Sosyolog Osman TURĞUT derledi: Madde Kullanımında Aile Ortamının ve Aile İçi İlişkilerin Etkisi (III)
Sosyolog Osman TURĞUT derledi: Madde Kullanımında Aile Ortamının ve Aile İçi İlişkilerin Etkisi (III) haberine ait detaylar
Dernek olarak yaptığımız çalışmalar genellikle aile işlevi bozuk olan veya ailesinde sürekli sorun yaşayan kişilerde madde kullanımının da yaygın olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde aile ortamının ve aile için ilişkilerin kötü olmasının en başta çocukların ruh ve beden sağlığını olumsuz yönde etkilediği, ergenlerin ve gençlerin aile ortamından uzaklaşıp farklı arayışlara girmelerine neden olduğu görülmüştür. Çünkü bireyin kendisini güvende hissedebilmesi için öncelikle sevgi, saygı ve hoşgörünün söz konusu olduğu demokratik bir ailede büyümesi gerekmektedir. Aksine kavganın, çatışmanın ve tartışmanın ortasında büyüyen bireyin sağlıklı ve mutlu olması da düşünülemez. Özellikle de ev ortamında anne-baba arasında sürekli sorunlar yaşanması ve bu sorunların kimi zaman şiddete varması, diğer aile üyeleri üzerinde de olumsuz etkiler bırakabilmektedir.
“Ortaokulda sigaraya başladım, sonra alkol ve esrar geldi. Annemle babam çok kavga ederlerdir. Bizimkiler berdel evliliği yapmış. Babam annemi aldatıyordu. Eve geldiği zaman da bağırırdı, annemi döverdi. Babam vardı, ama yoktu aslında. Başında baban olmayınca sen de çocuksun, iyi doğruyu bilmiyorsun ki. Okul arkadaşlarıma takıldım, meraktan madde aldım, sonra bağımlı oldum, tedavi gördüm uzun süre.” (G-13, 29). Anne babanın duygusal sorunları bulunan kişiler olmaları, evlilik ilişkilerinde başarılı olamamaları, ergenin aile içinde sürekli kavga ve çatışmaya tanık olması şeklindeki kötü ev koşulları, genci bir karmaşaya, başıboşluğa, iç çatışmaya hatta suçlu davranışa ite bilir. Ayrıca bu tür ailelerde büyüyen gençlerin hem içe kapanıp, sosyalleşemedikleri hem de özgüvenden yoksun olarak büyüdükleri için hayata tutunmada ve sorunlarla mücadele etmede zorlandıkları görülmüştür.
Sorunlu bir aileye sahip olmak yanında aile içinde belli bir düzen ve otoritenin yokluğu da gencin evden/okuldan kaçarak suça bulaşmasına veya madde kullanmasına neden olabiliyor. Özellikle de evde babanın olmayışı, ya da ayrılık, boşanma ve ölüm gibi nedenler, gelişim çağındaki çocuklar üzerinde travmatik etkiler bırakabilmekte ve kimi zaman bu çocukların suça buluşmalarına da neden olabilmektedir “…İnsanların anneleri, babaları var. Bunlar olmayınca insan kendini bir boşlukta hissediyor. 2 yaşında babamı kaybettim, O zaman kimi bulsam ona yapışıyordum. Bu yüzden de okulu bıraktım, çoğu zaman eve gitmedim. Benimkisi biraz bundan oldu. Madde kullanmak ve arkadaşımı bıçaklamak suçundan 4 yıl yattım. Yani anlayacağınız kötü arkadaşların kurbanı oldum.” (G-14, 32). “Babasızlık çok zor bir şey…annem vardı gerçi ama o da bir yere kadar. Küçükken hep neden babam yok derdim. Yalan yok, isyankâr oldum, ateist oldum, baktım farklı yöne gitmişim, kafa gidiyo, çünkü... iddia ediyorum babam olsaydı eğer, maddenin yanından bile geçmezdim.” (G-15, 30).
Aile üyeleri ve akrabalar arasında aidiyet duygusunun, paylaşımın, dayanışmanın olmaması ve ebeveynlerin önyargılı bir tutum içinde birbirine karşı suçlayıcı bir dil kullanması da bireyleri madde kullanımına itebilmektedir. “Annemin psikolojik sorunları var, ilaç alıyor. Babamla aynı sofrada yemek yemeyiz, çünkü geç gelir hep… Bir bahanesi de vardır mutlaka. Annem de babamı suçlar, çoğu zaman kavga ederler. İnanın sadece kavga yüzünden okulu bıraktım, gerçi açık öğretimden liseyi bitirdim ama böyle bir ailede büyümeseydim uyuşturucuya düşmezdim.” (G-16, 27). “Hocam 25 yıl önce abim eroin sattığı için 9 yıl ceza aldı, babam evi terk etti, utancından yani…9 kardeşimle ortada kaldık. Akrabalarımız da yardım etmedi. Şimdi düşünüyorum da eğer babam gitmeseydi veya o zaman amcalarım çok zengindi, destek verselerdi bize, belki bugün bir bağımlı olmazdım.” (G-17, 41).
Aile içi soruların yanı sıra aile yapısının çok geniş ve kalabalık olması da çocuk suçluluğu ve madde kullanımı açısından bir risk faktörü oluşturmaktadır. Araştırmalar gerek madde kullanımının gerekse çocuk suçluluğunun kökeninde, hiçbir toplumsal koşulun bozuk, kötü ve çok çocuklu aile düzeni kadar etkili olmadığını saptamıştır . Nitekim katılımcılar da birçok suça bulaşmalarının ve bağımlı olmalarının en önemli nedeni olarak baba şiddeti yanında çok çocuklu, kalabalık ve kötü bir ev ortamında büyümüş olmalarını göstermişlerdir. “İki odası olan 14 kişilik bir ailede büyüdüm. 8 yaşındayken sokaklarda simit, su, mendil sattım. Evin büyüğü olduğum için para kazanmak zorundaydım. Akşam eve para getirmediğim zaman babam banyoya götürüp saatlerce başıma soğuk su dökerdi. Sırf babam dövmesin diye hırsızlık yaptığım oldu, köprü altında kaldığım oldu, bankamatikler de yattığım …zaten uyuşturucuya da böyle başladım…” (G-18, 24).
Çocuk denebilecek yaştaki gençlerin ya ailelerinin maddi yetersizliğinden ya da babalarının baskısı ve şiddetinden dolayı hayat mücadelesine girmeleri, onları dış dünyanın kötü koşullarına karşı savunmasız bıraktığı gibi kötü alışkanlıklar edinmelerine, hatta istismar edilmelerine de neden olabilmektedir. “1990’larda terörden dolayı köyümüz boşaltıldığı için Yüksekova’dan Van’a göç ettik. Bir odada 16 kişi kaldık. Babam hastaydı çalışamıyordu. Bi kız tek başıma sokaklarda mendil sattım. Erkekler kötü laflar ediyordu, bu sefer ev temizliğine gittim. Sabahtan akşama kadar o ev senin bu ev benim temizlik yaptım. Bir evde sigara verdiler, kafam uçmaya başladı, bir tane daha istedim, meğerse eroin varmış içinde, öyle başladı yani…” (G-19, 49).
İlginizi Çekebilir