Metin Uğur'dan hüzünlü bir askerlik anısı; Sevenlerini bekletme ha!

Ercişli Metin Uğur, Pandemi kısıtlaması nedeniyle bu Haziran pazarında evde sıkışıp kalanlar için düşündüren, güldüren ve hüzünlendiren askerlik anısını anlattı. Anıdan ziyade öykü tadında bir anlatımla dile getirdiği ve sosyal medya hesabından yer verdiği yazıyı noktasına virgülüne dokunmadan, doğal harfleriyle ve sözleriyle sizlerle paylaştık.

Madem bügün pazar ve herkes evde, bende hayatım boyunca hiç unutamayacağım bir askerlik anım olan

ERZURUMLU KÜRT SUAT ÇAVUŞUN DEMİR YUMRUKLARIYA SINAVIM'ın

ilk ve son raundunu sizlerle paylaşmak istedim

"Bugüne kadar bütün kurbanlarımı hep tek yumrukla devirmeye çalıştım.

Çünkü ikinci bir yumrukta bir daha hayatları boyunca ayağa kalkma şansları olmayabilirdi"

(SUAT ÇAVUŞ)

Sene 1990. Askerim...

Acemi birliğindeyim.

Yer ankara etemesgut.

Erzurumlu Bir kürt suat çavuşumuz var... bölük komutanımızın köylüsü.

Ama bu sıradan bir bölük komutanı değil ha! bir sürü başarı madalyası var, koca tugayın göz bebeği, öyle bir fiziğe sahipki, yaradan kalemle özene bezene çizmiş sanırdın.

Etkileyici Konuşmalarıyla, olağanüstü fizik yapısıyla, bu adam bizim suat çavuşun köylüsüydü. Hatta "yakın akrabasıdır" diyenler bile vardı.

O bölük komutanı, sabahları bize eğitim alanında her hitap edişinde, ben her defasında içimden "senin arkandan yürüyen orduya hangi düşman ordusu dayanırki" diyordum.

Enteresandır, fizik yapısı olarak filmlerde salahadın eyubiyi canlandıran aktöre çok benziyordu...

şimdi gelin hikayenin gerçek kahramanı erzurumlu kürt suat çavuşa dönelim

Hey gidi suat çavuş hey...

Siz bakmayın ona "çavuş" dediğime, resmiyette çavuş falan değilmiş.

Bir gün kafası güzelken, bölüğün karşısına geçerek "bundan sonra bana suat çavuş diyeceksiniz leeeyyn" demiş.

tabi deyiş o deyiş

Ben o ana şahit değildim, ama arkadaşlarımın büyük çoğunluğu öyle bir olayın yaşandığını suat çavuşun arkadaşlarından teyit ettirdiklerini söylüyorlardı.

Ben karşının yalancısıyım.

Orta boylu, hafif esmer, kara kaşlı, kara gözlü, yağız bir kürt delikanlısıydı.

Gepgeniş omuzları, sürekli jiletle traş ettiği kocaman bir kafası ve en önemliside, on kiloluk balyoz gibi yumrukları vardı.

Sivil hayatında profesyonel boksür olduğunu duyunca, hiç şaşırmamıştım zaten.

Kendi deyimiyle, boks hayatında bir sürü leşi varmış.

Suat çavuş, her normal asker gibi, askerliğini yapıp şafak doldururken, tezkeresine yakın bir zaman kala, yüksek rütbeli bir subayın çok kötü küfürlerine maruz kalınca, onu tek yumrukla nakavt etmiş.

Askerliği yanmış tabi, cezaevi falan derken, iyice pisikolojisi bozulmaya başlamış.

Zaten ondan sonrada bir kaç kişiyi daha hastaneye yollamış. kendi deyimiyle; "hepsinide tek yumrukta"

Çünkü ikinci bir yumrukta kurbanlarının bir daha ayağa kalkma şansı yokmuş

kurbanlarınnın ekseriyeti rütbelilermiş.

Zaten benimde şahit olduğum kadarıyla, Kolay kolay sıradan bir acemi eri dövmezdi. Tabi yüz kızartıcı bir suç, yada şahsına karşı bir yanlış yapılmadığı sürece...

