Sosyal Çürümenin Pençesinde: Ahlaki Korkaklık ve Milgram Deneyi Işığında Bir Toplumun Sessizliği

"(...)Ama asıl, bireysel uyanış: Hannah Arendt'in dediği gibi, "kötülüğün sıradanlığı iyiliğe kayıtsız kalanların eseri". Nietzsche'nin ejderhasına sessiz kalmak, çürümenin besini. Toplum olarak susmayı bırakıp, vicdanımızı seslendirelim  yoksa dönüş çok zor olacak."

Türkiye, son yıllarda derin bir sosyal çürüme sürecinin içinde debeleniyor. Sosyologlar, bu olguyu sıkça vurguluyor: Ekonomik krizler, siyasi kutuplaşmalar ve adalet sistemindeki erozyon, toplumun ahlaki dokusunu kemiriyor. Kadın ve çocuk cinayetlerinin artışı, yolsuzluk skandalları, liyakatsiz atamalar ve sokaklardaki şiddet, bu çürümenin somut yüzleri.

 Ancak bu tablonun en sinsi boyutu, ahlaki korkaklık: İnsanlar, kötülüklere seyirci kalırken işlerini, kariyerlerini veya konforlarını düşünüyor. Bu durum, 1961'de Yale Üniversitesi'nde gerçekleştirilen Milgram Deneyi'ni akıllara getiriyor  bir deney ki, sıradan insanların otorite karşısında vicdanlarını nasıl susturduğunu gözler önüne seriyor.

Milgram Deneyi, sosyal psikolojinin en çarpıcı çalışmalarından biri. Psikolog Stanley Milgram, Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann'ın "Sadece emirlere uydum" savunmasından ilham alarak, insanların otoriteye itaatini test etti. Deneklere, bir "öğrenme" deneyinde "öğrenciye" (aslında bir aktör) yanlış cevaplar verdiğinde elektrik şoku vermeleri söylendi. Şoklar sahteydi, ama denekler bunu bilmiyordu. Otorite figürü (beyaz önlüklü bir bilim insanı) "Devam edin" dediğinde, deneklerin yüzde 65'i, vicdan azabı çekmelerine rağmen 450 voltluk ölümcül seviyeye kadar gitti. Neden? Çünkü sorumluluğu otoriteye yüklediler: "Emir böyle, ben sadece görevimi yapıyorum." Bu, ahlaki korkaklığın klasik bir örneği  vicdanla çelişse bile, itibar kaybı veya ceza korkusuyla susmak.

Türkiye'deki sosyal çürüme, bu deneyin bir yansıması gibi. Sosyolog Doç. Dr. Zeliha Bürtek (Bürtek olarak da yazılıyor), 2023'te bir sokak röportajında "Türkiye'de sosyal çürüme var, dönüşü olmayan bir yerdeyiz" diyerek viral olmuş ve bu kavramı etik değerlerin yok olması, yaşam felsefesinin kaybolması olarak tanımlamıştı. Kadın ve çocuk cinayetlerini bu çürümenin sonucu olarak gören Bürtek, ekonomik krizlerin toparlanabileceğini ancak toplumsal çürümenin düzeltilmesinin çok zor olduğunu vurgulamıştı. 2025'te Gülşen İşeri ile yaptığı söyleşi kitabı "Sosyal Çürüme" yayımlandı ve aynı temaları derinleştiriyor.

Burtek'e göre, kriz ekonomik değil, toplumsal köklerde: Değerlerin çözülmesi, ahlaki kayıtsızlık.

Tarihçi Emrah Safa Gürkan da benzer görüşte; sosyal çürümenin global bir olgu olduğunu, ama Türkiye'de sanat, siyaset ve günlük hayatta derinleştiğini söylüyor.

X platformunda paylaşılan görüşler de bunu doğruluyor: Futbolculardan doktorlara, siyasetçilerden brokratlara,Hukukçulardan gazetecilerden, emniyet görevlilerine kadar her alanda yolsuzluk ve liyakatsizlik örnekleri sıralanıyor.

 X platformumda Bir kullanıcı, "Sosyal çürüme gökten inmedi, bilinçli tercihlerle oluştu" derken, adalet duygusunun yıkılmasının şiddeti normalize ettiğini belirtiyor.

90'larda faili meçhul cinayetler ve köy yakmalar sırasında gazetecilerin, akademisyenlerin sustuğu gibi, bugün de çevre katliamları, ,Liyakatsız ve torpille atamalar,yolsuzluklar veya taciz vakaları karşısında "Aman başıma iş açılmasın" diyenler çoğalıyor.

 Bu, Milgram'ın denekleri gibi: Otorite (devlet, şirket, toplum baskısı) karşısında vicdanı susturmak. Sosyologlar, bu çürümenin nedenlerini cezasızlık kültürüne, liyakatin sadakate yenilmesine bağlıyor.

Son dönemde gençler arasında namazla dalga geçen veya dini değerleri alaya alan TikTok videoları büyük tepki çekiyor. Bu içerikler "akım" adı altında yayılıyor ve toplumsal ruhsal bağışıklığın zayıfladığını gösteren örnekler olarak görülüyor. Benzer şekilde sokak şiddeti, mafyalaşma veya hızlı zenginlik hayali gibi uç örnekler de , toplumun ruhsal bağışıklığının iflasını gösteriyor.

Ahlak, dini ve kültürel temellerden kopunca  ya siyasallaşıyor ya da karikatürleşiyor  vicdan denetimi zayıflıyor.

Peki, çıkış yolu?

 Milgram Deneyi bize gösteriyor ki, itaat mekanizmasını kırmak eğitimle mümkün: Eleştirel düşünme, etik değerler ve ahlaki sorumluluk vurgusu

Türkiye'de okullarda zorunlu ahlak ve sosyal yaşam dersleri şart.

Siyasi etik yasaları, bağımsız denetim mekanizmaları ve başta cocuklara yönelik  tecavuz suçları  olmak üzere,toplumda imfial yaratan bazı suçlar için  caydırıcı ağır cezalar tartışılmalı.

Ama asıl, bireysel uyanış: Hannah Arendt'in dediği gibi, "kötülüğün sıradanlığı iyiliğe kayıtsız kalanların eseri". Nietzsche'nin ejderhasına sessiz kalmak, çürümenin besini. Toplum olarak susmayı bırakıp, vicdanımızı seslendirelim  yoksa dönüş çok zor olacak.

Susmak yerine konuşmak, sorgulamak ve sorumluluk almak, dönüşün anahtarı olabilir. Vicdan sesimizi yükseltmek, en azından bireysel düzeyde bir başlangıç.

Nureddin Şimşek

TÜM HABERLER