadar dindi.</p>

<p>Feneri ayakta görünce büyülenen Winstanley, arkadaşlarına geceyi orada geçireceğini söyledi ve sabah kendisini almaya gelmelerini istedi. Ancak arkadaşları onu bir daha hiç görmediler.</p>

<p>Kayıtlara göre o gece rüzgar deniz fenerinin ve mucidinin tüm izlerini silip süpürdü.</p>

<p>Ama Winstanley'in çalışmaları boşa gitmedi.</p>

<p>Deniz fenerinin çalışır olduğu beş yıl boyunca bölgede hiçbir gemi enkazı olmadı. Bunun böylesine tehlikeli bir yerde olağanüstü bir başarı olduğu söylendi.</p>

<p>Bu nedenle bugün Eddystone kayalıklarında hala bir deniz feneri bulunuyor.</p>

<h2><strong>Fırtına ve şimşek</strong></h2>

<p>1745'te icat edilen ve ilk ilkel kondansatör olma özelliği taşıyan Leyden Kavanozu veya diğer adıyla Leyden şişesi, elektrik üzerine çalışan bilim insanlarının iştahlarını kabarttı.</p>

<p>Elektrik konusunda öncü çalışmalar yapan Alman-Baltık kökenli Rus fizikçi Georg Wilhelm Richmann da bu meraklılardan biriydi.</p>

<p>Benjamin Franklin 1752'de yıldırımın elektriksel bir olgu olduğunu ve bir deneyle bunun kanıtlanabileceğini söylediğinde, Richmann da bunu yapmak istedi.</p>

<p>Böylece icat ettiği bir elektrometreyle atmosferik elektriğin yoğunluğunu ölçebilecekti.</p>

<p>Linda Hall Kütüphanesi'nde yer alan bir makale, Richmann'ın evine tavandaki bir kabloya bağlı demir bir çubuk yerleştirdiğini ve elektrometresini de bu çubuğa monte ettiğini anlatıyor.</p>

<p><img alt="Richmann'ın ölümünden sonra 1870 yılında yayımlanan Les Merveilles de la Science kitabından bir illüstrasyon" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/aeb5/live/63187450-d3f5-11ef-94cb-5f844ceb9e30.jpg.webp" style="height:1386px; width:1024px" /></p>

<p>Richmann'ın ölümünden sonra 1870 yılında yayımlanan Les Merveilles de la Science kitabından bir illüstrasyon</p>

<p>6 Ağustos 1753'te bir fırtına patlak verdi ve Richmann Rus Bilimler Akademisi'nden evine doğru koştu. Akademi'nin gravürcüsünü de yanına aldı, amacı deneyi kayda almaktı.</p>

<p>Richmann elektrometresine göz kulak olurken, gravürcü küçük bir yıldırım topunun çubuktan Richmann'ın alnına sıçradığını ve onu yere düşürdüğünü gördü.</p>

<p>Sonra bir patlama oldu ve alevler yayılmaya başladı.</p>

<p>Richmann bir elektrik araştırmasının ilk ölümcül kurbanıydı.</p>

<p>İngiliz bilim insanı Joseph Priestley 1767'de "Her elektrikçiye Richmann kadar görkemli bir ölüm nasip olmaz" diye yazdı.</p>

<h2>Tekmeyle gelen ölüm</h2>

<p>19. yüzyıl yayıncılık tarihi için önemli bir dönüme sahip.</p>

<p>Giderek artan talebin karşılanması için mevcut elektrikli baskı makinelerinin gelişimine ihtiyaç duyuluyordu.</p>

<p>1860'larda Amerikalı William Bullock baskı endüstrisinde devrim yaşanmasına yardımcı oldu.</p>

<p>Birkaç önemli teknik sorunu çözen Bullock, döner baskı makinesini icat etti.</p>

<p>Bullock'un makinesi, büyük ve kesintisiz kağıt rulolarının makaralar aracılığıyla otomatik olarak beslenmesine olanak tanıyordu. Önceki sistemler ise emeğin yoğun olduğu elle beslenen makinelerden oluşuyordu.</p>

<p>Buna ek olarak Bullock'un makinesi kendini otomatik olarak ayarlıyor, her iki tarafa da baskı yapıyor, kağıdı katlıyor ve sayfaları doğru ve hızlı bir şekilde kesiyordu.</p>

<p>Ancak Nisan 1867'de, Philadelphia Public Ledger gazetesi için kurulmakta olan yeni baskı makinelerinden birinde ayarlamalar yaparken bir kayış kasnaktan çıktı.</p>

<p>William Bullock döner makineyi kapatmak yerine, eski bir geleneğe başvurdu ve makineyi tekmeleyerek çalıştırmayı tercih etti.</p>

<p>Bacağı mekanizmaya sıkıştı. Etrafındakiler onu kurtarmayı başarsalar da kangren oldu ve bacağının kesilmesi için yapılan ameliyat sırasında öldü.</p>

<p>1964 yılında, üzerinde "Döner baskı makinesinin icadı (1863) modern gazeteyi mümkün kıldı" yazan bir plaketle onurlandırıldı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Feb 2025 15:35:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Üç milyar yıl önce Dünya&#039;ya çarpan göktaşı okyanusların kaynamasına neden oldu</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/uc-milyar-yil-once-dunyaya-carpan-goktasi-okyanuslarin-kaynamasina-neden-oldu-28097</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/uc-milyar-yil-once-dunyaya-carpan-goktasi-okyanuslarin-kaynamasina-neden-oldu-28097</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/10/uc-milyar-yil-once-dunyaya-carpan-goktasi-okyanuslarin-kaynamasina-neden-oldu-1729612358.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2024/10/uc-milyar-yil-once-dunyaya-carpan-goktasi-okyanuslarin-kaynamasina-neden-oldu-1729612358.png"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/10/uc-milyar-yil-once-dunyaya-carpan-goktasi-okyanuslarin-kaynamasina-neden-oldu-1729612358.png" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Bilim insanları, ilk kez 2014 yılında keşfedilen dev bir göktaşının, Dünya tarihinde bilinen en büyük tsunamiye neden olduğunu ve okyanusları kaynattığını keşfetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ - </strong>40-60 km genişliğindeki bu göktaşı üç milyar yıl önce Dünya'ya çarptı.</p>

<p>S2 adı verilen göktaşının, 66 milyon yıl önce&nbsp;<a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47772215">dinozorları yok eden</a>&nbsp;göktaşının 200 katı büyüklüğünde olduğu tahmin ediliyor.</p>

<p>Güney Afrika'daki çarpma bölgesinde incelemelerde bulunan bilim insanları, büyük asteroit çarpmalarının Dünya'ya sadece yıkım getirmediğine, erken yaşamın gelişmesine yardımcı olduğuna dair kanıtlar buldu.</p>

<p>Yeni araştırmanın başyazarı Harvard Üniversitesi'nden Prof. Nadja Drabon, Dünya ilk oluştuktan sonra uzayda çarpacak çok sayıda enkaz olduğunu hatırlatıyor ve “Ama şimdi, bu dev çarpışmaların ardından yaşamın gerçekten dirençli olduğunu ve aslında daha da geliştiğini anladık” diyor.</p>

<p>66 milyon yıl önce&nbsp;<a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-49661146">dinozorların yok olmasına neden olan göktaşı</a>&nbsp;yaklaşık 10 km genişliğindeydi ve neredeyse Everest Dağı yüksekliğindeydi.</p>

<p>S2 göktaşı ise 40-60 km genişliğindeydi ve kütlesi 50-200 kat daha fazlaydı.</p>

<p>Oluşumundan yaklaşık 1,5 milyar yıl sonra bu göktaşının çarptığı Dünya bugünkünden çok farklı görünüyordu. Yüzeyinin büyük kısmı sularla kaplıydı ve sadece birkaç kıta denizden belirmiş durumdaydı. Tek hücreli mikroorganizmalardan ibaret olan yaşam ise çok basit formdaydı.</p>

<p><img alt="Nadja ve meslektaşları kaya örnekleri toplamak için Güney Afrika'daki East Barberton Greenstone Kuşağı'na gitti" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/558d/live/3ce6e1d0-9067-11ef-8e6d-e3e64e16c628.jpg.webp" style="height:380px; width:976px" /></p>

<p>Kaynak,Nadja Drabon</p>

<p>Prof. Nadja Drabon ve ekibi, kaya örnekleri toplamak için Güney Afrika'daki East Barberton Greenstone Kuşağı'na gitti</p>

<p>Barberton Greenstone Belt'in doğusundaki çarpma alanı, bir meteor çarpmasının kalıntılarının bulunduğu Dünya'daki en eski yerlerden biri.</p>

<p>Bu bölgeye üç kez giden Prof. Drabon ve ekibi çarpışmadan geriye kalan küçük kaya parçalarını arıyorlardı. Topladıkları yüzlerce kilogram kaya parçasını analiz için laboratuvara gönderdiler.</p>

<p>Ekip, S2 göktaşı Dünya'ya çarptığında nelere yol açmış olabileceğine dair şu öngörülerde bulunuyor:</p>

<p>Göktaşı 500 km'lik bir krater açmış ve inanılmaz hızlarda fırlayan kayaları toz haline getirerek dünyanın etrafında dönen bir bulut oluşturmuştu.</p>

<p>Prof. Drabon bu manzarayı, “Bir yağmur bulutu düşünün, ama su damlacıkları yerine, gökyüzünden yağan erimiş kaya damlacıkları gibi” diye tarif ediyor.</p>

<p><img alt="Drabon ve ekibi" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/6634/live/92ed2120-9067-11ef-b9f2-63856b9adaaf.jpg.webp" style="height:549px; width:976px" /></p>

<p>Kaynak,Nadja Drabon</p>

<p>Çarpmanın etkisiyle dev bir tsunami oluşmuş, deniz tabanını parçalayıp kıyı şeritlerini sular altında bırakmıştı.</p>

<p>Tüm bu enerji, okyanusları kaynatarak onlarca metre suyun buharlaşmasına neden olan büyük miktarda ısı üretmiş, ayrıca hava sıcaklığını da 100C'ye kadar arttırmıştı.</p>

<p>Gökyüzü toz ve parçacıklardan oluşan kara bir bulutla kaplanmış, güneş ışığı bu Dünya’ya sızamadığı için fotosenteze dayanan karadaki veya sığ sulardaki basit yaşam yok olmuştu.</p>

<p><img alt="kaya numuneleri" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/871c/live/b7991970-9067-11ef-89ae-5575c76d98e6.jpg.webp" style="height:732px; width:976px" /></p>

<p>Kaynak,Nadja Drabon</p>

<p>Jeologlardan oluşan ekip, deniz tabanının parçalandığına dair kanıtlar içeren kayaları analiz etti</p>

<h2>Yaşamın gelişmesini sağladı</h2>

<p>Bu etkiler, jeologların diğer büyük göktaşı çarpmaları hakkındaki bulgularıyla benzeşiyor.</p>

<p>Ancak Prof. Drabon ve ekibi daha sonra şaşırtıcı bulgulara rastladı. Kayalarda saklı bulgular, şiddetli sarsıntıların basit organizmaları besleyen fosfor ve demir gibi besinleri alt üst ettiğini gösterdi.</p>

<p>“Yaşam sadece dirençli değildi, aynı zamanda gerçekten hızlı bir şekilde geri döndü ve gelişti” diyen Drabon şu benzetmeyi yapıyor:</p>

<p>“Sabahları dişlerinizi fırçaladığınız zamanki gibi. Bakterilerin yüzde 99,9'unu öldürürsünüz ama akşama kadar hepsi geri döner.”</p>

<p>Yeni bulgular, büyük çarpışmaların besleyici bir işlev gördüğünü ve fosfor gibi yaşam için gerekli maddelerin dünyanın dört bir yanına dağılmasını sağladıklarını gösteriyor.</p>

<p>Gezegeni sarsan tsunami aynı zamanda demir açısından zengin suyu derinlerden yüzeye çıkararak erken dönem mikroplarına ekstra enerji sağlamış olabilir.</p>

<p>Prof. Drabon, bulguların, erken dönemde art arda Dünya'ya çarpan göktaşlarının yaşamın gelişmesine yardımcı olduğuna dair görüşü desteklediğini söylüyor.</p>

<p>“Öyle görünüyor ki çarpmalar yaşamın gelişmesini sağlayan elverişli koşullar yarattı” diye açıklıyor.</p>

<p>Bulgular PNAS adlı bilim dergisinde yayımlandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Oct 2024 18:48:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Meyve sineğinin beyni, insanlardaki düşünme sürecine ışık tutuyor</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/meyve-sineginin-beyni-insanlardaki-dusunme-surecine-isik-tutuyor-28030</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/meyve-sineginin-beyni-insanlardaki-dusunme-surecine-isik-tutuyor-28030</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/10/meyve-sineginin-beyni-insanlardaki-dusunme-surecine-isik-tutuyor-1728042605.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2024/10/meyve-sineginin-beyni-insanlardaki-dusunme-surecine-isik-tutuyor-1728042605.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/10/meyve-sineginin-beyni-insanlardaki-dusunme-surecine-isik-tutuyor-1728042605.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Bir sineğin beynini araştıran bilim insanları ilk kez, 130 bin beyin hücresinin her birinin ve 50 milyon bağlantının şeklini ve konumunu tespit etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ - </strong>Yürüyebiliyorlar, havada süzülebiliyorlar ve hatta erkekleri dişileri çekebilmek için aşk şarkıları bile söyleyebiliyor. Bütün bunları bir toplu iğne başından küçük beyinleriyle yapıyorlar.</p>

<p>Bir sineğin beynini araştıran bilim insanları ilk kez, 130 bin beyin hücresinin her birinin ve 50 milyon bağlantının şeklini ve konumunu tespit etti.</p>

<p>Yetişkin bir hayvan beyninin şu ana dek yapılmış en ayrıntılı analizi.</p>

<p>Araştırmaya katılmayan önde gelen bir beyin uzmanı araştırmayı, insan beynini anlamakta "büyük bir ilerleme" diye tanımladı.</p>