Tam tersine, acemi erlere yardimcı olmaya çalışır, "biri size herhangi bir hakarette bulunursa diretk bana gelin" derdi.

Evet Böylece bizim suat çavuşun defalarca askerliği yanıp durmuş.

Bizim bölük komutanı olan köylüsü bakıyorki bu gidişle suat çavuşun askerliği bitmiyecek, ailesinin gözü yollarda, askerde ömrünü tüketmesine gönlü razı gelmemiş belliki, "kendi bölüğüme aldırırsam belki teskere almasına bir şekilde yardımcı olurum" umuduyla, ordudaki prejtijinide kullanarak, suat çavuşun bütün sorumluluklarını alıp, bir şekilde kendi bölüğüne aldırmayı başarmış başarmasınada, suat çavuşta teskere alma hevesi ne gezeer... tam tersine yeni maceralara yelken açmak için köylüsü olan komutanının konumundanda faydalanmaya çalışmış...

Ne yalan söylüyim, Ben ne zaman suat çavuşu görsem içimden hep şu duayı ederdim; "ya rabim sen beni suat çavuşun karşısına çıkarma. Başkada birşey istemiyorum" derdim.

Ama sonunda kortuğum başıma geldi maalesef. )

Bir gün moralım çok bozuk.

Adeta gırtlağıma kadar dolmuşum, biri ufaktan dokunsa patlıyacağım.

Nedenine gelince;

çok sevdiğim bir köylümün ansızin beni bırakıp gidiyor olması.

İsmini burda açıklamama gerek yok ama,

Kendisi yorumlarıyla katılmak isterse mutlu eder beni ayrıca...

Taburlarımız farklı olsada, sık sık bir araya gelip vakit geçirdiğimiz, acemi birliğinin zor şartlarında tek tesellim olan hem köylüm, hem tertibim, hemde can ciğer arkadaşım.

Bir gözündeki rahatsızlıktan dolayı süpriz bir şekilde çürük almıştı, beni bırakıp gidiyordu.

Onunla mutlaka vedalaşmam gerekiyordu. bu arada ersin çavuş adında son derece adi ve karektersiz bir çavuşun gözetiminde hamamın önünde sırada bekliyoruz. o karaktersiz çavuştan beş dakikalığına köylümle vedalaşmak için izin istedim, ama nafile...

Sırf kıllık olsun diye izin vermedi. adeta gözlerime simsiyah bir perde indi o anda.

Cebimden bir sıgara çıkarip yaktım. Çavuş hayretlerler içinde İlk nefeste yarılanan cıgarama bakakaldı bir süre..

Bir nevi iştimadayız. Sigara içmek kesinlikle yasak olan bir pozisyondayız...

Çavuş ilk şaşkınlığını atlattıktan sonra olanca sesiyle; "ne yapıyorsun asker" diye bağırdı bana...

"Sıgara içiyorum" dedim

"Çabuk söndür o sıgarayı"

Ben sigaramdan derin bir nefes daha aldıktan sonra gayet sakin bir ses tonuyla; "söndürmüyorum" dedim.

Ersin çavuş tilki gibi bir adamdı, kendini hiçbir zaman riske atmazdı.

Ama dolaylı yoldan yapmayacağı çirkeflik yoktu. anormal bir durumla karşı karşıya kaldığını anlamış olacakki o an "peki seninle akşam görüşürüz unutma" dedi.

Bende ayni ses tonuyla "olur" dedim.

O sıgara beni öyle hafifletmiştiki, bir anda bütün sinirlerim gevşedi. İçimden "seninde, akşamınında canı cehheneme" Dedim. Öyle ya En fazla akşam disiplin odasına çağırlar, Bir iki tokat yeriz, olur biter" dedim. Sanki dayak yemediğimiz bir şeymi. Rahmetli babam eşek sudan gelinceye kadar döverdi bizi.. Hatta mümkün olsaydı eşeğide bir ağaca bağlar, eşek sudan geç gelsin diye

Tek derdim, arkadaşlarımın yanında dövmesinler yeter.

Lakin, bu tilki ersinin türlü iftiralarla beni akşam suat çavuşun karşısına çıkaracağını nerden bilrbilirdimki?

