Zekeriya Ekinci yazdı: Şeyleşen birey ve toplum

"(...)Şeyleşmiş birey, şeyleşmeyen birey ve kitle için bir imha aracıdır. Tek alternatifi şiddettir. Şiddette sınırları aşmanın altında başka bir amaç daha vardır: İletişimde bulunduğu yönetimin korkusu olan ordu ve bürokrasi egemenliğini zedeleme ya da güdümleme!..."

İnsan emek harcayarak ürettiği birçok şeye, kendine benzetme amaçlı bazı kurgusal özellikler yükler. Üretilen şey’e kurgulanıp aktarılan özellikler, kimi zaman üretilen bu şeyin denetimden çıkmasına yol açabilir. Denetimden çıkan şey, eski şey değil, bir başka şey’dir. Yani var olan şey’e yabancı bir başka şey...

Maddi anlamda üretilen ve değişim gösteren bu şeyler, tarihsel olarak karakteristik bir özellik taşıdıklarından halkı da bu sürece tabii kılarak değişime uğratır. Üretim sermayesini elinde tutanlar, bu değişimden gayet memnundurlar. Toplumsal yapı içinde değişime uğratılan şey’e uyum sağlayan insan, artık bir başka insandır. Çünkü var olan şey’den çok farklı bir şey’dir son karakteristik hâliyle.

Şeyleşme; aynı zamanda insanların insanî bir biçimde değil, şey dünyasının yasalarına göre davranan nesne benzeri varlıklara bir dönüşüm olarak değerlendirilmelidir. Günümüz modern toplumların karakteristiği olan ve özellikle oluşturulup bireye aktarılan bu öz, yabancılaştırmanın en önemli edinim yoludur.

Şeyleşmiş birey, kendine yüklenmiş karakteristik öz doğrultusunda hareket eder. Kendi karakteristik yapısı dışındaki etkiye tepkisi yoktur. Çünkü artık o kurgulanmış bir nesnedir.

Şeyleşme, toplumsal ilişkileri içsel karakteristikler olarak şeylere bağlayan ve onları gizemleştirmeye çaba sarf eden kaba bir idealizmdir.

Bugün hangi ülke yönetimine bakarsanız bakın, yönetimin ayakta durması, yönetimin hizmet ettiği üst yapının istemi doğrultusunda şeyleşmiş birey ve bu bireylerden oluşan çoğunluklu bir toplumun oluşturulması çabası vardır. Kurgulanmış bireyin bu tür toplumlarda ne yapacağı belli olmaz. Onun için içsel yapı önemlidir. Bu içsel yapı için yapamayacağı yoktur. Bireyin iletişim içinde hareket etmesi ve hareket yönünün iletişimle belirlenmesi, yani kurgulanması, oluşturulmak istenen karakter gereğidir. İşte bu hareket anında denetimden çıkma, toplumsal yapının zedelenmesinde en büyük etkendir.

Şeyleşmiş birey, şeyleşmeyen birey ve kitle için bir imha aracıdır. Tek alternatifi şiddettir. Şiddette sınırları aşmanın altında başka bir amaç daha vardır: İletişimde bulunduğu yönetimin korkusu olan ordu ve bürokrasi egemenliğini zedeleme ya da güdümleme!...

Ordu ve bürokrasi etkisinin olmadığı yerlerde, yönetim birimlerinden barışçıl istemler, şiddetle geri çevrilir. Ayakta kalabilmenin tek yolu şeyleşmiş birey ve çoğunluğu sağlamış toplumun şiddeti onaylaması ve şiddeti uygulamasıdır. Şiddet korkusu, yönetimin düşüncesinden memnun olmayan kitleye üç maymunları oynatır.

Ne pahasına olursa olsun şiddetin rolü konusunda eleştiride bulunmak gerekir. Genel olarak tarihin, şiddet anlayışının parçalanmasına doğru bir içsel zorunluluğa göre yasaların yönetimi altındaki bir süreç olduğunun altı çizilmelidir. Şeyleştirilmeye karşı direnen birey(ler), tarihsel gelişim yasalarını yorumlayabilmeli, yasalar arasında bağlantı kurabilmeli ve şiddet korkusuna kapılmadan düşüncesini açıklayabilmelidir. Ancak o zaman şeyleş(tir)menin yanlışlığı, muhalif düşüncedeki kitlenin haklı ve üstünlüğü görülebilecektir

Bilinmektedir ki tarihte, gruplar ve sınıflar, kendi grupsal ve sınıfsal bilinçlerine sadece öteki gruplarla çakışarak ulaşabildiler. Ama modern dünyada bu çakışmanın sonucunda ulaşılacak son nokta çatışma olmamalıdır. Bunu kavrayabilmenin yolu da bilimsel ve kültürel birikime ulaşmakla sağlanabileceği gerçekliğidir.

O halde ne yapmalı?

O halde bilimin yol gösterici ışığı altında, mantıksal verilerle önce sosyal bir varlık olduğunun gerçeği hatırlanmalı ve sosyal varlık olma olgusunu tamamlayan bir kişilik oluşumuna kavuşma becerisi gösterilmelidir.

Aksi bir durumda, ot gelip saman gidileceği, aşikârdır.

TÜM HABERLER