<p>Cambridge'teki Tıbbi araştırma Konseyi'nin Moleküler Biyoloji Laboratuvarı'ndan Dr. Gregory Jefferies, şu anda beyinlerimizdeki hücre ağının birbirimizle ve etrafımızdaki dünyayla etkileşime girmemizi sağladığı konusunda, şu anda hiçbir fikrimiz olmadığını söylüyor.</p>

<p>"Bağlantılar nedir? Yüzünüzü tanımam için bilgiyi işleyen, sesimi duymanızı ve bu kelimeleri elektrik sinyallerine dönüştürmenizi sağlayan sistemde sinyaller nasıl akıyor? “</p>

<p>"Sinek beyninin haritalanması gerçek anlamda kayda değer bir çalışma ve kendi beyinlerimizin nasıl çalıştığını cidden kavramamızda bize yardımcı olacak."</p>

<p>Araştırmada incelenen meyve sineğine kıyasla bir milyon kat daha fazla beyin hücresine, yani nörolara sahibiz.</p>

<p>Peki, bir sineğin beyni arasındaki bağlantıların haritası, bilim insanlarının nasıl düşündüğümüzü anlamasına nasıl yardımcı olabilir?</p>

<p>Nature dergisinde yayımlanan, bilim insanlarının ürettiği diyagramlar, güzel olduğu kadar karmaşık bağlantıları sergiliyor.</p>

<p>Bu kadar küçük bir organın, bu kadar güçlü hesaplama görevleri yapabildiğini açıklamanın anahtarı şekli ve yapısında.</p>

<p>Tüm bu görevleri yerine getirecek bir haşhaş tanesi büyüklüğünde bir bilgisayar geliştirmek, çağdaş bilimin kabiliyetlerinin çok ötesinde.</p>

<p>Projenin liderlerinden Princeton Üniversitesi'nden Dr. Mala Murthy, bilimsel olarak "konnektom" diye bilinen yeni bağlantı diyagramlarının "nörobilimciler için dönüştürücü" olacağını söylüyor.</p>

<p>"Araştırmacıların, sağlıklı bir beynin nasıl çalıştığını daha iyi anlamasına yardımcı olacak. Gelecekte, beynimizde işler yolunda gitmediğinde neler olduğunu kıyaslamanın mümkün olmasını umuyoruz."</p>

<p>Çalışmada yer almayan Londra'daki Francis Crick Enstitüsü'nde beyin araştırması grup lideri Dr. Lucia Prieto Godolo da bu görüşe destek veriyor.</p>

<p>"Araştırmacılar 300 konnektomu bulunan basit bir solucanı ve üç bin bağlantısı olan bur kurtçuğun bağlantılarını tamamlamıştı. Ancak 130 bin bağlantının bulunması, fareler gibi daha büyük beyinlerde ve belki de 10-20 yıl içinde kendi beyinlerimizdeki connectomları bulmak adına müthiş bir teknik ilerleme."</p>

<p><img alt="A map of the fly's brain shows certain sections toward the base highlighted in different colours." src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/f5c4/live/ec5c05e0-7a79-11ef-a18c-418c96344fc9.jpg.webp" style="height:864px; width:1536px" /></p>

<p>Kaynak,MRC/Nature</p>

<p>Bu bağlantılar, sineğin uçuşunu kontrol eden devreyi gösteriyor.</p>

<p><img alt="A map of the fly's brain shows many more sections of it highlighted in colours than the previous diagram, including outer sections." src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/4165/live/2b5738f0-7a7a-11ef-8c1a-df523ba43a9a.jpg.webp" style="height:1080px; width:1920px" /></p>

<p>Kaynak,MRC/Nature</p>

<p>Bunlar, görüşün işlenmesi için gereken bağlantılar. Görmek daha çok hesaplama gerektirdiğinden hareketten çok daha fazlası gerekiyor.</p>

<p>Araştırmacılar, her bir fonksiyon için ayrı devreleri tespit etti ve nasıl bağlantılı olduklarını gösterdi.</p>

<p>Örneğin hareketle ilgili bağlantılar, beynin tabanında, görmeyi işlemek için gerekenlerse yanlara doğru. Görmek için çok daha fazla sayıda nöronun rol oynaması gerekiyor, çünkü görüş için çok daha fazla hesaplama gücü gerekiyor.</p>

<p>Bilim insanları, görüş ve hareketin ayrı devrelerde olduğunu biliyordu, ancak birbirleriyle nasıl bağlandıkları bulunamamıştı.</p>

<h2>Sinekleri avlamak neden zor?</h2>

<p>Diğer araştırmacılar, daha şimdiden devre diyagramlarını kullanmaya başladı. Örneğin, sinekleri dürülmüş gazete ya da dergilerle avlamanın neden zor olduğunu araştırdılar.</p>

<p>Görüş devreleri, dürdüğünüz gazetenin hangi yönden geldiğini tespit ediyor ve sineğin bacaklarına sinyal yolluyor.</p>

<p>Ancak, sonlarını getirebilecek nesneden uzaktaki bacaklara daha kuvvetli bir zıplama sinyali gidiyor. Yani, düşünmek zorunda kalmadan zıplayabiliyorlar. Kelimenin tam anlamıyla, düşünce hızından daha seri bir şekilde.</p>

<p>Bu bulgu da, biz hantal insanların neden nadiren sinek avlayabildiğimizi açıklayabilir.</p>

<p><img alt="Instrument for slicing fly brains" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/5f12/live/0142b610-7a7b-11ef-8c1a-df523ba43a9a.jpg.webp" style="height:2160px; width:3840px" /></p>

<p>Kaynak,Gwyndaf Hughes/BBC News</p>

<p>Sinek beyni dilimleyicisi: Beyin mikroskopik bir bıçakla 7 bin çok ince parçaya ayrıldı.</p>

<p>Bağlatı diyagamı, mikroskobik bir peynir rendesine benzeyen bir cihazla bir sineğin beyninin dilimlenmesiyle yapıldı. 7 bin dilimin her biri fotoğraflandı ve dijital yöntemlerle bir araya getirildi. Princeton Üniversitesi'ndeki ekip, tüm nöronların şekillerinin ve bağlantılarının çıkartılması için yapay zeka kullandı.</p>

<p>Ancak yapay zeka mükemmel sonuçlar vermedi ve uzmanlar üç milyonun üzerindeki hatayı elle düzeltti.</p>

<p>Bu teknik anlamda zorun başarılmasıydı, ancak iş daha bitmemişti.</p>

<p>Yine Tıbbi Araştırma Konseyi'nin Moleküler Biyoloji Laboratuvarı'nan Dr. Philipp Schlegel'e göre her bir bağlantının ne yaptığını tanımlamadan harita tek başına anlamsızdı.</p>

<p>"Bu veriler Google Haritaları gibi ama beyin için olanı. Nöronlar arasındaki ham bağlantı diyagramı, hangi yapıların hangi sokaklar ve binalara denk geldiğini bilmek gibi.</p>

<p>"Nöronları tanımlamaksa, haritaya, sokakların ve şehirlerin adlarını, iş yerlerinin açılış saatlerini, telefon numaralarını, değerlendirmeleri eklemek gibi. Gerçekten kullanışlı olabilmesi için her ikisi de gerekiyor."</p>

<p><img alt="Pallab Ghosh's brain scan" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/18d6/live/b99b22a0-7a7c-11ef-9320-c5a3f9e23bb5.jpg.webp" style="height:348px; width:619px" /></p>

<p>Kaynak,BBC News</p>

<p>İnsan beynindeki bağlantıların görüntülenmesi. Ancak en iyi cihazlar bile beynimizdeki bağlantıların çok azını tespit edebiliyor.</p>

<p><a href="https://flywire.ai/">Sinek konnektomu, kullanmak isteyen tüm araştırmacıların erişimine açık.</a></p>

<p>Dr. Schlegel bu yeni harita sayesinde nörobilimde önümüzdeki birkaç yıl içinde "bir buluşlar çığı" olacak.</p>

<p>İnsan beyni, sineklerinkinden çok daha büyük ve bağlantıları hakkında tüm bilgileri alabilecek teknolojiye henüz sahip değiliz.</p>

<p>Ancak araştırmacılar, belki 30 yıl içinde bir insan konnektomuna sahip olmanın mümkün olabileceğine inanıyor. Sinek beyninin, beynimizin nasıl işlediği konusunda yeni ve daha derin bir anlayışın ilk adımı olduğunu söylüyorlar.</p>

<p>Araştırma, Flywire Konsorsiyumu adlı, bilim insanlarının büyük bir uluslararası işbirliğiyle yapıldı.</p>

<p><strong>Kaynak: </strong>Pallab Ghosh-BBC Bilim Muhabiri</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Oct 2024 14:42:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Mezopotamyalılar 4 bin yıl önce akşam yemeğinde ne yiyordu?</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/mezopotamyalilar-4-bin-yil-once-aksam-yemeginde-ne-yiyordu-27910</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/mezopotamyalilar-4-bin-yil-once-aksam-yemeginde-ne-yiyordu-27910</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/08/mezopotamyalilar-4-bin-yil-once-aksam-yemeginde-ne-yiyordu-1723963577.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2024/08/mezopotamyalilar-4-bin-yil-once-aksam-yemeginde-ne-yiyordu-1723963577.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/08/mezopotamyalilar-4-bin-yil-once-aksam-yemeginde-ne-yiyordu-1723963577.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[En az İÖ 1730'a tarihlenen üç büyük tablet çoğunlukla güveç tarifleri içeriyor; en küçüğü daha sonraki bir döneme ait ve et suyundan bahsediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ - </strong>Kimse tam olarak nereden geldiklerini bilmiyor ve üzerinde ne yazdığı uzun bir süre kimse tarafından anlaşılamadı.</p>

<p>Orta Doğu'da yapılan bir arkeolojik kazıda ortaya çıkarılan çivi yazısıyla kaplı küçük kil tabletler muhtemelen 1911'den beri Yale Üniversitesi Babil Koleksiyonu'ndaydı. Üzerinde tıbbi ilaç tarifleri olduğu düşünülüyordu.</p>

<p>Fransız araştırmacı Jean Bottéro, tabletlerin ne dediğini ancak 1980'lerin başlarında anlayabildi.</p>

<p>Onlar yaklaşık 4 bin yıldır, akşam yemeğinden bahsediyorlardı.</p>

<p>Dört tabletten en genişleri bir sabun kalıbı büyüklüğünde, bin yıldan daha eskiye dayanan en küçüğü ise sadece bir avuca sığıyor. Ve onlar ilaç değil yemek içerikleriyle dolu.</p>

<p>En az İÖ 1730'a tarihlenen üç büyük tablet çoğunlukla güveç tarifleri içeriyor; en küçüğü daha sonraki bir döneme ait ve et suyundan bahsediyor.</p>

<p>Bunların varlığı bile bir gizem.</p>

<p>Koleksiyonun yardımcı küratörü Agnete Lassen, Antik Mezopotamya'da insanların nadiren yemek tarifi yazdığını söylüyor:</p>

<p>"Yüz binlerce çivi yazısı belgesinden, yemek tarifi içeren yalnızca bunlar var ve bir açıklama bulamıyoruz".</p>

<h2><strong>Bugün bilinmeyen malzemeler var</strong></h2>

<p><img alt="Antik Mezopotamya'da insanlar yiyeceklerini nasıl hazırladıklarını nadiren yazarlardı" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/f194/live/882ae1e0-5c9c-11ef-b970-9f202720b57a.png.webp" style="height:1361px; width:2205px" /></p>

<p>Antik Mezopotamya'da insanlar yiyeceklerini nasıl hazırladıklarını nadiren yazarlardı</p>

<p>Harvard Üniversitesi'nden Asurbilimci Gojko Barjamovic, yazıtlarda bugün bilinmeyen malzemelerin ortaya çıktığını söyledi. Asum mersin ve salu ise tere tohumu demek. Peki, hurrium ne?</p>

<p>Barjamovic, Lassen ve çalışma arkadaşlarının yazdığı makaleden, bilinmeyen baharatların listesini okumak bile, Dicle ve Fırat nehirleri arasında yer alan kayıp bir bahçenin görüntülerini çağrıştırıyor: Kurullu, kuruš, nīnu. Silaru, zanzar, zibibianu.</p>

<p>Tabletler, antik veya modern birçok yemek tarifinde olduğu gibi aynı ilginç varsayıma sahip: Yazar, okuyucunun, temelde neyi amaçladığını zaten bilmesini bekliyor.</p>

<p>Talimatlar kısa ve öz.</p>

<p>Pek çok eski tarifte olduğu gibi, miktar belirtilmemiş.</p>

<h2><strong>Et suyu güveç, bugün de Irak yemeklerinin en temel parçası</strong></h2>

<p>Birkaç yıl önce Barjamovic, Lassen ve Iraklı yemek tarihçisi Nawal Nasrallah da dahil bazı uzmanlar bu yemeklerin bugün nasıl görüneceği konusunda bazı çalışmalar yaptı.</p>

<p>Bottéro tarafından yapılan tariflerin çevirilerini güncellediler. Yemeği dayanılmaz derecede acı hale getirerek diğer yiyeceklerin fark edilmesini engelleyen bir malzemeyi kaldırdılar.</p>

<p>Nasrallah, tariflerin tamamının güveç ve et sularından oluşmasının çarpıcı olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Et suyu içinde et ve sebzelerden oluşan güveç, modern Irak yemeklerinin temel bir parçası ve aynı zamanda Orta Çağ Irak yiyeceklerinin de önemli bir özelliğiydi.</p>

<h2><strong>Tabletlerden birinde yer alan Tu'hu olarak bilinen kuzu güvecinin tarifi:</strong></h2>

<ul>
	<li>Sonra bacak etini yağda mühürle.</li>
	<li>Tuz, bira, soğan, roka, kişniş, İran arpacık soğanı, kimyon, pancar, su ekle.</li>
	<li>Ezilmiş pırasa, sarımsak ve daha fazla kişniş ekle.</li>
	<li>Sonra Mısır pırasası olan kurrat ekle.</li>
	<li>Pancarlar onu kırmızıya çevirsin</li>
</ul>

