Misbah ERATİLLA yazdı: Uyumayan şehirler (2)
Misbah ERATİLLA yazdı: Uyumayan şehirler (2) haberine ait detaylar
Vanmed Haber Merkezi - Eğitimci-yazar Misbah Eratilla'nın yıllar önce gerçekleştirdiği umre ziyaretine ilişkin gözlem ve anılarını aktardığı yazısının ilk bölümünü dün yayınlamıştık. Bugün de ikinci bölümle devam ediyoruz.
Eratilla, bu bölümde de bir filmi andıran gezisine ilginç gözlem ve serüvenlerle devam ediyor...
(...)O sırada aynı tip giysili işçiler hazır kıtalar halinde namaza hazırlık için çalışıyorlardı. Açılmış şemsiyelerin altına kırmızı renkli iki parmak kalınlığındaki tüylü halılar serdiler. Ezana daha saatler vardı. Caminin içinde ve çevresinde bir anda mıknatısın toplu iğneleri çektiği gibi insanlar cami avlusuna koşup toplanıyorlardı. Namaz vakti yaklaştıkça caminin içi ve çevresi adım atılamaz duruma gelmişti. Bir milyonu aşkın insan koşarak, isteyerek namaza duruyordu. Ezan hâlâ okunmamıştı. Buna rağmen her yer dolmuştu. Özellikle de kadınların namaza yoğun ilgisi vardı. Namaz kılanların yüzde 65’ine yakını kadındı. Ezan okunduğunda hızlandırılmış film gibi insanlar camiye doğru yöneliyorlardı. Oturacak yer bulamayanlar sıcak mermerlerin üstünde namaza duruyorlardı.
Gece saat 02.00 civarında rahat bir ibadet için Mescidi-i Nebevi’ye gittik. Uyumayan şehrin ziyaretçileri de zamanla yaşadıkları şehre benzerlermiş. Misafirler şehirlerine alışarak yoldaşlık etmeye başlamışlar. Caminin üçüncü kapısından içeri girerken terliklerimizi bir poşete koyarak yanımıza almamız gerekiyordu. Acemilikten olsa gerek yanımızda o gece hiç poşet yoktu. Etrafımıza bakındık, ama hiçbir yerde poşet bulamadık. Etrafa göz gezdirmeye devam ettik.
Caminin girişinde, yan tarafta tekerlekli sandalyeye oturmuş yetmiş yaşlarında, engelli yaşlı bir adam poşet dağıtıyordu. Biz üç kişiydik. Sevinçle poşet dağıtan yaşlının yanına gittik. Gülümseyerek yaşlı adamdan poşet aldık. Yüzünde tebessüm eksik olmayan yaşlı adam isteyerek herkese poşetleri dağıtıyordu. Gecenin ikisinde yaşlı ve engelli yaşlı adamın ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamak için yaptığı bu hizmetinden çok etkilendim. Bu kişi yoksul veya ihtiyaç sahibi biri olmalıydı diye düşündüm.
Engelli ve yaşlı adamın yanından ayrılamadım biraz bekledim. Caminin içlerine doğru girmeden onu seyre daldım. Yaşlı adama yaklaşmadan öyle bekledim. Vicdanımı rahatlatmak için cebimden 5 Riyal çıkararak kimseye göstermeden ona uzattım. O güler yüzlü sevecen ihtiyarın yüzü tanınmaz korkunç bir hale dönüştü. Ona büyük bir kötülük yapmışım gibi bana ters ters baktığında suratı kararmıştı. İhtiyar adam, olduğum tarafa bir daha dönüp bakmadı. Sevap niyetiyle gecenin bu saatinde buralarda hizmet eden yaşlı adamın hayrına engel olduğumu anlamıştım. Pişmiş aşa su katmıştım. O gece çok utanmış ve üzülmüştüm. Bu mübarek yaşlıyı, yaptığı iyiliğin karşılığını dünyada arayanlardan biri sanmıştım. Yaşlı adamın yüz ifadesini düşündükçe içine düştüğüm mahcubiyeti unutamıyorum.
Medine’deki üçüncü günümde manevî yoğunluk bedenimi ve ruhumu yormuştu. Kendimle konuşmak istiyordum. Kimsenin olmadığı sakin bir yer bulmalıydım. Yanan elin acısını hissetmek gibi kendimle yalnız kalmak yaralarımla yüzleşmek istiyordum. İçimdeki “ben”lerle bir konuda anlaşmak istiyordum. Mescid-i Nebevi’nin 3 nolu kapısından içeri girdim. Klimanın olmadığı bir yer aradım. Sıcaktan soğuktan etkilenen hassas bir yapım vardı. Mescidin içi ise çok serindi. Dışarda dev kuşlar gibi kanatlarını açan şemsiyelerin altında kendime uygun bir yer aramaya başladım.
Oturacak yer ararken karşımda bir adam sırtını şemsiye kolonuna dayamış, elinde yeşil kaplı orta boy bir Kur’ân okuyordu. Yüksek bir sesi, farklı bir Kur’ân okuyuşu vardı. Bu ses mıknatıs gibi beni yanına doğru çekti. Kur’ân okuyan adamla aramızda yaklaşık üç metre kadar mesafe vardı. Adamın başında daha önce hiç görmediğim renkli bir sarık vardı. Üstünde koyu renkli bir hırka, altında uzun beyaz bir entari giymişti. Gür olmayan düzensiz ve bakımsız sakalı uzamıştı. 25-30 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bu kişi, yıpranmış hali ile 35-40 yaşlarında gösteriyordu. Hiç kimseye bakmadan kendinden geçercesine sesli, içten, hüzünlü Kur’ân okuyan bir derviş görüntüsü sergiliyordu. Dikkatini dağıtmak istemediğimden yanına fazla sokulmadan sesini duyabileceğim bir yere geçerek onu dinlemeye başladım.
Devam edecek...
İlginizi Çekebilir