Oya Baydar: Sosyalist sol İnce’leşmemeli
"(...)Bu genç ve aktif parti; son zamanlarda adından epeyce söz ettirmesine, tanınmış yüzleri, artistleri, televizyoncuları falan aday göstermesine, yakışıklılık imajı, hitabet gücü ve görece radikal söylemiyle HDP ile pek barışamayan sol muhalif “beyaz Türk”leri etkilemesine rağmen, seçim günü geldiğinde umduğunu bulabilecek mi, yoksa İttifaka milletvekilliği mi kaybettirecek? Bunu kendilerinin, ülkeye ve hepimize karşı taşıdıkları sorumlulukla iyi hesaplamaları gerekiyor"
Vanmed Haber Merkezi - T24 yazarı Oya Baydar, TİP'in seçimlerle ilgili aldığı kararı değerlendirdi. Tek başına seçimlere girdiğinde TİP'in milletvekili çıkarma şansının bulunmadığına dikkat çeken Baydar, aksine oyların bölüneceğini ve Yeşil Sol'un en az 10 milletvekili kaybedeceğini aktardı.
TİP'in Muharrem İnce pozisyonuna düşmemesini arzuladığını ifade eden Baydar'ın değerlendime yazısı şöyle:
"Bu genç ve aktif parti; son zamanlarda adından epeyce söz ettirmesine, tanınmış yüzleri, artistleri, televizyoncuları falan aday göstermesine, yakışıklılık imajı, hitabet gücü ve görece radikal söylemiyle HDP ile pek barışamayan sol muhalif “beyaz Türk”leri etkilemesine rağmen, seçim günü geldiğinde umduğunu bulabilecek mi, yoksa İttifaka milletvekilliği mi kaybettirecek? Bunu kendilerinin, ülkeye ve hepimize karşı taşıdıkları sorumlulukla iyi hesaplamaları gerekiyor
Geçen yazımda, “Erdoğan’ın şapkasında tavşan olmayın” diye seslenmiştim Muharrem İnce’ye. 1960’larda 70’lerde, sol harekette “sübjektif ajan”-“objektif ajan ayrımı yaptığımızı, devlete iktidara çalışan görevlilere objektif ajan derken, kadrolu maaşlı personel olmayıp da yapıp ettikleriyle harekete zarar verenlere sübjektif ajan sıfatını yakıştırdığımızı anlatmış; İnce’nin, Erdoğan’ın şapkasındaki “objektif tavşan” olduğunu düşünmediğimi ama “sübjektif tavşan” olmaktan kendisi koruması gerektiğini yazmıştım.
Son günlerdeki gelişmelere, İnce’nin tutumuna, haline tavrına bakınca, seçimlerde yaratacağı sonuçlar itibariyle sübjektif tavşan olmakla objektif tavşan olmanın farkı kalmadığını düşünmeye başladım. Kısaca söylersem, İnce’nin adaylığı Cumhurbaşkanı seçimini ikinci tura götürme riski barındırıyor ve ikinci turda seçimin kazanılması çok daha güç görünüyor, hele de milletvekili seçimlerinden Cumhur İttifakı önde çıkarsa…
Yılların siyaset kurdu Muharrem Bey’in bu hesabı yapmaması olanaksız. Kibri ve megalomanisi yüzünden kendisini İnce Harikalar Diyarı’nın dev aynasında görüyor ve seçimi ikinci turda kazanacağını düşünüyorsa, hırsının ve -başta Kılıçdaroğlu- eski partisinden hınç alma saplantısının kurbanı olmuş demektir.
Birinin iktidarda kalma, ötekinin iktidar olma hırsı
Erdoğan’ın; siyasî etikle olduğu kadar temel ahlâkî normlarla da çelişen, belden aşağı vuruşlarla, eşitsizlik ve adaletsizlikle, tehditle yürüttüğü, zaman zaman abukluk ve saçmalık sınırlarını zorlayan seçim stratejisi, sağlıksız bir ruh haline dönüşmüş olan iktidarda kalma hırsının ürünü. İnce’yi, bu düzenin daha da kötüleşerek sürmesinin, ülkenin uçuruma yuvarlanmasının ana faili durumuna düşürecek adaylığının nedeni ise iktidar olma hırsı. Aralarındaki benzerlik insanı hem şaşırtıyor hem de ürkütüyor.
İnce, oy almaktan başka bir şey düşünmediğini, ilkesizliğini ve programsızlığını “Seçmen yaşını 15’e düşürürsek ben birinci turda alırım” diyerek açıkça ortaya koyuyor. Çoluk çocuğun gözünü boyayarak Cumhurbaşkanı olmayı kendine yedirebiliyor. İktidar hırsı utanma, sıkılma tanımıyor.
Bir yeniyetmeyle ne idüğü belirsiz dans figürleri yaparak gençlerden oy toplamaya çalışırken de öyle. Cumhur İttifakı ortaklarının, bir kesim seçmeni tavlamak için tepe tepe kullandıkları Kürt düşmanlığını, milliyetçiliği, ilkel ve düzeysiz vaatleri kendi diline tercüme edip tekrarlarken de, Millet İttifakı’nın bazı kesimlerinin tabanındaki otoriter laikliği ve ulusalcılığı, sağ Kemalist şablonları Perinçekçi bir antiemperyalist mugalata ile kullanırken de öyle.
Gelecek umudunu tüketmiş, ya da bu düzende böyle bir umuda sahip olamamış öfkeli gençlerin tepkisine, saf çoluk çocuğun hokkabaz seyretmekten aldıkları keyfe, partilerin küskünlerinden gelecek oylara güveniyor. En küçük bir demokrasi vaadi, bir ekonomik eleştiri, bir gelecek tasavvuru yok söyleminde.