<p>Dört tarif içinden Lassen'in favorisi bu.</p>

<p>Ancak insanların zevkleri zamanla farklılaşabiliyor. Örneğin Romalıların en ünlü yiyeceklerinden bazıları bugün İtalyan mutfağında yer almıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 Aug 2024 09:36:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Ölürken beynimizde ne oluyor?</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/olurken-beynimizde-ne-oluyor-27752</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/olurken-beynimizde-ne-oluyor-27752</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/06/olurken-beynimizde-ne-oluyor-1719755569.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2024/06/olurken-beynimizde-ne-oluyor-1719755569.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/06/olurken-beynimizde-ne-oluyor-1719755569.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Michigan Üniversitesi'nde moleküler ve bütünleştirici fizyoloji ve nöroloji alanında doçent olan Dr. Borjigin, o zamandan beri ölüm anında beyinde neler olduğunu inceliyor ve tespitlerinin sandığımızdan farklı olduğunu söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ - </strong>Sinirbilimci Jimo Borjigin, "ölmenin yaşamın önemli bir parçası" olmasına rağmen ölüm anında beyinde neler olduğu hakkında "neredeyse hiçbir şey" bilinmediğini fark ettiğinde çok şaşırmış.</p>

<p>Borjigin, yaklaşık 10 yıl önce farelerin beynindeki nörokimyasal salgılar üzerinde deney yaparken iki farenin öldüğünü ve bu sayede tesadüfen beyinlerinin ölüm sürecini gözlemleyebildiğini anlatıyor.</p>

<p>BBC Mundo'ya konuşan Borjigin, "Farelerden bir tanesi aşırı miktarda serotonin salgıladı. Halüsinasyon mu görüyordu acaba?" diyor ve serotoninin halüsinasyonla bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p>Ruh halini düzenleyen bir hormon salgısı olan serotonini bu kadar yüksek düzeyde görmek Borjigin'de merak uyandırdı:</p>

<p>"Literatür araştırması yapmaya başladım. Ölüm süreci hakkında bu kadar az şey bildiğimizi öğrenince çok şaşırdım."</p>

<p>Michigan Üniversitesi'nde moleküler ve bütünleştirici fizyoloji ve nöroloji alanında doçent olan Dr. Borjigin, o zamandan beri ölüm anında beyinde neler olduğunu inceliyor ve tespitlerinin sandığımızdan farklı olduğunu söylüyor.</p>

<h2>Ölümün tanımı</h2>

<p><img alt="beyin ve kalp çizimi" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/52e4/live/5f605f70-3301-11ef-bdc5-41d7421c2adf.jpg.webp" style="height:340px; width:800px" /></p>

<p>Borjigin, bilim dünyasında kalbi duran bir kişinin öldüğünün varsayıldığını, ancak bu süreçte beyne değil kalbe odaklanıldığını söylüyor.</p>

<p>"Bilimsel anlayışa göre beyin çalışmıyor gibi görünüyor çünkü kişiden tepki gelmiyor; konuşamıyor, ayakta duramıyor, oturamıyor."</p>

<p>Beynin çalışabilmesi için çok fazla oksijene ihtiyacı var. Eğer kalp kan pompalamazsa, oksijen de beyne ulaşamaz.</p>

<p>Borjigin, "Yani tüm yüzeysel göstergeler beynin artık çalışmadığına ya da en azından hiperaktif değil de hipoaktif olduğuna işaret ediyor" diyor.</p>

<h2>Beyin 'hiper hızda'</h2>

<p>Borjigin, araştırma ekibiyle 2013 yılında fareler üzerinde yaptığı bir çalışmada hayvanların kalpleri durduktan sonra çeşitli nörotransmitterlerde yoğun aktivite gözlemlendiğini anlatıyor:</p>

<p>"Serotonin 60 kat artarken kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan bir kimyasal olan dopamin 40 ila 60 kat arttı. Kendinizi çok uyanık hissetmenizi sağlayan norepinefrin ise yaklaşık 100 kat arttı."</p>

<p>Borjigin'e göre hayvanlar canlıyken bu kadar yüksek seviyeleri görmek imkansız.</p>

<p>Ekip 2015 yılında ölmek üzere olan farelerin beyinleri üzerinde bir çalışma daha yaptı:</p>

<p>"Her iki durumda da beyin aşırı hareket halinde, hiperaktif bir durumdaydı."</p>

<h2>Gama dalgaları</h2>

<p><img alt="nöronların çizimi" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/f902/live/2a1b70c0-3301-11ef-a044-9d4367d5b599.jpg.webp" style="height:430px; width:800px" /></p>

<p>Borjigin'in ekibi 2023 yılında, yaşam destek ünitesine ve beyin aktivitesini ölçen cihazlara bağlı, ölmek üzere olan dört kişi üzerinde de bir&nbsp;<a href="https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/37126719/">çalışma</a>&nbsp;gerçekleştirdi.</p>

<p>Yakınlarının kararıyla bu kişileri hayatta tutan solunum cihazları kapatıldı.</p>

<p>Araştırmacılar cihazların kapatılmasının ardından hastalardan ikisinin beyninde yüksek düzeyde aktivite olduğunu tespit etti. Bu, bilişsel işlevin bir göstergesi.</p>

<p>Hastaların beyninde en hızlı beyin dalgaları olan gama dalgaları da tespit edildi. Gama dalgaları karmaşık bilgi işleme ve hafıza ile bağlantılı.</p>

<p>Hastalardan birinde beynin her iki tarafındaki temporal loblarda yüksek aktivite gözlemlendi.</p>

<p>Dr. Borjigin, sağ taraftaki temporal lobun empatiyle bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<h2>Ölüme yakın deneyimler</h2>

<p><img alt="beden dışı deneyim çizimi" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/dc47/live/8f25d5a0-3301-11ef-90be-b75b34b0bbb2.jpg.webp" style="height:532px; width:800px" /></p>

<p>Ölüme yakın deneyimler yaşayan bazı kişiler hayatlarının gözlerinin önünden geçtiğini görebildiklerini veya önemli anları hatırlayabildiklerini söylüyorlar.</p>

<p>Birçoğu yoğun bir ışık gördüklerini söylerken, bazıları da beden dışı deneyimler yaşadıklarını paylaşıyor.</p>

<p>Peki Dr. Borjigin'in çalışmalarında gözlemlediği hiperaktif beyin, bazı insanların ölümün eşiğinde neden bu kadar yoğun deneyimler yaşadığını açıklayabilir mi?</p>

<p>Borjigin, "Evet, bence açıklıyor" diyor ve devam ediyor:</p>

<p>"Kalp krizinden kurtulanların en az %20-25'i beyaz bir ışık gördüklerini, bir şey gördüklerini bildiriyor, bu da görsel korteksin aktif olduğunu gösteriyor."</p>

<p>Araştırmacılar, solunum cihazları kapatıldıktan sonra yüksek beyin aktivitesi gözlenen iki hastanın durumunda, (bilinçli görmeyi sağlayan) görsel kortekslerinin, "bu tür görsel deneyimlerle ilişkili olabilecek" yoğun aktivite gösterdiğini söylüyor.</p>

<h2>Yeni bir anlayış</h2>

<p><img alt="Dr. Jimo Borjigin, kendi adını taşıyan laboratuvarı yönettiği Michigan Üniversitesi'nde ders veriyor" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/ea23/live/d64bc080-3300-11ef-a044-9d4367d5b599.jpg.webp" style="height:1199px; width:800px" /></p>

<p>Fotoğraf altı yazısı,Dr. Jimo Borjigin, kendi adını taşıyan laboratuvarı yönettiği Michigan Üniversitesi'nde ders veriyor</p>

<p>Dr. Borjigin, insanlar üzerinde yaptığı çalışmaların henüz çok az olduğunu ve ölüm sırasında beyinde neler olduğuna dair daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu kabul ediyor.</p>

<p>Ancak bu alanda 10 yıldan fazla süren araştırmalarından sonra Borjigin, kalp durması sırasında beynin hiperaktif olduğunu söylemenin mümkün olduğuna inanıyor.</p>

<p>Peki oksijen alamadığını fark ettiğinde beyinde ne oluyor?</p>

<p>"Biz de bunu anlamaya çalışıyoruz. Bu konuda bilimsel literatürde çok az şey var. Gerçekten, hiçbir şey bilinmiyor."</p>

<p>Borjigin kış uykusundan bahsediyor ve insanlar ve fareler dahil bazı hayvanların oksijen eksikliğiyle başa çıkmak için içsel bir mekanizmaya sahip olduğuna dikkat çekiyor:</p>

<p>"Şimdiye kadar beynin, kalp durmasının masum bir seyircisi olduğu düşünülüyordu; kalp durduğunda beynin de öldüğü."</p>

<p>Ancak Borjigin durumun böyle olup olmadığını kesin olarak bilmediğimizde ısrar ediyor:</p>

<p>"Kış uykusu, beynin aslında bu zor durumdan ya da oksijen eksikliğinden kurtulacak mekanizmaya sahip olduğunu gösteren çok iyi örneklerden biri. Ancak bunun araştırılması gerekiyor."</p>

<h2>Keşfedilecek çok şey var</h2>

<p>Dr. Borjigin, kendisi ve ekibinin çalışmalarındaki bulguların dev bir buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu ve daha keşfedilecek çok şey olduğunu düşünüyor:</p>

<p>"Şimdi soru şu: Ölmekte olan beyin niye daha aktif hale geliyor?" diyen Borjigin devam ediyor:</p>

<p>"Anlamak, incelemek, araştırmak ve öğrenmek için bir araya gelmemiz gerekiyor çünkü ölüm mekanizmasını anlamadığımız için milyonlarca insana erken ölüm teşhisi koyuyor olabiliriz."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Jun 2024 16:49:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu adada sadece erkekler yaşıyor; bin yıldır tek bir kadın girmedi!</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/bu-adada-sadece-erkekler-yasiyor-bin-yildir-tek-bir-kadin-girmedi-27648</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/bu-adada-sadece-erkekler-yasiyor-bin-yildir-tek-bir-kadin-girmedi-27648</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/05/bu-adada-sadece-erkekler-yasiyor-bin-yildir-tek-bir-kadin-girmedi-1716535153.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2024/05/bu-adada-sadece-erkekler-yasiyor-bin-yildir-tek-bir-kadin-girmedi-1716535153.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/05/bu-adada-sadece-erkekler-yasiyor-bin-yildir-tek-bir-kadin-girmedi-1716535153.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Aynoroz adasına kadınların girmesi yasak! Aynoroz, manastır hayatının ve ruhani tefekkürün merkezi olarak, kadınların varlığının bu manevi ortamı bozabileceği inancıyla bu kuralı sürdürüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ -</strong> Yunanistan'ın kuzeydoğusunda yer alan Aynoroz Adası, benzersiz bir kural ile dikkat çekiyor;&nbsp;adaya kadınların girmesi yasak!</p>

<p><img alt="BU ADADA SADECE ERKEKLER YAŞIYOR; BİN YILDIR TEK BİR KADIN GİRMEDİ!" src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/05/1716528193901-3.jpg" /></p>

<h3>BU ADADA SADECE ERKEKLER YAŞIYOR; BİN YILDIR TEK BİR KADIN GİRMEDİ!</h3>

<p><img alt="Aynoroz adasına kadınların girmesi yasak! Aynoroz, manastır hayatının ve ruhani tefekkürün merkezi olarak, kadınların varlığının bu manevi ortamı bozabileceği inancıyla bu kuralı sürdürüyor." src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/05/1716528192623-0.jpg" /></p>

<h3>Aynoroz adasına kadınların girmesi yasak! Aynoroz, manastır hayatının ve ruhani tefekkürün merkezi olarak, kadınların varlığının bu manevi ortamı bozabileceği inancıyla bu kuralı sürdürüyor.</h3>

<p><img alt="Yunanistan'da Rus Ortodoks rahiplerinin neredeyse bin yıldır yaşadığı Aynoroz'daki Athos Dağı'na kadın girmesi 1045 yılından beri yasak. Ada içerisinde 2000 kişi yaşıyor ve hepsi erkek." src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/05/1716528193155-1.jpg" /></p>

<h3>Yunanistan'da Rus Ortodoks rahiplerinin neredeyse bin yıldır yaşadığı Aynoroz'daki Athos Dağı'na kadın girmesi 1045 yılından beri yasak. Ada içerisinde 2000 kişi yaşıyor ve hepsi erkek.</h3>

<p><img alt="Resmi adı Aynoroz Özerk Keşişsel Devleti olan bu yer, Yunanistan toprakları içinde 390 kilometrekare bir alanda bulunuyor. Bölgeye kara yoluyla değil deniz yoluyla gidiliyor." src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/05/1716528193492-2.jpg" /></p>

<h3>Resmi adı Aynoroz Özerk Keşişsel Devleti olan bu yer, Yunanistan toprakları içinde 390 kilometrekare bir alanda bulunuyor. Bölgeye kara yoluyla değil deniz yoluyla gidiliyor.</h3>

<p><img alt="Bu bölgenin başlıca geçim kaynağı ise zeytin ve üzüm. Bölge ise 20 manastırı temsil eden 20 kişilik bir meclis ile yönetiliyor." src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/05/1716528194683-4.jpg" /></p>

<h3>Bu bölgenin başlıca geçim kaynağı ise zeytin ve üzüm. Bölge ise 20 manastırı temsil eden 20 kişilik bir meclis ile yönetiliyor.</h3>

<p><img alt="Kadınlar adaya giriş için izin alamıyor. Kadınlara karşı olan bu yasak bin yıldan uzun süredir yürürlükte. Kadınların adanın kıyısına 500 metre dahi yaklaşmasına izin verilmiyor." src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/05/1716528194999-5.jpg" /></p>

<h3>Kadınlar adaya giriş için izin alamıyor. Kadınlara karşı olan bu yasak bin yıldan uzun süredir yürürlükte. Kadınların adanın kıyısına 500 metre dahi yaklaşmasına izin verilmiyor.</h3>

<p><img alt="Ada tek bir manastırdan oluşuyor demek yanlış olmaz. Hristiyan din adamlarının manastırda ettiği bekaret yeminini çiğnememesi için adaya kadın alınmaması en basit çözüm olarak düşünülmüş." src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/05/1716528343821-6.jpg" /></p>

