Coşkun Gök

Coşkun Gök

Mail: coskungokx@gmail.com

Pandemi ve Biz!

Türkiye’de salgını insanlar iliklerine kadar hissetmeye başlayalı 6 ay oldu.

Mart ayıyla beraber toplumun yaşamındaki bütün alışkanlıklar Covid-19 pandemisyle beraber alt üstü oldu. Gerçi alt üst olan alışkanlıkların büyük bir kısmı topluma zarar veren, onu çürüten şeylerdi ama iyi olan şeyleri de kaybediyoruz.

İnsanların birbirleriyle el sıkışmaması, sohbet ortamlarına katılmaması, ziyaretlerin yapılmaması, insanların kalabalık etkinlik ortamlarından uzak durması, zaten zor olan eylem-miting gibi hak arama yollarının tamamen kapanması/kapatılması gibi durumlar aynı zamanda bireyleri toplum yapan kanallarında yok olması anlamına geliyor.

Şu an sokakta bir toplum değil, diğer insanlarla temas edip virüse yakalanmadan evine gitmeye çalışan tek tek bireyler dolaşıyor.

Yani sokakta, topluma zarar veren cansız virüsler gibi capcanlı insanlar dolaşıyor.

Toplum uzun zamandan beridir ortak davası, ortak sevinç ve üzüntüleri, ortak kavgası, ortak gelecek rüyası olmayan bir insan kalabalığına dönüştürülmüştü.

Pandemi ise “ortaklaşalıktan” uzak toplumun iyice çürümesi, bireyci ve çıkarcı insanlar toplamına dönüşmesini hızlandırdı.

İnsanlar bireycileştikçe başına gelen musibetler artarken bunlarla baş etme gücü azalıyor.

İnsanlar bireycileşerek değil ortaklaşa şeyler yaparak, birleşerek kendilerini ve toplumu kötü olan şeyden koruyabilirler.

Yani bütün kötülüklerin panzehri “birleşmektir”.

Birleşen insanlar haklarını arar,

Birleşen insanlar herhangi bir kişinin veya kesimin derdine koşar,

Birleşen insanların olduğu yerde, sokak ortasında kadınlar öldürülemez,

Birleşen insanların olduğu yerde, Kızılay’ın halktan topladığı yardımlarla alınan etler Kızılay ve Akp yöneticilerinin lokantasından çıkmaz,

İnsanlar birleşirse, kendileri virüsten köşe bucak kaçarken ve 6 ayda 1 tane bile Coronavirüs testi yaptıramazken, AKP milletvekili veya TUSAŞ Genel Müdürü Temel Kotil gibi şahıslar 1 ayda 7-8 tane test yaptıramaz,

İnsanlar birleşirse, insanların sağlık hakkını ticaret haline getiren özel hastaneler Coronavirüs testini 250TL’ye satamazlar,

Salgının daha ne kadar süreceği bilinmiyor ama Coronavirüs testlerinin doğru sonuç vermediği biliniyor.

Bir ailesiniz var diyelim; ya AKP’li milletvekili veya TUSAŞ Genel Müdürü Temel Kotil gibi ayda 7-8 test yaptıracak ayrıcalığa sahip olacaksınız ya da virüse yakalanmadığınızdan emin olmak için özel hastanelere kişi başı 250TL vereceksiniz. 4 kişilik bir aileyseniz 1000TL.

Tabi ki testleri “Sağlık Bakanı”nın Özel Medipol Hastanesinde yaptırma ve test başına 250TL’yi sağlık bakanına verme hakkınıza kimse dokunmayacak.

Bunun dışında başka seçenekler de var tabi ki;

Virüse yakalanmamak için insanlardan köşe bucak kaçmak,

Virüse yakalanınca yoğun bakımın kapısından dönmek ya da hastaneler arasında gezerken ölmek,

Ya da işçisiniz ve Çanakkale Valiliğinin aldığı kararla Dardanel’de olduğu gibi karantina adı altında gece gündüz patronun emrine verilmek,

 Ya da, ya da, ya da….diye gider seçeneksizlik olan seçenek listesi!

Ya da başka ve gerçek bir seçeneğiniz var; “Sağlık herkes için eşit ve parasız olmalıdır” demek.

Ve bunun için birleşmek!

Zor olan; her ay korkuyla, Coronavirüs testi için test başına 250TL vermektir, virüse yakalanmamak için insanlardan köşe bucak kaçmaktır, hastane kapılarında beklemek veya ölmektir, insan yaşamının bir patronun insafına bırakılmasıdır.

Zor olan; bir işçi, bir yoksul, “sıradan” bir insanın 6 ayda 1 test bile yaptıramazken birilerinin ayda 7-8 test yaptırmasını görmek ve buna tahammül etmektir.

Kolay ve biziler için, çoğunluk için, halk için doğru olan ise “Sağlık herkes için eşit ve parasız olmalıdır” düşüncesine sahip olmak ve bunun için insanlarla biraraya gelmektir.

Eğer sağlık temel bir haktır ve herkes bundan eşit faydalanmalıdır diye düşünüyorsak bunun için birleşmek ve mücadele etmek her daim gerekliydi.

Fakat bu gereklilik Coronavirüs şartlarında artık bir zorunluluktur.

 

Salgınlar hiçbir zaman tek tek bireylerden kaynaklanmamıştır ve çözümü de tek tek bireylerden geçmemiştir.

Çünkü salgın toplumsal bir konudur.

 

Salgın tek tek bireylere sabah akşam maske-mesafe anlatılarak çözülemez.

Çünkü salgın bir halk sağlığı konusu ve sorunudur.

Salgın ne maske-mesafe tekerlemesiyle ne de KDV indirimleriyle çözülebilir.

Salgınla mücadele ancak halk sağlığı planlaması yapılarak mümkündür.

Türk Tabipler Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve sağlık çalışanları tarafından kurulmuş mesleki dernekleri salgınla mücadeleye ortak etmeyen bir anlayışın Coronavirüs veya başka salgınların üstesinden gelmesi mümkün değildir.

İktidar olanlar eğer bugün salgınla mücadeleyi KDV indirimleri düzeyine getirmişse iş başa düşmüş demektir.

Halk birleşerek ve örgütlenerek artık kendi işini kendisi görmek zorundadır.

İnsanların köşe bucak kaçarak virüsten kurtulma şansı yoktur. Bunu yapanlar sadece virüse yakalanma süresini uzatabilir. Bu da çare değildir.

Tek çare; “Sağlık herkes için haktır” ve “Sağlık herkes için eşit ve parasız olmalıdır” diyerek birleşmek ve mücadele etmektir.

Sağlık bir halk sorunuysa bu sorunu çözecek olanda birleşen ve örgütlenen halktır.

********

Küresel Barış Endeksi” ülkelerin barışçılık düzeyini ölçen bir çalışmadır. Bu ölçümün kriterlerinden birisi de toplumun sosyal güvenlik düzeyidir.

2019 yılı Küresel Barış Endeksi’ne göre, değerlendirme yapılan 163 bağımsız ülke içinde Türkiye 152.sıradadır.

Sağlıkta haktır barışta!

Bugün, 1 Eylül Dünya Barış Günü!

Kutlanacağı günler dileğiyle.

Makale Yorumları

  • Cevahir eren02-09-2020 09:37

    Yine düşüncelerimizi dillendirmişsin hocam. Eline sağlık.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar