DOĞAYA ve ÇEVREYE İHANETİN BEDELİ

Aç gözlü insanoğlu para pul uğruna aç kurtlar gibi giderek artan bir iştahla doğaya saldırdı. Özellikle dini imanı ihtiyacından fazlasını biriktirmek olan kapitalist sermaye, karını artırmak için kural tanımaz biçimde çevreyi tahrip ederek yaşanmaz hale getirdi.

Amacı biriktirmek ve fethetmek olan emperyal güçler doğayı katletmeyi kendine mübah gördü. Bu yüzden amaca varmak için her türlü araca mübah sayarak kullandı.

Şehirlerin göğsüne hançer saplar gibi dev beton kuleleri dikti. Yeşil olan her yeri çarpık şehirleşmeye kurban etti. Tarım alanlarını tahrip ederek kullanıma açtı. Ormanları rant uğruna yok etti. Çağlayanları kuruttu, en güzel turistik beldelerde bile nükleer santraller kurdu ki bir çok yerde yol açtıkları felaketler hala hafızalaradır.

Sera gazı salınımı ile ozon tabakasını deldi, dünyada iklim değişti, buzullar eridi, her şey birbirine karıştı. Artık ne yazlar eski yaz ne kuşlar eski kış. Yaz ortasında ceviz büyüklüğünde dolu yağmasına, evleri kökünden söken fırtınalara şahit oluyoruz. Bir yanda kuraklık öbür tarafta önüne kattığını götüren seller, yaşanan tusinamiler.

Çılgınca tüketimin (sonraki yazıda ele alacağım) geldiği nokta çevre açısından artık dayanılmaz noktada. Sadece Avrupa’da son 50 yolda ortaya çıkan atıklar bütün bir dünya Tarihinde ortaya çıkandan kat be kat fazla. Doğa işgal altında. Yeryüzünün topyekün florası ve faunası değişti. Binlerce canlı ve bitki türü yok oldu.

Dünyanın birçok yerinde Asit yağmurları yaşanıyor. Ağaçlar kesildi, sular kurudu, balıklar tükendi. Kızılderili şefin dediği gibi “son ağaç kesildiğinde, son akarsu kurulduğunda ve son balık tutulduğunda, yeşil doların yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacak, ama o zaman çoktan iş işten geçmiş olacak”

Bu dünyayı çocuklarımıza salimen bırakmamız gereken bir emanet olduğunu kavrayıncaya kadar dünya çapında badireler devam edecek. Üstelik, Amin Mualof’ün son kitabı “Uygarlıkların Batışı” adlı eserinde belirttiği gibi, bu kez içinde bulunduğumuz geminin buz dağına doğru gittiğini gördüğümüz halde bir şey yapmıyoruz.

Oysa Hepimiz aynı gemideyiz. Gemi batarsa hep birlikte batacak ve boğulacağız

O halde vakit varken bu gidişten geri dönülmeli.

Sonuç olarak;

Dünya genelindeki bu salgını (pandemi) biz kendi ellerimizle yarattık. En başta doğayı mahvettik, çevreyi tahrip ettik. Yeryüzündeki bütün canlılara, hayvanlara, börtü böceğe zulmettik; böylece doğanın dengesini bozduk. Bu virüs de bunun sonucu. Doğa bir virüs ile adeta intikamını alıyor… (devam edecek)

K24’ten Vahap Coşkun değerlendirdi: Dünyayı felç eden virüs (2), Kültür, bilim ve ahlak

Türkiye’de can kaybı 131’e yükseldi