<h3>Ada tek bir manastırdan oluşuyor demek yanlış olmaz. Hristiyan din adamlarının manastırda ettiği bekaret yeminini çiğnememesi için adaya kadın alınmaması en basit çözüm olarak düşünülmüş.</h3>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 May 2024 10:14:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Mısır piramitlerinin inşasının gizemi çözülmüş olabilir</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/misir-piramitlerinin-insasinin-gizemi-cozulmus-olabilir-27622</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/misir-piramitlerinin-insasinin-gizemi-cozulmus-olabilir-27622</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/05/misir-piramitlerinin-insasinin-gizemi-cozulmus-olabilir-1715956879.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2024/05/misir-piramitlerinin-insasinin-gizemi-cozulmus-olabilir-1715956879.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/05/misir-piramitlerinin-insasinin-gizemi-cozulmus-olabilir-1715956879.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Bilim insanları, Giza da dahil Mısır'daki 31 piramidin yaklaşık 4000 yıl önce nasıl inşa edildiğine dair gizemi çözmüş olabileceklerini düşünüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ - </strong>Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) Kuzey Carolina Wilmington Üniversitesi'nin yürüttüğü çok uluslu bir araştırmaya göre, piramitler Nil Nehri'nin uzun süre önce kaybolmuş olan bir kolu sayesinde yapılmış olabilir.</p>

<p>Nil'in bu kolu günümüzde çöl ve tarım arazilerinin altında kalmış durumda.</p>

<p>Arkeologlar uzun yıllardır, piramitlerin inşasında kullanılan taş bloklar ve diğer malzemelerin yakınlardaki bir su yolu üzerinden taşınmış olabileceği ihtimali üzerinde duruyordu.</p>

<p>Araştırma ekibinden Prof Eman Ghoneim, "Ama bu zamana kadar hiç kimse bu su yolunun yeri, şekli, boyutu ya da piramitlere yakınlığına dair net bir şey söyleyemiyordu" diyor.</p>

<p>Bilim insanları nehrin kayıp kolunu haritalandırabilmek için radar uydu görüntüleri, tarihi haritalar, jeofizik etütler ve sediman karotlama (arkeologların kalıntı bulabilmek için kullandığı bir yöntem) gibi teknikler kullandılar.</p>

<p>Nehrin bu kolunun binlerce yıl önce çok büyük bir kuraklık ve kum fırtınaları ardından kaybolduğu düşünülüyor.</p>

<p><img alt="piramitler" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/8fe7/live/3aa0fc90-13fc-11ef-bee9-6125e244a4cd.jpg" style="height:683px; width:1024px" /></p>

<p>Sonuçları hakemli Nature dergisinde yayımlanan araştırmayı yapan ekip, radar teknolojisi sayesinde kum yüzeye nüfuz ederek, içinde sakladığı gizli katmanların görüntülerini oluşturmayı başardı.</p>

<p>Prof. Ghoneim "Tarihi Mısır piramitlerine yakın bölgede bulduklarımız arasında gömülmüş olan nehirler ve tarihi yapılar var" dedi.</p>

<p><img alt="araştırmacılar sahada " src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/7f56/live/26ac1480-13fd-11ef-82e8-cd354766a224.png" style="height:988px; width:1762px" /></p>

<p>Nil Nehri'nin Ahramat kolunu haritalama çalışmalarında ABD, Mısır ve Avustralya'dan araştırmacılar görev aldı.</p>

<p>Araştırma ekibinden Dr Suzanne Onstine BBC'ye yaptığı açıklamada "nehir kolunun lokasyonunu tespit edip, burada inşaat malzemeleri ve işçileri taşıyan bir su yolu olduğunu kanıtlayan verilere ulaşmış olmamız, piramitlerin nasıl inşa edildiğini açıklayabilmemize çok yardımcı oluyor" dedi.</p>

<p>Nehrin, Arapça'da piramit anlamına gelen Ahramat adı verilen kolunun yaklaşık 64 km uzunluğunda ve 200-700 metre genişliğinde olduğu tahmin ediliyor.</p>

<p>Yeriyse, yaklaşık 4700-3700 yıl önce inşa edilmiş olan 31 piramidin hemen sınırında.</p>

<p>Kaybolmuş olan bu nehir kolunun keşfi, piramitlerin neden Giza ve şu an Sahra Çölü içinde kalan El-Lisht bölgeleri arasında yoğunlaştığını da açıklıyor.</p>

<p>Araştırma raporuna, nehrin piramitlere yakınlığının, inşa sürecinde bu nehir kolunun "aktif ve operasyonel" olduğunu kanıtladığı belirtiliyor.</p>

<p>Nil Nehri, modern Mısır'da olduğu gibi, Antik Mısır'ın da yaşam damarıydı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 May 2024 17:38:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Atalarımızın köpekten önceki sadık dostu, soyu tükenmiş bir tilki türü olabilir</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/atalarimizin-kopekten-onceki-sadik-dostu-soyu-tukenmis-bir-tilki-turu-olabilir-27525</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/atalarimizin-kopekten-onceki-sadik-dostu-soyu-tukenmis-bir-tilki-turu-olabilir-27525</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/04/atalarimizin-kopekten-onceki-sadik-dostu-soyu-tukenmis-bir-tilki-turu-olabilir-1712997726.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2024/04/atalarimizin-kopekten-onceki-sadik-dostu-soyu-tukenmis-bir-tilki-turu-olabilir-1712997726.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/04/atalarimizin-kopekten-onceki-sadik-dostu-soyu-tukenmis-bir-tilki-turu-olabilir-1712997726.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Köpekler evcilleştirilmeden çok önce, atalarımızın başka bir sadık bir dostu olabileceği ortaya çıktı: Soyu tükenmiş bir tilki türü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ -</strong> Arkeolojik çalışmalar, Güney Amerika'daki antik toplumların, tilkileri kendileriyle birlikte gömdüklerini ortaya koydu.</p>

<p>Bilim insanları, Arjantin'deki Patagonya'da bir insan mezarına tilkinin de gömüldüğünü bulduklarında, bunu şaşkınlıkla karşıladı.</p>

<p>Bunun en muhtemel açıklaması, tilkilerin onlar için oldukça değerli bir eşlikçi ya da evcil hayvan olabileceği.</p>

<p>DNA analizleri, tilkinin prehistorik avcı toplayıcı atalarımızla birlikte yemek yediğini, yaşam alanlarının bir parçası olduğunu gösterdi.</p>

<p>Aynı türden bir tilki, on yıl önce Arjantin'in başka bir bölümünde daha büyük bir mezarda bulunmuştu. Bu tilkilerin evcil hayvan gibi bulundurulmuş olması da muhtemel, ancak hayvanların neyle beslendiği henüz açıklığa kavuşmadı.</p>

<p>Oxford Üniversitesi'nden Dr. Ophelie Lebrasseur, "Avcı toplayıcı topluluklarla bu denli yakın ilişki içerisinde olan bir tilkinin bulunması, oldukça nadir bir bulgu" diyor ve ekliyor:</p>

<p>"Bence bu, sembolik olmaktan ibaret değil, aralarında bir işbirliği olduğu kanaatindeyim."</p>

<p><img alt="Dusicyon avus türünün yaklaşık 500 yıl önce soyunun tükendiği tahmin ediliyor." src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/c420/live/588632b0-f6d9-11ee-a9f7-4d961743aa47.png" style="height:549px; width:976px" /></p>

<p>Dusicyon avus türünün yaklaşık 500 yıl önce soyunun tükendiği tahmin ediliyor.</p>

<p>Mezarlıktaki tilki, Arjantin'deki Canada Seca kazısında bulundu. Burası avcı toplayıcı bir grubun yaşam alanıydı.</p>

<p>Arjantin ve Peru'daki diğer kazı alanlarında da vahşi tilkilerin dişleri bulunmuştu. Bu bulgular, tilkinin bu bölgedeki atalarımız için sembolik bir önemi olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Ancak mezar içerisinde, bütünlüğünü neredeyse tamamen korumuş şekilde bulunan tilki fosili, arkeolojik kayıtlara nadir bir bulgu olarak geçti.</p>

<p>Bilimsel adı Dusicyon avus olan tilki, orta büyüklükte ve 10-15 kilogram ağırlığında. Bu tür, yaklaşık 500 yıl önce, evcil köpekler Patagonya'ya geldikten birkaç yüzyıl sonra yok oldu.</p>

<p>Araştırma, Mendoza'daki Evrim Enstitüsü'nden Dr. Cinthia Abbona ile işbirliği içinde gerçekleştirildi ve RoyalSociety Open Science dergisinde yayımlandı.</p>

<p>Kaynak: BBC&nbsp;</p>

<ul>
	<li><strong>Helen Briggs</strong></li>
	<li>Çevre Muhabiri</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Apr 2024 11:39:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Karısı tarafından terkedilen adam 15 yıl kanalizasyonda yaşadı</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/karisi-tarafindan-terkedilen-adam-15-yil-kanalizasyonda-yasadi-27343</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/karisi-tarafindan-terkedilen-adam-15-yil-kanalizasyonda-yasadi-27343</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/02/karisi-tarafindan-terkedilen-adam-15-yil-kanalizasyonda-yasadi-1708848422.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2024/02/karisi-tarafindan-terkedilen-adam-15-yil-kanalizasyonda-yasadi-1708848422.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/02/karisi-tarafindan-terkedilen-adam-15-yil-kanalizasyonda-yasadi-1708848422.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Rusya'da Alexander isimli bir adam, karısının boşanma davası açmasının ardından 15 yıl boyunca kanalizasyonda yaşadı. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ -</strong> Evsiz kaldıktan sonra bir kanalizasyon kuyusundan aşağı tırmandığını anlatan adam, 15 yılını orada geçirdiğini söyledi.&nbsp;</p>

<p>Rus blog yazarı&nbsp;<strong>Anton Gletcherov</strong>&nbsp;tarafından fark edilen adam, yıllarca yerel halktan dilendiği şeylerle hayatta kaldığını söyledi.&nbsp;Adamın üzücü hikayesinden etkilenen Gletcherov, Alexander'ın ailesi hakkında daha fazla bilgi edinmek için araştırma yapmaya başladı.&nbsp;</p>

<p>Adamın halen hayatta olan akrabalarına ulaştığını açıklayan Gletcherov, akrabalarının&nbsp;Alexander'ın 15 yıl önce öldüğünü sandıklarını ve gelip onu alacaklarına söz verdiklerini ancak gelmediklerini ve aramaları da cevaplamadıklarını söyledi.&nbsp;Gletcherov şimdi ona evsizler barınağında bir yer bulmaya çalıştığını açıkladı.&nbsp;Yaşı açıklanmayan adam, normal bir konutta yaşamak için de çalışmaya hazır olduğunu söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 25 Feb 2024 11:03:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Sarhoşken yüzüstü uyuyan adam kör oldu</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/sarhosken-yuzustu-uyuyan-adam-kor-oldu-27283</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/sarhosken-yuzustu-uyuyan-adam-kor-oldu-27283</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/02/sarhosken-yuzustu-uyuyan-adam-kor-oldu-1707640122.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2024/02/sarhosken-yuzustu-uyuyan-adam-kor-oldu-1707640122.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/02/sarhosken-yuzustu-uyuyan-adam-kor-oldu-1707640122.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Tayvan'da bir adam, aşırı içki içtiği ve yüzüstü uykuya daldığı bir gecenin ardından bir gözü kalıcı olarak kör oldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ - </strong>İsmi açıklanmayan 44 yaşındaki hasta, üç gün süren körlük ve sol gözündeki ağrının&nbsp;ardından Tayvan'ın Puzi şehrindeki bir acil servise başvurarak semptomların içki içmeye çıktıktan ve uykusuzluk için ilaç aldıktan sonra başladığını söyledi.&nbsp;</p>

<p>Doktorların muayenesi sırasında hastanın sol gözbebeği hiç hareket etmedi ve ışığa tepki vermedi.&nbsp;&nbsp;Uzmanlar vaka raporunda hastanın "oftalmopleji" yaşadığını, göz kaslarının felç olduğunu yazdı.&nbsp; Ekip, göz üzerindeki baskının, gözün şeffaf yüzeyinin hemen altında bulunan subkonjektif kan damarlarının yırtılmasına neden olduğunu belirtti.&nbsp;</p>

<p>Bu durumun kanamaya ve gözü çevreleyen dokunun şişmesine neden olduğu açıklandı. Hastaya iskemik optik nöropati (ION) ve koroidopati tanısı konuldu.&nbsp;</p>

<p>ION, gözlerden beyne sinyalleri taşıyan ve bunları görebileceğiniz görüntülere dönüştüren, görme kaybına yol açan, gözün optik sinirine kanın düzgün şekilde akmaması durumunda ortaya çıkar.&nbsp;</p>

<p>ION'dan kaynaklanan görme kaybının optik sinirin sonunda düzgün çalışmayı bırakıp ölmesi nedeniyle genellikle kalıcı olduğu belirtildi.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 11 Feb 2024 11:23:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Zengin veya yoksul olduğunuz yüzünüzden anlaşılabilir</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/zengin-veya-yoksul-oldugunuz-yuzunuzden-anlasilabilir-27262</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/zengin-veya-yoksul-oldugunuz-yuzunuzden-anlasilabilir-27262</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/02/zengin-veya-yoksul-oldugunuz-yuzunuzden-anlasilabilir-1707036771.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2024/02/zengin-veya-yoksul-oldugunuz-yuzunuzden-anlasilabilir-1707036771.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/02/zengin-veya-yoksul-oldugunuz-yuzunuzden-anlasilabilir-1707036771.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Yapılan yeni bir araştırmaya göre insanlar, bazı yüz yapısındaki kişilerin zengin bazılarının ise yoksul olduğunu düşünüyor. İşte o yüz tipleri...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VANMED HABER MERKEZİ -</strong>&nbsp;İskoçya'daki Glasgow Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada bir insanı zengin ve yoksul gösteren yüz özellikleri belirlendi.</p>