Muharrem İnce’nin, kazanamayacağı kuşku götürmeyen, kaybettirme riski ise yüksek olan adaylığı, onu Cumhur İttifakı’nın ve Erdoğan’ın objektif tavşanlığına mahkûm ediyor. Gerek sosyal medyada gerekse siyasî arenada destekçilerinin kimler olduğu apaçık ortada.
Sosyalist sol, hele de gelecek vaad eden TİP, İnce’leşmemeli
“İnce’leşmek” derken Cumhur İttifakı rejiminin, iktidarın, derin devlet ve terör örgütleri destekli İslamofaşizmin değirmenine -istemeden de olsa- su taşımayı kastediyorum.
Türkiye sosyalist solunun, -bütün kesimleriyle- bu düzenin değişmesini, Erdoğan rejiminin ülke ve tarih sahnesinden bir daha gelmeyecek biçimde silinmesini istediğinden hiç kuşkum yok. Nitekim içlerine tam sinmese bile Kılıçdaroğlu’nun adaylığını destekliyorlar. Çünkü, önümüzdeki seçimlerin gerçekten hayatî öneme sahip olduğunun herkes farkında.
Ancak iş Cumhurbaşkanlığı seçimi ile bitmiyor, aynı derecede önemli olan milletvekili seçimleri var. Daha da önemlisi; seçimleri muhalefet kazanırsa 21. yüzyılın Türkiye'sinin inşası gibi, bütün demokratik güçlerin ve kesimlerin ellerini taşın altına koyacakları bir ortamın sağlanması gerekiyor. Bu amaca doğru ilk adım muhalefetin Meclis’te Anayasayı değiştirecek çoğunluğu elde edebilmesi. Bütün anketler ve yorumlar bunun güç olduğunu, çok ince hesaplar ve fedakârlık gerektirdiğini gösteriyor.
Bütün siyasî partiler kendi kimliklerinin tanınmasını, öne çıkmasını isterler; oy oranlarını, güçlerini, desteklerini test etmeyi, Meclis’e kendi milletvekillerini göndermeyi isterler; doğruluğuna inandıkları kendi ideolojik çizgilerini hâkim kılmayı isterler. Ne var ki, son günlerin sıkçana kullanılan sloganıyla: “Bu seçim o seçim değil.” Bu seçim; normalleşmeye, asgarî demokratik bir ortamda siyaset yapabilmeye imkân tanıyacak bir mıntıka temizliği seçimi.
Kendisini muhalif gören, bu rejimden kurtulmak isteyen herkesin, hepimizin, bağrımıza taş basarak da olsa, muhalefetin en fazla milletvekilliği kazanmasına odaklanmamız gerekiyor.
Seçim matematiği hayalciliğe imkân tanımaz
Seçim bölgelerine bakıldığında, milletvekili seçilebilmek için gerekli oy sayısı, İstanbul, İzmir, Ankara, Hatay gibi illerde 90 bin ile 100 bin civarında, Ardahan, Adyaman, Tunceli, vb. az milletvekili sayılı ve az nüfuslu illerde de 20-30 bine varıyor.
Emek ve Özgürlük İttifakı partileri, bildiğim kadarıyla Yeşil ve Sol Gelecek Partisi listelerinden aday olacaklar. Sadece TİP kendi adına, kendi listeleriyle katılma kararı almış bulunuyor. Bu kararın uygulamadaki anlamı, TİP adaylarının seçime girdikleri bölgede/ilde yeterli oy alamamaları halinde, bir milletvekilliğin en çok oy alan parti lehine yitirilmesi. Bu, oyların AKP’ye gitmesi anlamına gelebileceği gibi HDP oylarından çalma anlamına da gelebilir.
TİP’in, gücüne güvendiği, yeterli oy alabileceğini düşündüğü İstanbul, İzmir, Hatay gibi yerlerde bir milletvekili çıkarmak için gerekli oy sayısı 100 bini, 90 bini buluyor. Bu genç ve aktif parti; son zamanlarda adından epeyce söz ettirmesine, tanınmış yüzleri, artistleri, televizyoncuları falan aday göstermesine, yakışıklılık imajı, hitabet gücü ve görece radikal söylemiyle HDP ile pek barışamayan sol muhalif “beyaz Türk”leri etkilemesine rağmen, seçim günü geldiğinde umduğunu bulabilecek mi, yoksa İttifaka milletvekilliği mi kaybettirecek? Bunu kendilerinin, ülkeye ve hepimize karşı taşıdıkları sorumlulukla iyi hesaplamaları gerekiyor.
Türkiye İşçi Partisi’ne (Bugünkü TİP değil, 1960-70’lerin bütün Türkiye sosyalist solunun içinden çıktığı parti) 1964’te katılmış, o gün bugün hatalarından ve yenilgilerinden öğrenmiş biri olarak söylememe izin verin: İnsanlar gibi siyasî yapılar, partiler, örgütler de içerden baktıklarında, kendilerini kendi gözleriyle değerlendiklerinde yanlış kanılara, sübjektif görüşlere kapılırlar. Kendi içlerine kapanır, durumu ve koşulları gerçekte olduğu gibi değil arzu ettikleri gibi görürler. Duvarlardaki dev aynaları eğlencelidir ama gerçeği yansıtmaz.
Lâfı dolandırmayım: TİP’te umut gördüğüm kadar 60 yıllık sol hatalarımızın filizlerini de görüyorum. Ve asıl, seçim sonuçlarındaki olası bir hayal kırıklığının Emek ve Özgürlük İttifakı’na zarar vermesi yanında, kendilerini kayıpların sorumlusu haline getirerek, umut kıvılcımlarını yok etmesinden korkuyorum."
İlginizi Çekebilir