Prof. Dr. Ahmet Özer, Prof. Dr. Nadir Nadirov'u yazdı: Ölüm öleydin..!
"Yeri doldurulamaz emsalsız bir insandı o. Dünyanın yetiştirdiği kendi alanındaki büyük bilim adamıydı. Büyük bir liderdi. Büyük sürgünlere, çetin koşullara dayanarak bugüne gelmişti. Zümrüt’ü Anka gibi küllerinden kendini yeniden yaratmış bir insandı. Bütün Orta Asya halkları için bir idoldu..."
BÜYÜK BİR KAYIP, BÜYÜK BİR ACI..,
Büyük, çok büyük bir çınar daha devrildi. Bir dağ daha yıkıldı. Dünyaca ünlü bir bilim adamı olan Prof. Dr. Nadir Nadirov (Nadirè Keremè Heci Nadir) bu gün 89 yaşında yaşama gözlerini yumdu.
ÖLÜM ÖLEYDİN..,
Yeri doldurulamaz emsalsız bir insandı o. Dünyanın yetiştirdiği kendi alanındaki büyük bilim adamıydı. Büyük bir liderdi. Büyük sürgünlere, çetin koşullara dayanarak bugüne gelmişti. Zümrüt’ü Anka gibi küllerinden kendini yeniden yaratmış bir insandı. Bütün Orta Asya halkları için bir idoldu...
Kazakistan’da bir pazarda Kürtçe konuşan bazı gençler görmüş yanlarına giderek sohbet ettikten sonra sormuştum.
“Nadir Nadirov’u tanıyormusunuz?”
Cevap çok çarpıcıydı.
“Nasıl tanımayız. Biz onun halkındanız” dediler.
Evet aynen öyle, Kazakistan’da, Rusya’da, Asya’da “Biz Nadirov’un kavmindeniz” diye kendilerini tanıtırdı insanlar. Öyle bir adamdı Nadirov. Hepsine kol kanat germiş bir büyük çınar gibiydi. Gövdesi bütün Kazakistan’ı, dalları bütün Asya’yı, meyveleri bütün dünyayı sarmış bir çınar...
Onun romanını yazıyordum. Muthiş bir yaşamı vardı. Destansı ve görkemli. Şimdi neden daha çok konuşmadım diye hayıflanıyorum. Biraz iyileşsin her konuşmamızı kayda alacağım diyordum, olmadı. Hayin felek ard arda darbelerini vurdu bu sene. Önce Yuri Nebiyev, ardından Kinyas İbrahim, daha onun mezarındaki toprak kurumadan şimdi de bu acı haberle sarsıldık. Ölüm evin yıkıla..
Kazakistan’dan bir acı bir buğu yükseldi yüreklerimizi yakan. Sanki babamı kaybetmiş gibiyim. Sanki bir anda kimsesiz yetim kalmış gibi.
Sadece ben mi. Bütün Kazakistan halkları ağlıyor şimdi. Kazakistan ve eski Sovyetler Birliği Halkları ona Petrolun ve Gazın Maraşalı diyordu. Kürt halkı büyük bir bilgeyi, bu güne değin Orta Asya’da yetişmiş en büyük öncüsünü, liderini kaybetti. Ona Asyadaki sütunumuz diyorlardı, o yıkılmaz sütunun etrafında toplanmışlardı. Dünya bilimi büyük bir dahiyi kaybetti. Binlerce eser, yüzlerce buluşun sahibi yok artık
Sed korayi,
Mixabil, sed mixabil.
Ne diyeceğimi ne yazacağımı, duygularımı nasıl ifade edeceğimi nasıl dile getireceğimi ilk kez bilemiyorum.
Bir hafta on gün önceydi. Hastahanede yatıyordu. Narin’le konuştuğumda, “Mamoste sen babayı ara, senin sesin ona iyi gelir, moral bulur” deyince telefona sarıldım.
Telefon bir iki kez çalınca açtı. Sanırım oksijen veriyorlardı. Şöyle dedi. “Telefon çalınca baktım ki sen arıyorsun, dedimki kendi kendime bu telefonu açmalısın Nadir. Ahmedé bira arıyor, o yüzden açmamazlık edemezdim.” O an ağlamak geldi içimden. “Seni daha fazla yormayayım Apo, iyileştikten sonra uzun uzun konuşuruz” deyince, Dedi ki “seninle konuşunca yorulmuyorum, tasa etme” Onun her konuşması bana büyük bir yük, yeni bir sorumluluk yüklüyordu.
O telefonu kapattıktan sonra kendi kendime dedim ki bundan sonra bütün konuşmalarımızı kayda alacağım, olmadı. Şimdi ne kadar hayıflanıyorum, fakat giden gitti artık ne gelir elden.
Belki elimden gelen ona dair yazdığım romanı bir an önce bitirmek olacak.,,, Onun bilimine saygıyı, onun yaşamına selam durmayı ve onu hiç unutmamayı, unutturmamayı belki böyle başarabilirim. Ölümün elinden bir şeyler kurtararak...!.
İlginizi Çekebilir