<h3>Araştırma sonuçlarına göre, dar yüzlü ve açık ten rengine sahip kişiler daha zengin olarak algılanıyor. Kalkık kaşlar ve birbirine daha yakın gözler de zenginlik göstergeleri arasında.</h3>

<p><img alt="Bilimsel dergi APA Journal of Experimental Psychology'de yayınlanan çalışmada bu yüz özelliklerine sahip olan kişilerin daha sıcakkanlı ve güvenilir olduğunu düşünülüyor." src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/02/1706988059809-pexels-pixabay-458766.jpg" /></p>

<h3>Bilimsel dergi APA Journal of Experimental Psychology'de yayınlanan çalışmada bu yüz özelliklerine sahip olan kişilerin daha sıcakkanlı ve güvenilir olduğunu düşünülüyor.</h3>

<p><img alt="Daha geniş ve düz yüz hatları olan kişilerin ise yoksul olarak algılandığı belirtiliyor. Soğuk bir ten rengi de yoksulluk göstergeleri arasında." src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/02/1706988066484-pexels-kevin-bidwell-2380795.jpg" /></p>

<h3>Daha geniş ve düz yüz hatları olan kişilerin ise yoksul olarak algılandığı belirtiliyor. Soğuk bir ten rengi de yoksulluk göstergeleri arasında.</h3>

<p><img alt="New York Post'un haberine göre, araştırmada belirtilmese de Meta CEO'su Mark Zuckerberg ve Amazon CEO'su Jeff Bezos, araştırmada belirtilen yüz özelliklerine sahip. Zuckerberg'ün dar bir yüzü var, Bezos ise sıcak ve canlı bir ten rengine sahip." src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/02/1706988061506-pexels-david-garrison-2128818.jpg" /></p>

<h3>New York Post'un haberine göre, araştırmada belirtilmese de Meta CEO'su Mark Zuckerberg ve Amazon CEO'su Jeff Bezos, araştırmada belirtilen yüz özelliklerine sahip. Zuckerberg'ün dar bir yüzü var, Bezos ise sıcak ve canlı bir ten rengine sahip.</h3>

<p><img alt="Bilim insanı Dr. R. Thora Bjornsdottir, araştırmaya katılan kişilerin Batılı ülkelerde yaşayan beyaz kişiler olduğunu ifade etti." src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/02/1706988062988-pexels-engin-akyurt-1642161.jpg" /></p>

<h3>Bilim insanı Dr. R. Thora Bjornsdottir, araştırmaya katılan kişilerin Batılı ülkelerde yaşayan beyaz kişiler olduğunu ifade etti.</h3>

<p><img alt="Bjornsdottir, bu göstergelere dayanarak insanları yargılamanın doğru olmayacağını &quot;Bunlar algılarımızı şekillendiriyor. Diğer insanlar hakkındaki izlenimlerimiz, onlar açısından belirli durumlarda avantaja ya da dezavantaja dönüşebilir&quot; sözleriyle ifade ediyor. (NTV)" src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/02/1706988088521-pexels-simon-robben-614810.jpg" /></p>

<h3>Bjornsdottir, bu göstergelere dayanarak insanları yargılamanın doğru olmayacağını "Bunlar algılarımızı şekillendiriyor. Diğer insanlar hakkındaki izlenimlerimiz, onlar açısından belirli durumlarda avantaja ya da dezavantaja dönüşebilir" sözleriyle ifade ediyor. (NTV)</h3>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Feb 2024 11:48:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir ay şeker yemezseniz ne olur?</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/bir-ay-seker-yemezseniz-ne-olur-27187</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/bir-ay-seker-yemezseniz-ne-olur-27187</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/01/bir-ay-seker-yemezseniz-ne-olur-1705647064.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2024/01/bir-ay-seker-yemezseniz-ne-olur-1705647064.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/01/bir-ay-seker-yemezseniz-ne-olur-1705647064.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Şeker, günlük yaşamımızda sıkça tükettiğimiz ancak aşırı miktarda tüketildiğinde sağlık üzerinde olumsuz etkileri olan bir besindir. Bir ay boyunca şeker tüketimini bırakmanın vücut üzerindeki etkileri ise şaşırtıcı olabilir. İşte, şekeri bırakmanın sağlığınıza etkisi hakkında bilmeniz gerekenler…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>VÜCUTTA DAHA AZ İLTİHAPLANMA: Yaklaşık 125 milyon Amerikalıyı etkileyen kronik inflamasyon, aralarında diyabet, kardiyovasküler hastalık, Alzheimer ve artritin de bulunduğu çok çeşitli hastalıklarla bağlantılıdır ve dünya genelinde beş kişiden üçü bu inflamatuar hastalıklardan ölmektedir. Aşırı içki içme, sigara içme, obezite ve kronik stres gibi iltihap olasılığını artırabilecek diğer yaygın yaşam tarzı faktörlerinin yanı sıra, 2006 yılında yapılan bir araştırma, şekerin de doğrudan bağlantılı olabileceğini öne sürüyor. Dolayısıyla ilave şeker olmadan yaşamayı öğrenmek, bu inflamatuar durumların bazılarının riskini azaltmanıza yardımcı olabilir.</p>

<p>AZALAN KANSER RİSKİ: American Journal of Clinical Nutrition'da yayınlanan 2020 tarihli bir raporda, şeker alımının, başta meme kanseri olmak üzere bazı kanserlerin gelişiminde risk faktörü olabileceği ortaya çıktı. Sporting Smiles'ta kayıtlı bir diyetisyen olan Allison Tallman, şekeri bırakmanın bazı kanser türlerine yakalanma riskinizi de azaltabileceğini açıklıyor.</p>

<p>DAHA İYİ BAĞIRSAK SAĞLIĞI: Eğer şişkinlik ve öngörülemeyen sindirim sistemiyle mücadele eden biriyseniz kendinize şekere biraz ara vermek isteyebilirsiniz. Bir ay boyunca şekeri kesmenin sindirim sağlığınıza faydalı olabileceği ortaya çıktı. Bunu yapmanın yollarından biri "iyi" bağırsak bakterileri arasında daha iyi bir denge kurmanıza yardımcı olmaktır.</p>

<p>DİŞ SAĞLIĞI: Çocukluğumuzdan beri şeker, çürüklerle eş anlamlıdır ve bunun da iyi bir nedeni vardır. Healthy Food America'ya göre, düzenli olarak günde bir ila iki şekerli içecek tüketen yetişkinler, hiç şekerli içecek tüketmeyen yetişkinlere göre yüzde 30 daha fazla diş hastalığına yakalanıyor.</p>

<p>DAHA AZ DEPRESYON VE ANKSİYETE: Bir ay boyunca ilave şekeri bırakmak sadece vücudumuz üzerinde değil aynı zamanda zihnimizde de olumlu etkiler yaratıyor. Örneğin, bir araştırmaya göre, diyette daha fazla şeker alımı, daha yüksek depresyon riskiyle ilişkilidir. 2019'da yapılan ayrı bir çalışmada, şeker oranı yüksek bir diyetin nörobiyolojik beyin fonksiyonu değişikliklerine, duygusal durumların değişmesine ve kaygıya neden olabileceği de bulundu.</p>

<p>DAHA İYİ BİR CİLT: Fransa'da yakın zamanda yapılan bir araştırma, beslenme alışkanlıklarının bir kişinin sivilce geliştirip geliştirmemesi üzerinde herhangi bir etkisi olup olmadığını görmek için 24.000'den fazla yetişkini gözlemledi. Araştırmacılar şeker, yağ ve hayvansal ürünlerle dolu bir diyetin gerçekten de yetişkinlerde sivilce artışıyla bağlantılı olduğunu buldu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Jan 2024 09:44:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Bunları biliyor muydunuz? Gülümseme rekoru günde 400 gülümsemeyle çocuklara ait</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/bunlari-biliyor-muydunuz-gulumseme-rekoru-gunde-400-gulumsemeyle-cocuklara-ait-27153</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/bunlari-biliyor-muydunuz-gulumseme-rekoru-gunde-400-gulumsemeyle-cocuklara-ait-27153</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/01/bunlari-biliyor-muydunuz-gulumseme-rekoru-gunde-400-gulumsemeyle-cocuklara-ait-1704727253.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2024/01/bunlari-biliyor-muydunuz-gulumseme-rekoru-gunde-400-gulumsemeyle-cocuklara-ait-1704727253.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2024/01/bunlari-biliyor-muydunuz-gulumseme-rekoru-gunde-400-gulumsemeyle-cocuklara-ait-1704727253.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Bir kere gülümsemenin beyinde yarattığı etki 2.000 bar çikolataya eşit.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li>Flamingolar yalnızca baş aşağı pozisyondayken beslenebilir.</li>
	<li>Çekiç kafalı köpek balığının görüş açısı 360 derecedir.</li>
	<li>Kediniz çok uyuyor olsa da en uykucu kedinin aslan olduğundan emin olabilirsiniz: Aslanlar günde 16-20 saat uyurlar.</li>
	<li>Bukalemunun dili kendi vücut uzunluğu kadar uzayabilir.</li>
	<li>Kaplanların çizgileri tıpkı parmak izi gibidir, onları birbirinden ayırır.</li>
	<li>Atlar yüz ifadelerini kullanarak birbirleriyle iletişim kurarlar.</li>
	<li>Bir su kaplumbağasının en uzun yolculuğu 647 gün sürmüştür.</li>
	<li>Jaguar, ısırığıyla zırhlı sürüngenlerin kabuklarını rahatlıkla delebilir.</li>
	<li>Karasinekler fa notasında vızıldar.</li>
	<li>Ahtapotlar uzun süre aç kaldıklarında kendi kollarını yiyebilirler.</li>
	<li>Böceklerin küçük olduğuna bakmayın: Yeryüzündeki hayvanların %80'i böcektir.</li>
	<li>Zebralar beyaz çizgileri olan siyah renkli hayvanlardır.</li>
	<li>Karıncalar uyumazlar.</li>
	<li>Büyük beyaz köpek balıkları, 100 litre suda tek bir kan damlasının kokusunu alabilir.</li>
	<li>Bazı yılan türleri 2 yıla kadar aç kalabilir.</li>
	<li>Dişi bir penguen yavrusunu kaybettiğinde, başka bir penguenin yavrusunu çalmayı deneyebilir.</li>
	<li>Köpekbalıkları gözlerini kırpmaz.</li>
	<li>Yunuslar tek gözleri açık uyur.</li>
	<li>Bir deve kuşunun hızı saatte 70 km'ye ulaşabilir.</li>
	<li>İstiridyeler cinsiyet değiştirerek buna göre çiftleşebilir.</li>
	<li>Bir salyangoz dünyayı 4575 yılda turlardı.</li>
	<li>Mürekkep balıkları, hızlıca renk değiştirip avlarını hipnotize edebilirler.</li>
	<li>Deve kuşlarının gözü beyninden daha büyüktür.</li>
	<li>Ahtapotların 8 kolu yoktur, 6 kolu ve 2 ayağı vardır.</li>
	<li>Birçok memeli hayvan, ortalama 1,5 milyar kalp atışlık bir ömre sahiptir.</li>
	<li>Rejenerasyon yeteneğine sahip tarantulalar, dış iskelet ve iç organlarını yenisiyle değiştirirler.</li>
	<li>Örümcekler su üzerinde yürüyebilir ve su altında nefes alabilirler.</li>
	<li>Kelebeklerin uçabilmesi için vücut ısılarının 30°C'nin üzerinde olması gerekir.</li>
	<li>Koalalar, insanlar gibi özgün parmak izlerine sahiptir.</li>
	<li>Yetişkin bir kurt günde yaklaşık 9 kilo et tüketir.</li>
	<li>Kaplanlar ön dişlerinin zedelenmesi ya da kaybedilmesi durumunda avlanamadıkları için açlıktan ölebilirler.</li>
	<li>Atlantik somon balıklarının koku alma duyusu köpeklerinkinden yaklaşık olarak 1000 kat daha iyidir.</li>
	<li>Boz ayılar bovling topunu rahatlıkla parçalayabilir.</li>
	<li>Akrepler metabolizmalarını yavaşlatarak herhangi bir besine ve suya ihtiyaç duymadan bir yıl yaşayabilirler.</li>
	<li>Büyük beyaz köpek balıkları hiçbir şey yemeden 3 ay boyunca hayatta kalabilirler.</li>
	<li>Bir araştırmaya göre, kuşların birbirlerine çarpmamasının sebebi her zaman sağa doğru yön değiştirmeleridir.</li>
	<li>Karbon ayak izi en büyük gıda, 1.316.815.985 ton ile pirinç.</li>
	<li>Enerji tasarrufu yapmak için ofislerinizi sıcaklığını kışın 18-20, yazın 24 derecede tutun.</li>
	<li>Ofisten çıkıyorsanız bilgisayarınızı bekleme konumunda tutmayın, tamamen kapayın.</li>
	<li>Araştırmalara göre, ofis bitkileri daha verimli çalışmanızı sağlayabilir.</li>
	<li>Enerji tasarruflu ampuller klasik ampullere göre %75 az enerji tüketir ve 10 kat uzun ömürlüdür.</li>
	<li>Uyum sağlama yeteneği en yüksek canlılar fareler, hamam böcekleri ve kargalardır.</li>
	<li>Kargalar, Kutuplar ve Amerika’nın en güney ucu dışında neredeyse dünyanın her köşesinde yaşıyor.</li>
	<li>Her birimiz yılda ortalama 20 kg balık yiyoruz. Bu rakam 50 yıl öncesinin neredeyse iki katı.</li>
	<li>Dünya balık stoklarının % 31’i aşırı avlanma yüzünden tükendi.</li>
	<li>Akdeniz’de kaydedilmiş balık stoklarının yaklaşık %93’ü aşırı avlanma yüzünden tükendi.</li>
	<li>800 milyon insan hem beslenmek hem de ailelerini geçindirmek için balığa muhtaç.</li>
	<li>Midyeler etraflarındaki suyu süzdükleri için mükemmel bir deniz ekosistemi temizleyicisi işlevine sahiptir.</li>
	<li>Napolyon Bonaparte’ın askerlerini beslemek için verdiği emir üzerine konservesi yapılan ilk balık sardalyadır.</li>
	<li>Gece avlanan mezgitler, gündüzleri derin sularda geçirip geceleri beslenmek için su yüzeyine çıkar.</li>
	<li>Morina balığı ağzı açık yüzer, bu yüzden ağzına giren her şeyi yer.</li>
	<li>Çipuranın adı gözlerinin arasındaki altın çizgiden gelir. (Latince ismi olan "sparus aurata"daki sparus kelimesi "altın başlı balık" anlamına gelir.</li>
	<li>Çipuralar hayatlarına erkek olarak başlar. 30 cm’ye ulaşınca dişiye dönüşür ve dört ay boyunca her gün 80 bine yakın yumurta bırakabilir.</li>
	<li>İstavrit denizin taksisi olarak bilinir. Çünkü İngilizcedeki adı olan "horse mackerel"deki "at" kelimesinden dolayı, küçük balıkların uzak mesafelere gitmek için istavritin sırtına bindiğine inanılır.</li>
	<li>Oluklu karides kafasıyla diğer deniz canlılarından ayrışır çünkü sadece beyni değil, midesi, kalbi, karaciğerim ve üreme organları başlı göğüs de denilen kafasındadır.</li>
	<li>Yasadışı ve kaçak balıkçılık sonucu avlanan balık miktarı yakın zamanda dünyada her yıl tutulan balık miktarının yaklaşık yüzde 30’una ulaşabilir.</li>
	<li>Mürekkep balıkları, özel hücreleri ile hızlıca renk değiştirip avlarını hipnotize edebilirler.</li>
	<li>Tarantulalar, dış iskelet ve iç organlarını yenisiyle değiştirebilirler.</li>
	<li>Birçok memeli hayvan ortalama 1,5 milyar kalp atışlık bir ömre sahiptir.</li>
	<li>İnsan vücudunda ortalama 640 kas varken fillerin sadece hortumunda 40.000'den fazla kas bulunur.</li>
	<li>Denizanaları, yüzebilen diğer türlere göre %48 daha az oksijen tüketir.</li>
	<li>Ayılar bovling topunu ısırarak parçalayabilir.</li>
	<li>Birçok balık geriye doğru yüzebilir.</li>
	<li>Atlantik somon balıkları, köpeklerden yaklaşık 1000 kat daha iyi koku alır.</li>
	<li>Bir karıncayiyen günde ortalama 35.000 karınca ve termit yiyebilir.</li>
	<li>Keçilerin gözbebekleri dikdörtgen şeklindedir.</li>
	<li>Kuşlar her zaman sağa doğru yön değiştirdikleri için birbirlerine çarpmazlar.</li>
	<li>Kutup ayıları yaklaşık iki metre zıplayabilir ve saatte 40 km hızla koşabilir.</li>
	<li>İnsan gülümsemeye ana rahminde başlıyor.</li>
	<li>Gülümsemek, farklı kültür ve uygarlıklardan da olsalar, dünyadaki bütün insanların ortak özelliği.</li>
	<li>İnsanların %33’ünden fazlası günde 20 kereden fazla gülümsüyor.</li>
	<li>İnsanların %14’ten azı günde 5 kereden az gülümsüyor.</li>
	<li>Gülümseme rekoru günde 400 gülümsemeyle çocuklara ait</li>
	<li>Gülümsemek bulaşıcı olduğu için bize gülümseyen birini görünce dayanamayıp gülümsüyoruz.</li>
	<li>Darwin’e göre, sadece iyi hissettiğimiz için gülümsemiyoruz, aynı zamanda gülümsediğimiz için iyi hissediyoruz.</li>
	<li>Gülümseme kaslarına botoks uygulanan hastalar, botoks sonrasında gülümseyemedikleri için beyinlerinin mutluluk merkezine daha az sinyal gönderiyor.</li>
	<li>Sahte gülümsemeleri anlamanın yolu kendi gülümsememize güvenmekten geçiyor. Normal şartlarda, sahte bir gülümsemeyi rahatlıkla ayırt edebiliyoruz fakat bir kalemi ağzımıza enlemesine alıp gülümseme kaslarımızın üzerine bastırdığımızda, doğru tahmin yapmakta zorlanmaya başlıyoruz.</li>
	<li>Gülümsemek, stres hormonları kortizol, adrenalin, dopaminin seviyesini azaltıp, endorfini dengeliyor ve tansiyonu düşürüyor.</li>
	<li>Gülümsedikçe kendimizi daha güzel hissediyoruz. Çünkü gülümsediğimizi gören insanlar bize gülümseyerek bakmaya başlıyor. Biz de buradan “beğenildiğimiz” anlamını çıkarıyoruz.</li>
	<li>Bir kere gülümsemenin beyinde yarattığı etki 2.000 bar çikolataya eşit.</li>
	<li>Dünyada 20'ye yakın ülke karbon vergisi uyguluyor.</li>
	<li>Yanlış ve zamansız ilaç kullanımı nedeniyle ülkemizde her yıl ortalama 120 bin arı kolonisinin öldüğü tahmin ediliyor.</li>
	<li>Geri dönüştürülen atıkların %43’ünü kağıt, %27’sini plastik, %12’sini cam, %8’ini tekstil ürünleri ve %4’ünü metaller oluşturuyor.</li>
	<li>Ambalaj malzemeleri, %20 geri dönüşüm oranı ile tüm atıklar içinde ilk sırayı alırken, diğer atıkların geri dönüşüm oranı ortalama %7 civarında.</li>
	<li>Yüksek oranda su kullanımı nedeniyle topraklarımız tuzlanıyor ve su varlıklarımız hızla azalıyor.</li>
	<li>1970’ten bugüne, küresel olarak biyoçeşitliliğimizin yüzde 30’unu kaybettik.</li>
	<li>Kompozit ambalaj atıklarının geri dönüşümünden, karton koliler, yalıtım malzemeleri ve mobilya gibi ürünler üretilir.</li>
	<li>Diktiğiniz her ağaç ömrü boyunca 1 ton CO2 emer.</li>
	<li>Dünya nüfusunun %40'ını barındıran 80 ülke su sıkıntısı çekiyor.</li>
	<li>Buzdolabına koyduğunuz sıvıların ağzını kapatarak içerideki nemi azaltıp kompresörün daha az çalışmasını sağlar ve elektrik tasarrufu yaparsınız.</li>
	<li>Bir cam şişenin doğada yok olması tam 4 bin yıl sürer.</li>
	<li>Musluktan saniyede damlayan 1 damla su, yılda 9000 litre suyun ziyan olması demektir. Bu bir insanın yaklaşık 17 yıllık su ihtiyacına eşittir.</li>
	<li>Her 100 kişiden 90’ı kullanılmış atık yağları lavaboya dökerek temizliyor.</li>
	<li>Bir teneke kutunun doğada yok olması 10 ila 100 yıl sürer.</li>
	<li>Su tasarrufu sağlayan duş başlıklarıyla su tüketimini %25 azaltabilirsiniz.</li>
	<li>Bir kişinin bir yılda ürettiği e-atık miktarı 6.5 kg.</li>
	<li>Buzdolabınızda ısıyı her 1 derece düşürdüğünüzde enerji tüketiminiz %6-8 oranında artar.</li>
	<li>Bir ton gazete kağıdı geri kazanıldığında 8 çam ağacının kesilmesi önlenir.</li>
	<li>Gezegenimizdeki organizma çeşitliliğinin yüzde 95 kadarı halen keşfedilmeyi bekliyor.</li>
	<li>4 kişilik bir aile, bir yıl boyunca tasarruflu duş başlığı ile yıkandığında, 1444 kişinin duş almasına yetecek kadar su tasarruf edebilir.</li>
	<li>Bir ton gazete kağıdı geri dönüştürüldüğünde 8 çam ağacının kesilmesi önlenir.</li>
	<li>3,7 litre benzin yaklaşık 3 milyon litre içme suyunu kirletiyor.</li>
	<li>Bir ton kullanılmış beyaz kağıt geri dönüştürüldüğünde 16 çam ağacı kurtulur.</li>
	<li>Yağmur ormanındaki bir ağaç, atmosfere günde 760 litre su salabilir.</li>
	<li>Yeryüzünün %71’i suyla kaplıdır fakat bu suyun sadece %3’ü tatlı sudur. Tatlı suların üçte ikisi dağ buzulları ve kutup buzu biçimindedir. Geri kalan %97’yi tuzlu okyanus suları oluşturur.</li>
	<li>Her yıl marketler tarafından tahminen 17,5 milyar plastik torba dağıtılıyor. Buna göre, kişi başına yıllık yaklaşık 240 adet torba tüketiliyor.</li>
	<li>1 litre yağ, 1 milyon litre suyu kullanılamaz, 5 milyon litre suyu içilemez hale getiriyor.</li>
	<li>Bir insanın kalbi dakikada 60-80 defa çarparken, sinek kuşunun dakikada 615 defa çarpar.</li>
	<li>Yaşayan en küçük memeli, ağırlığı yaklaşık 3 gram olan "Etrüks faresi"dir.</li>
	<li>Büyüklükleri karıncalar kadar olan termitler, toprak üzerinde yüksekliği 8 metreyi bulan yuvalar yapabilirler.</li>
	<li>Penguenler, enerji tasarrufu yapmak için sarkaç hareketiyle yürürler.</li>
	<li>İnsanoğlunun bildiği okyanus canlı türlerinin sayısı 275.000 kadardır.</li>
	<li>Okyanusların ortalama derinliği 3795 metredir. (Karaların ortalama yüksekliği 840 metredir).</li>
	<li>Dişi morina balığı yılda yaklaşık 4.000.000 yumurta yumurtlayabilir.</li>
	<li>Çöl akrebinin ayaklarında, kuma konan bir kelebeğin yerde oluşturduğu titreşimleri bile hissedebilen algılayıcılar vardır.</li>
	<li>Erkek penguenler yavruları için kuluçkaya yattığı 4 ay boyunca hiçbir şey yemezler.</li>
	<li>Sulak alanlar biyolojik çeşitlilik açısından dünyanın en verimli bölgeleri.&nbsp;&nbsp;</li>
	<li>Tüm dünyada her gün 400.000 hektarlık orman alanı yok oluyor. Türkiye’de her yıl 20,000 hektarın üzerinde orman alanı yok oluyor.</li>
	<li>Türkiye’de son 40 yıl içinde 1.300.000 hektar sulakalan kurutuldu ve tahrip edildi, bu alan Van Gölü’nün 3 katından daha fazladır.</li>
	<li>Bir fil hortumunda 50 bin kas vardır ve hortumuyla hem bir ağaç kütüğünü kaldırabilir hem de, yere düşmüş bir bezelye tanesini alabilir.</li>
	<li>3 milyon adet araçtan kaynaklanan atık yağın toplanarak geri kazanılması sonucunda elde edilen enerji ile 1,5 milyon insanın yıllık enerji ihtiyacı giderilebilir.</li>
	<li>1 ton kâğıt üretimi için 17-24 adet ağaç gerekiyor. Geri dönüşüm ile elde edilen kâğıtlar için, ağaçtan üretilen kâğıtlara oranla %70 daha az enerjiye ihtiyaç duyuluyor.</li>
	<li>1 ton kâğıdın geri kazanılması ile en az 17 ağaç, 298 litre petrol, 26500 l su, 41000 KW enerji tasarrufu sağlanıyor.</li>
	<li>Sahil bölgeleri kalabalıklaştıkça sahildeki suyun kalitesi düşecek sahildeki vahşi yaşam yok olacak ve sahiller yok olacak.</li>
	<li>Alaska ayıları dünyadaki etobur canlıların en ağırlarındandır ve yaklaşık 770 kilo ağırlığındadır.</li>
	<li>Yarasalar zifiri karanlıkta 0.6 mm. çapındaki bir teli bile tespit edebilir.</li>
	<li>Köstebekler bir saatte 45 m. uzunluğunda tünel kazabilir.</li>
	<li>Dünyadaki volkanik olayların %90’ı denizlerde gerçekleşmektedir.</li>
	<li>Denizlerdeki tüm sular güneşimizin yaşlanmasından kaynaklanacak aşırı sıcaklıklar nedeniyle yaklaşık 1 milyar yıl sonra buharlaşacak.</li>
	<li>En yüksek gelgitler Kanada’daki Fundy Körfezi’nde gerçekleşmektedir. Sene boyunca değişik zamanlarda med ve cezir arasındaki fark 16 metreyi bulmaktadır.</li>
	<li>Herkes rüzgarın hareket eden hava olduğunu bilir, peki havayı hareket ettiren nedir?</li>
	<li>Hamsterler kış uykusuna yatan hayvanlar arasında en düşük vücut ısısına sahip olanlardır. Vücut ısısı 3.5 derece olacak kadar düşer.</li>
	<li>Bazı balıklar oldukça uzun yaşarlar. Örneğin, Kanada’nın Pasifik kıyısında yaşayan “Rougheye Rockfish” isimli balık türünün yaklaşık 150 yıl hayatta kaldığı tahmin edilmektedir.</li>
	<li>Hava kirliliği denizlerdeki zehirli maddelerin içte birini oluşturmaktadır. Denizlerdeki zehirli maddelerin %44’ü nehir ve akarsulardan kaynaklanmaktadır.</li>
	<li>Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.</li>
	<li>Bir yıl içinde denizlerden avlanan balıkların ağırlığının üç katı kadar atık denizlere atılmaktadır.</li>
	<li>1 litre motor yağı 530.000 litre içme suyunu kirletebilmektedir.</li>
	<li>Dünyada en derine dalan kuş türü imparator penguenleridir. Bu kuşlar yiyecek aradıkları sırada tam 255 metre derine dalarlar. yani bu kuşlar yaklaşık 18 dk nefessiz kalıyorlar!!</li>
	<li>En hızlı yüzen balık orkinos balığıdır. Yetişkin bir orkinos saatte yaklaşık 90 km hızla yüzebilir.</li>
	<li>Bir aile yıllık ortalama 330 adet cam şişe ve kavanoz kullanıyor. Bu cam şişe veya kavanozların yalnızca bir tanesini geri dönüştürerek bir bilgisayarın 25 dakikada harcadığı enerji karşılanabilir.</li>
	<li>10 adet metal kutu geri kazanıldığında 100 watt’lık bir ampulün 35 saat yanması için ihtiyacı olan enerji kazanılıyor.</li>
	<li>Kloroflüorokarbonlar (CFC) 1974 yılından itibaren dünyada yasaklanmaya başladı.</li>
	<li>Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır.</li>
	<li>Arap Körfezi’nde yer alan deniz suyunu içme suyuna çeviren dev tesisler günde yaklaşık</li>
	<li>Bugün dünyada yaşayan aşağı yukarı 1 milyon böcek türü vardır. Her yıl aşağı yukarı 8000 yeni tür keşfedilmektedir.</li>
	<li>Kangurular geri geri yürüyemezler.</li>
	<li>Denizlerdeki tüm sular güneşimizin yaşlanmasından kaynaklanacak aşırı sıcaklıklar nedeniyle yaklaşık 1 milyar yıl sonra buharlaşacak.</li>
	<li>Dünyadaki en büyük balık sıcak sularda yaşayan ve planktonlarla beslenen balina köpekbalığıdır.</li>
	<li>En küçük kuş yumurtası mine çiçeği sinekkuşuna aittir. 10 mm'den daha kısadır ve 0,37 gram ağırlığındadır.</li>
	<li>Dünyada en derine dalan kuş türü imparator penguenleridir. Bu kuşlar yiyecek aradıkları sırada tam 255 metre derine dalarlar.</li>
	<li>Antarktika’ya ait olmayan birtakım canlı türleri kıtaya yerleşerek ekosistemi tehdit ediyor.</li>
	<li>Kloroflüorokarbonlar (CFC) atmosfer bütününün yalnızca milyarda birlik bölümünü oluştururlar.</li>
	<li>Kutup ayıları daha az enerji harcamak için (vücut ısılarını korumak için) arka ayaklarını ön ayaklarının izine basarlar.</li>
	<li>Dünyadaki mercan kayalıklarının %60’ından fazlası kirlilik, tortulaşma ve küresel ısınmadan kaynaklanan deniz suyu sıcaklığı artışının yol açtığı ağarlaşma etkisi nedeniyle tehdit altındadır.</li>
	<li>Dünyadaki ilk bitkiler olan algler 3,5 milyon yıl önce oluştular. Diğer bitkiler gibi algler besin üretirken oksijen açığa çıkartır.</li>
	<li>Otomobilinizi hortumla yıkadığınızda yaklaşık 550 litre su harcamış olursunuz.</li>
	<li>Bir cam şişe doğada 4000 yıl, plastik 1000 yıl, sakız 5 yıl, bira kutusu 10-100 yıl, sigara filtresi 2 yıl süreyle yok olmaz.</li>
	<li>Büyük bir kayın ağacı, 72 kişinin 1 günlük oksijen ihtiyacını karşılar.</li>
	<li>Dünyadaki mevcut suların ancak % 1'i kullanılabilir.</li>
	<li>Dünya yüzeyinin % 6’sı çölleşmiş, % 29'u çölleşmek üzere.</li>
	<li>Evsel katı atıkların % 68 'ini organik atıklar, kalan kısmını ise kâğıt, karton, tekstil, plastik, deri, metal, ağaç, cam ve kül gibi maddeler oluşturmaktadır.</li>
	<li>Türkiye'de günde yaklaşık 65 bin ton çöp üretiliyor.</li>
	<li>Uygun şekilde depolanmamış çöpler yeraltı ve yüzeysel su kirliliğine, haşerelerin üremesine, çevreye kötü kokuların yayılmasına, görüntü kirliliğine ve çeşitli hayvanlar vasıtasıyla taşıyıcı mikropların yayılmasına neden olmaktadır.</li>
	<li>Türkiye'de bulunan 3215 belediyeden sadece 11 ’inde düzenli depolama yapılıyor.</li>
	<li>Türkiye’de çöp miktarının yaklaşık % 15-20 ’sini geri kazanılabilir nitelikli atıklar oluşturuyor.</li>
	<li>Plastik ambalaj atıkları yıkanıp granül haline dönüştürülerek ikincil ürün üretiminde ham madde olarak kullanılıyor.</li>
	<li>1 santimetreküp kömürün içindeki boşlukların yüzey alanı toplamı 120-180 metrekaredir</li>
	<li>Bir Tsunami dalgası saatte yaklaşık 800 km hızla ilerleyebilir.</li>
	<li>Bilgisayarlar çevre için ciddi bir tehlike oluşturuyor çünkü üretiminde kullanılan materyallerin çoğu çevreye zararlı. Standart bir monitor yaklaşık 2 kilogram kurşun içeriyor.</li>
	<li>Bir cam şişeyi geri dönüştürdüğümüzde tasarruf ettiğimiz enerjiyle klasik bir ampülü dört saat boyunca yakabiliriz.</li>
	<li>Eczaneden satın aldığınız ilaçların neredeyse dörtte biri tropik yağmur ormanından gelmektedir. Tropik yağmur ormanlarından üretilen ilaçlar yılda 30 milyar dolarlık kazanç sağlıyor.</li>
	<li>Cam geri dönüşümle üretildiğinde, sıfırdan hammaddesiyle üretilirken ortaya çıkan hava kirliliği % 20 ve su kirliliği % 50 azaltıyor.</li>
	<li>Bir adet alüminyum içecek kutusunu geri dönüştürerek tasarruf ettiğimiz enerjiyle bir televizyonu tam 3 saat boyunca çalıştırabiliriz.</li>
	<li>Küresel ısınma nedeniyle 2080'e kadar 200 - 600 milyon insanın açlık çekebilir, 1,1 - 3,2 milyar insanın da susuzluktan etkilenebilir.</li>
	<li>Dünyanın büyük kuş göç yollarından ikisi Anadolu’dan geçiyor.</li>
	<li>Her yıl 1 cm. kalınlığında ve Kıbrıs Adası büyüklüğünde toprağımızın erozyonla yok oluyor.</li>
	<li>Bir ton kullanılmış beyaz kağıt, geri kazanıldığında 16 adet çam ağacının, geri dönen her bir ton cam için yaklaşık 100 litre petrol tasarruf edilmiş olur.</li>
	<li>Türkiye'de yaklaşık yılda 1 milyon ton kağıtla gereksiz yazışma yapılıyor.</li>
	<li>Küresel ısınma nedeniyle birçok ekosistem daha soğuk olan bölgelere, yani kutuplara ve dağlık bölgelere doğru ilerliyor.</li>
	<li>Yılda 6,5 milyon ton çöp denize dökülüyor.</li>
	<li>Geri dönüştürülen her bir ton kağıt, 17 ağacı kurtarıyor.</li>
	<li>Plastik molekülleri mikropların sindiremeyecekleri denli büyük oldukları için çürümezler ve ayrışmazlar.</li>
	<li>Eğer doğru politikalarla desteklenirse, iyimser senaryolara göre, dünyanın enerji ihtiyacının %80'i yenilenebilir kaynaklardan sağlanabilir.</li>
	<li>Gelişmekte olan ülkelerde sanayi atıklarının %70'i hiçbir işlemden geçirilmeden sulara bırakılıyor.</li>
	<li>Son 12 yılın 11 yılı, 1850 yılından beri yaşanan en sıcak yıllar oldu. Ortalama küresel sıcaklık, 20. yüzyılda 0,74 °C arttı.</li>
	<li>Dünya üzerinde yaşayan her altı kişiden birinin temiz suya erişimi yok.</li>
	<li>Şehir nüfusu saniyede 2 kişi artıyor. Dünya üzerinde 827,6 milyon insan gecekondularda yaşıyor ve temiz içme suyuna erişemiyor.</li>
	<li>Yılda yaklaşık 100.000 deniz kaplumbağası ve yunus, balina ve fok balığı gibi deniz memelileri denizlerde bulunan plastik kirliliği yüzünden ölüyor.</li>
	<li>Yılda yaklaşık 4 milyon çocuk, kimyasal atıklar vs. yüzünden oluşan çevresel tehlikeler yüzünden hayatını kaybediyor.</li>
	<li>2011 yılında yenilenebilir enerjiye 211 milyar Dolar yatırım yapıldı. Bu rakam 2009 yılında 160 milyar dolardı.</li>
	<li>Günde 2 milyon ton kanalizasyon ve diğer atık sular dünyanın sularına karışıyor.</li>
	<li>Sera gazı salımları şu anki hızda devam ederse, 2100 yılına kadar dünyada 2-4,5 °C arasında bir sıcaklık artışı görülecek.</li>
	<li>Her insan günde ortalama 1,8 kilo çöp atıyor. Çöp depolama alanlarındaki organik çöpler yaklaşık 30 yıl boyunca orada kalıyor.</li>
	<li>Köstebekler 12 saat içinde yiyecek bulmadığı takdirde ölürler. Köstebeklerin başlıca gıda kaynağı böcekler ve toprak solucanlarıdır.</li>
	<li>Çayırlar, dünyanın kuru arazilerinin beşte birini oluşturur ve çoğunluğu tropiklerde bulunur.</li>
	<li>Amazon’da yaşayan asker karıncalar, bazı başka karınca türlerinin yuvalarını işgal eder ve orada bulunan larvaları kendi yuvalarına taşır. Larvalar büyüyüp karınca haline geldiğinde ise asker karıncalar bunları işçi olarak kullanır.</li>
	<li>Fillerin hortumlarının ucu o kadar hassas ve esnektir ki, yerde duran bir iğneyi alabilirler.</li>
	<li>Bir kirpi bir kış mevsimi boyunca 100 ağaç öldürür. Ağaca çıkmak için keskin pençelerini kullanır, bir dala oturarak ağacın kabuğunu ve sürgünlerini kemirir. Ağaç kabuklarını çok sevdiği için kirpiler ormanlara çok zarar verirler.</li>
	<li>Dünyanın her yerinde, bakır kabloların yerine kullanılmaya başlanan fiber optik kablolar camdan yapılıyor.</li>
	<li>Doğal ortamları insan eliyle tahrip edildiği için, günde 50 ila 100 arası bitki ve hayvan türünün neslinin tükendiği tahmin ediliyor.</li>
	<li>2100 yılna gelindiğinde dünyadaki insan nüfusunun 3 katına çıkacağı tahmin ediliyor.</li>
	<li>Çatı arası izolasyonu sayesinde evlerdeki enerji kaybı % 20 azaltılabilir.</li>
	<li>En iyi senaryolarda bile, sıcaklık artışının 2 °C'yle sınırlanabilmesi konusunda dünyanın %50 şansı olduğu belirtiliyor.</li>
	<li>1970 ila 2004 yılları arasında, sera gazları salımı %70 arttı.</li>
	<li>Dünyanın tüm okyanuslarında kirlilik bulunuyor. Günde yaklaşık 8 milyon adet kirlilik yaratan nesne deniz ve okyanuslara giriyor.</li>
	<li>2011 yılında doğal afetler yüzünden 366 milyar dolar zarar edildi.</li>
	<li>2025 yılına gelindiğinde, 1800 milyon insan ciddi su kıtlığı çeken ülkelerde veya bölgelerde yaşıyor olacak.</li>
	<li>1991 ila 2000 yılları arasında %90'ı suyla ilgili olan 2557 doğal afette 665.000'den fazla insan hayatını kaybetti</li>
	<li><strong>Kaynak: cevremuhendisligi.org</strong></li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jan 2024 18:00:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Ağız sağlığımız vücudumuz hakkında bize ne anlatıyor?</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/agiz-sagligimiz-vucudumuz-hakkinda-bize-ne-anlatiyor-27072</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/agiz-sagligimiz-vucudumuz-hakkinda-bize-ne-anlatiyor-27072</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2023/12/agiz-sagligimiz-vucudumuz-hakkinda-bize-ne-anlatiyor-1703065492.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2023/12/agiz-sagligimiz-vucudumuz-hakkinda-bize-ne-anlatiyor-1703065492.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2023/12/agiz-sagligimiz-vucudumuz-hakkinda-bize-ne-anlatiyor-1703065492.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[“Ağzımızı, bakım gerektiren bir bağışıklık duvarı olarak da görmeliyiz. Bu bariyer, ağzımızda yaşayan, bizimle birlikte gelişen mikroplara karşı bizi korumaya çalışıyor.”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vanmed Haber Merkezi -</strong> Diş hekimine gittiğinizde genellikle ağzınız değil, dişlerinize yapılacak bakım aklınızdadır.&nbsp;Ancak ağzınız, vücudunuzun geri kalanında neler olup bittiğinin, üstelik kolayca incelenebilecek bir aynası olabilir.</p>

<p>Ve iyi bir ağız sağlığı, vücudun en iyi koşullarda işliyor olmasının anahtarı olabilir.</p>

<p>Londra Queen Mary Üniversitesi Diş Hekimliği Enstitüsü Araştırma Direktörü Profesör Nikos Donos, İngiltere’deki bir reklamı örnek gösteriyor:</p>

<p>"Reklam şu soruyu soruyor: 'Gözünüz kanıyor olsaydı, görmezden gelir miydiniz? Peki diş etleriniz kanadığında neden onları görmezden geliyorsunuz?''</p>

<p>Diş eti hastalıklarını diyabet ve koroner kalp hastalığına bağlayan çok sayıda kanıt var. Buna karşın ağız sağlığının bu hastalıklara karşı mücadelede ihmal edilen bir alan olduğunu gösteren birçok çalışma var.</p>

<p>Donos, "Farklı kronik hastalıklar ile ağız sağlığı arasındaki bağa ilişkin araştırmalarda, diş eti hastalıkları yaygın şekilde öne çıkıyor" diyor ve ekliyor:</p>

<p>"Diş eti hastalığının, neredeyse 1,1 milyar insanda, yani dünya nüfusunun %11,2'sinde mevcut olan en yaygın altıncı kronik hastalık olduğunu görüyoruz."</p>

<h2>Şeker hastalığı ve ağız sağlığı bağlantısı</h2>

<p>ABD'deki Mayo Kliniği, diş eti hastalığını, "dişleri çevreleyen yumuşak dokuları etkileyen ciddi bir diş eti enfeksiyonu" olarak tanımlıyor.</p>

<p>Periodontitis de denilen bu hastalık tedavi edilmezse, dişleri destekleyen kemiği yok edebilir, bu da dişlerin gevşemesine veya düşmesine neden olabilir.</p>

<p>Olası semptomlar arasında diş eti kanaması, kızarıklık, ağrı veya kalıcı ağız kokusu yer alıyor.</p>

<p>Diş eti hastalığını tip 2 diyabetle ilişkilendiren çok sayıda kanıt var.</p>

<p>Donos, çift yönlü bir ilişkiden bahsettiklerini söylüyor ve devam ediyor: "Bu, periodontal hastalığı olan kişilerin diyabet geliştirme riskinin daha yüksek olduğunu ve diyabetli hastaların da diş eti hastalığı olabileceğini gösteriyor" diyor.</p>

<p>Birçok bilimsel çalışmaya göre, bu ikisi arasındaki ilişki öylesine yakın ki, tip 2 diyabetli kişilerin iyi bir ağız bakımı olması, şeker hastalığının büyük yan etkiler olmadan kontrol altına alınabilmesi anlamına geliyor.</p>

<p>BBC paneline katılan Salisbury Hastanesi'nden radyolog Dr. Graham Lloyd Jones da benzer şekilde, diyabet ve ağız sağlığı arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor:</p>

<p>"Ağzı bir bağışıklık organı olarak görmeliyiz: eğer ağız sağlığı tehlikeye girerse, bu vücuda iltihaplanma ve hatta normalde ağızda yaşayan ancak vücudun diğer bölgelerine geçmeleri halinde tehlikeli olabilecek bakterilerin aktarımı olarak yansıyabilir. "</p>

<p><img alt="Ağız fotoğrafı" src="https://ichef.bbci.co.uk/news/640/cpsprodpb/01f5/live/98670610-9e8d-11ee-91bf-230bfab3fcba.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p>Tip 2 diyabet, diş eti hastalığı ile bağlantılı tek hastalık değil. Vücuda gelişigüzel yayılan periodontitis bakterileri damarlar yoluyla vücutta dolaşarak kalbi etkileyebilir.</p>

<p>Donos, "Bu bileşenler kalp krizi ile sonuçlanabilecek pıhtı oluşumuna yol açabilen plaklar oluşturabiliyor" diyor.</p>

<p>"Ağzımız vücudun geri kalanına yayılmaları halinde tehlikeli olabilecek patojenlerle dolu. Bu anatomik yolun gerçek olduğu ortada" diye konuşan Donos, sözlerini şöyle sürdürüyor:</p>

<p>"Zamanla ağzımızın fiziksel bariyerini aşan bu bakteriler, kan dolaşımı yoluyla vücudun geri kalanına ulaşır ve bu da hastalıklara veya mevcut hastalıkların kötüleşmesine yol açabilir.''</p>

<p>Kanıtlar önceki vakalardaki kadar sağlam olmasa da, bazı araştırmacılar bu bakteriler ile yaş ilerlemesine bağlı bilişsel gerileme arasındaki olası ilişkiye dair işaretler elde etmeye başladı.</p>

<p>Bu araştırmalardan birini Cambridge Üniversitesi'nden Dr. Vivan Shaw yaptı.</p>

<h2>İleri yaşta diş sağlığı</h2>

<p>Doktor Shaw araştırmalarında 21 veya daha fazla dişi olan yaşlı insanların, bundan daha az dişi olanlara göre daha az bilişsel bozulma gösterdiğini keşfetti.</p>

<p>Shaw, "Bu aynı zamanda beslenme sorunuyla da ilgili: Eğer daha az dişiniz varsa, kesinlikle daha kötü bir diyete sahip olursunuz, bu da daha fazla bilişsel gerileme demek" diyor.</p>

<p>Lloyd-Jones ise daha doğrudan bir bağlantıya işaret ediyor ve "Diş eti hastalığının kötüleşmesiyle ilişkilendirilen belli organizmalar var" diyor:</p>

<p>"Özellikle gingivalis olarak bilineni çok ilginçtir. Sinir hücrelerini öldüren nörotoksinlerle kaplıdır. Bu organizma sadece ağızda kalmıyor, iltihaplı diş etlerimizi terk edip vücuda yayılıyor”</p>

<p>Doktor Lloyd-Jones, Alzheimer hastalarının hem beyninde hem de beyin omurilik sıvısında bu organizmanın tespit edildiğini aktarıyor.</p>

<p>Profesör Donos'a göre ağız ve vücudun diğer sistemleri arasındaki bu ilişki, periodontal hastalıkların önlenmesinin önemini belirginleştiriyor.</p>

<p>"Ağızda gelişen kanser hariç, tüm ağız hastalıkları önlenebilir ve bir dereceye kadar tedavi edilebilir" diyor.</p>

<p><img alt="Ağız fotoğrafı" src="https://ichef.bbci.co.uk/news/640/cpsprodpb/0107/live/a1fe50c0-9e8d-11ee-91bf-230bfab3fcba.jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>Donos, iyi bir ağız sağlığı için, bakım ve güvenilir bir diş hekimi tarafından takibin önemli olduğunu söylüyor.</p>

<p>Dr. Shaw’a göre, diş hekimleri vücudun farklı sistemleri arasındaki bağlantıyı gözlemleyebilir ve semptomları yakalayabilir.</p>

<p>Buna örnek olarak da hamilelik sırasında meydana gelen hormonal değişikliklere bağlı ağız bakterilerinin güçlenmesi gösteriliyor.</p>

<p>Shaw, anne ve bebeği riske atabilecek bir duruma karşı, uygun bakımın sağlanmasının önemli olduğunu söylüyor:</p>

<p>“Bu bizi çok endişelendiriyor çünkü erken doğum ve düşük riskini artırıyor.”</p>

<p>Lloyd-Jones'a göre en önemli şey, ağzımız hakkındaki düşüncelerimizi değiştirmek:</p>

<p>“Ağzımızı, bakım gerektiren bir bağışıklık duvarı olarak da görmeliyiz. Bu bariyer, ağzımızda yaşayan, bizimle birlikte gelişen mikroplara karşı bizi korumaya çalışıyor.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Dec 2023 12:39:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Neden kaşınırız, kaşınma hissi nasıl oluşur?</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/neden-kasiniriz-kasinma-hissi-nasil-olusur-27006</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/neden-kasiniriz-kasinma-hissi-nasil-olusur-27006</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2023/11/neden-kasiniriz-kasinma-hissi-nasil-olusur-1701253793.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2023/11/neden-kasiniriz-kasinma-hissi-nasil-olusur-1701253793.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2023/11/neden-kasiniriz-kasinma-hissi-nasil-olusur-1701253793.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Kaşıntı hissinin neden ve nasıl oluştuğu sorusunu cevaplamaya yönelik araştırmalarda elde edilen bulgular beynimizle ilgili ilginç veriler ortaya koyuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vanmed Haber Merkezi - </strong>İşte kaşıntı ile ilgili 12 gerçek:</p>

<p><strong>1. Günde ortalama 97 kez kaşındığımız tahmin ediliyor</strong>. Muhtemelen bu cümleyi okuduktan sonra siz de kaşınmaya başlayacaksınız.</p>

<p><strong>2. Böcek ve bitkilerin neden olduğu kaşıntılar</strong><strong>ı,</strong><strong>&nbsp;onların deride bıraktığı toksinler tetikler</strong>. Toksinler nedeniyle vücudun bağışıklık sistemi harekete geçip histamin salgılar. Bu ise sinir liflerinin beyne kaşıntı sinyalleri göndermesine neden olur.</p>

<p><strong>3. Kaşıntıların kendi sinir ağları vardır</strong>. Yakın zamana kadar kaşıntı ve acı hissinin aynı sinir ağlarını paylaştığı sanılıyordu. Ancak 1997'de yapılan bir araştırma, kaşıntının kendine özgü ayrı sinir lifleri olduğunu ortaya koydu.</p>

<p><strong>4. Ama kaşıntı sinyalleri çok daha yavaş ilerler</strong>. Sinir lifleri farklı hızlara sahiptir. Dokunma sinyali saatte 322 km hızla ilerler. "Ani acı" (elinizi sıcak bir şeye değdirdiğinizde hissedilen acı) saatte 128 km hızla ilerlerken kaşıntı sinyalinin hızı saatte 3,2 km'dir - yani yürüme hızından daha yavaştır.</p>

<p><strong>5. Tıpkı esneme gibi kaşıntı da bulaşıcıdır</strong>. Araştırmacılar, bir grup fareye kaşınan farelerin videosunu izlettiğinde onların da kaşınmaya başladığı görüldü.</p>

<p><img alt="kaşınan köpek" src="https://ichef.bbci.co.uk/news/640/cpsprodpb/813D/production/_102458033_b8d26de5-0724-42dd-b422-8e18d8891f75.jpg" style="height:549px; width:976px" /></p>

<p><strong>6. Bulaşıcı kaşıntı sırasında beynin üst kiyazmatik çekirdek adı verilen minik bö</strong><strong>lgesi</strong><strong>&nbsp;harekete geçer</strong>. Ancak sinir bilimciler bu kısmın kaşıntıyı görüp bu davranışın yayılmasını nasıl sağladığını henüz çözebilmiş değil.</p>

<p><strong>7. Kaşıntıya neden olan böcekler ve bitkilerle baş etmenin en iyi yolu kaşınmaktır</strong>. Böylece bu dış etkenler vücuttan uzaklaştırılmış olur. Kaşınmak ayrıca damarların genişlemesini ve vücuda giren toksinin kandaki akyuvarlar ve plazma ile temizlenmesini sağlar. Derinin kızarıp kabarması bu yüzdendir.</p>

<p><strong>8. Kaşınmak tatmin edici bir duygudur</strong>, çünkü bu sırada beyinde mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin salgılanır.</p>

<p><strong>9. Vücudu</strong><strong>m</strong><strong>uzda kaşımayı en çok sevdiği</strong><strong>m</strong><strong>iz bölge ayak bilekleridir</strong>. Araştırmalar bunu gösteriyor.</p>

<p><strong>10. Kaşıdıkça kaşınma hissi de arta</strong>r. Bu döngüye dikkat etmek gerekir. Zira deriyi kaşımak ekstra histamin salgılanmasına, bu ise beyne daha fazla kaşınma sinyali gönderilmesine neden olur. Ancak fazla kaşınmak derinin parçalanmasına neden olur. Bu da enfeksiyon riskini artırır.</p>

<p><strong>11. Sedef ve egzama gibi cilt hastalıklarında kaşıntı sorunlu bir döngüye dönüşür</strong>. Bu nedenle bu rahatsızlıkları olan kişilerde histamin etkisini bastırmak üzere anti-histamin ilaç veya kremler kullanılarak kaşıntı hissi giderilmeye çalışılır.</p>

<p><strong>12. Kronik kaşıntı da kronik ağrı kadar insanı güçten düşüren bir rahatsızlıktır</strong>. Bu durum karaciğer ve lenfoma hastalıklarına işaret eder.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Nov 2023 13:25:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Bunu biliyor muydunuz? Bildiğimiz tilki nasıl &#039;Bölücü tilki&#039; oldu</title>
                <category>BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?</category>
                <link>https://www.vanmed.net/haber/bunu-biliyor-muydunuz-bildigimiz-tilki-nasil-bolucu-tilki-oldu-26003</link>
                <guid>https://www.vanmed.net/haber/bunu-biliyor-muydunuz-bildigimiz-tilki-nasil-bolucu-tilki-oldu-26003</guid>
                <media:content url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2022/12/bunu-biliyor-muydunuz-bildigimiz-tilki-nasil-bolucu-tilki-oldu-1672049701.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                <media:thumbnail url="https://www.vanmed.net/images/tn/2022/12/bunu-biliyor-muydunuz-bildigimiz-tilki-nasil-bolucu-tilki-oldu-1672049701.jpg"/>
                <enclosure url="https://www.vanmed.net/images/haberler/2022/12/bunu-biliyor-muydunuz-bildigimiz-tilki-nasil-bolucu-tilki-oldu-1672049701.jpg" length="1000" type="image/jpeg"/>                
                <dc:creator>VANMED</dc:creator>
                <description><![CDATA[Kars ve Ağrı illerinde yaşayan bir kızıl tilki türü olan ve adı Latince "Vulpes Vulpes Kurdistanica" olarak tescillenen tilkinin neden sonradan adının değiştirildiğini biliyor muydunuz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vanmed Haber Merkezi - </strong>1800'lü yıllarda adı Latince "Vulpes Vulpes Kurdistanica" olarak tescillenen&nbsp;kızıl tilki alt türü 2005 yılında Türkiye Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından "'Vulpes Vulpes" olarak değiştirildi.</p>

<p>Peki, kaynaklarda tescillendiği kesin olan ve belli bir coğrafyaya has olan türün adı neden değiştirlidi?&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Mezopotamya bölgesindeki bir çok bitki ve yabani hayvan türünün gerçek adı Latince'dir, sonraki isimlerin çoğu uydurmadır.</p>

<p>"Vulpes Vulpes Kurdistanica" adı da köpeğimsi kırmızıya çalan rengiyle Kars ve Ağrı bölgelerinde yaşayan tilki türünün gerçek adıdır ve bu isim tescillidir.&nbsp;</p>

<p>Kürtler buna Rovîyê Kurdistanê&nbsp;(Kürdistan Tilkisi) adını vermiş.</p>

<p>Ne var ki bu isim 2005 yılında 'bölücü nitelikte olduğu' gerekçesiyle değiştirilmiş.&nbsp;</p>

<p>Kayıtlarda "Vulpes Vulpes" ve "Kızıl Tilki" olarak geçiyor.</p>

<p>Tilkinin adı 2005 yılına kadar Türkiye'deki kaynaklarda&nbsp;"Vulpes Vulpes Kurdistanica" olarak devam etmiş.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Dec 2022 12:31:00 +0300</pubDate>
            </item>
            </channel>
</rss>