Size bir sır vereyimmi? İyikide bilmemişim.

Çok samimi söylüyorum, o an akşam suat çavuşun önüne çıkarılacağımı bilseydim, kesin firar ederdim.

Adamın heybeti, insanın kimyasını bozuluyordu abi ya

Neyse akşam oldu, yatakhanelere dağıldık. ben bir süre üstümü çıkarmadım.

Amacım olay farkli bir mecraya kayarsa, enazından üstümüz başımız yerinde olsun bari..

Çünkü, eğer ersin çavuşu tanıyorsam, kesinlikle çağrılacağımı biliyorum.

Çok geçmeden "metin uğur kim?" diye bir ses duydum. Kapıya doğru yönelince, baktım suat çavuşun yaveri

Ne yalan söyliyim, o anda dizlerimin bağı çözüldü.

Kalp atışlarım ve nefes alışlarım hızlanmaya başladı.

Bu benim asla arzu etmediğim bir andı...

sakin olmaya çalışarak; "Metin uğur benim" dedim.

"Gel, seni suat çavuş istiyor" dedi yaveri.

İçimden" Eyvah" dedim. Ersin tilkisi kimbilir bu sıgara olayını suat çavuşa anlatırken, nasil dramatize ederek anlatmıştır.

"ben bittim" dedim. "Sırf suat çavuş beni perişan etsin diye Allah bilir elli tane kuyruk takmıştır şerefsiz" dedim.

Belki bir çözüm bulurum umyduyla, yaverine "sen git, ben ayakabılarımı giyip geliyorum" dedim.

İçimden şu his geçti; " "benim az çok tanıdığım bu suat çavuş anormal bir insan olabilir, ama asla karaktersiz bir insan değil.

Eğer karşısına çıkar çıkmaz bana kafagöz dalmadan, ersin tilkisiyle yaşadığımız olayı ifade etmeme musade ederse, beni dövecek hiçbir gerkçesi olamaz ki...

Zaten suat çavuş haksızlığın karşısında olduğu için bunca zamandır askerlik yapmıyormuydu? ... neden beni haksız yere dövsünki?" Dedim.

Kapıdan çıkarken, gözüm koridorda çapraz bir şekilde çatılan usta erlerin g3 silahlarına takıldı bir süre. "bunlarda mermi varmıdır acaba" diye düşündüm.

Açıkçası şuurumu kaybetmeme ramak kalmıştı.

Bir kaç saniye öylece bakakaldım sılahlara...

Sanki içimden bir ses bana; "ne saçmalıyorsun metin uğur?"

Sen herhangi yüz kızartıcı bir suç işlememişsin.

Hemen git, çık şu suat çavuşun karşısına! başını dik tutarak, korktuğunu belli etmeden, eğilip bükülmeden, olayı bütün çıplaklığıyla anlat. ne olacaksa olsun ya!" Dedi

Korkunun ecele bir faydasının olmadığını biliyordum malesef.

Hani herkesin zaman zaman cahil bir cesareti tutar ya! Ki (Ben ona "kumar" diyorum.) O an ya batırır, yada çıkarır seni..

Bütün cesaretimi topluyarak suat çavuşun yaveri ile bir kaç kafadengi arkadaşıyla kaldığı koğuşun kapısını tık tık çalarak, içeri girdim.

Girmemle hepsinin yönü bana döndü.

Suat çavuş alt ranzada sırtını yastığa dayamış, yarı uzanmış bir vaziyette, üstünde, yarım kollu, sıfır yaka, beyaz bir atlet, altında krem rengi bir içlik, bir elinde oltutaşı tesbih, bir elinde dişlenmiş yarım bir elma...

erafındaki ranzalarda ise, yönlerini kıbleye bakar gıbi, suat çavuşa dönmüş olarak oturmuş, ersin çavuşla bir kaç tane çavuş, onbaşı ve usta er, portakal soyuyorlar.

Tilki ersin beni görür görmez, yüzünde çok hayın bir gülümseme belirdi.

Sanki ellerini avuşturduğunu hissediyordum.

"Selamun aleyküm suat çavuşum" dedim. Dör beş saniye çıt çıkmadı kimseden.

Öyle ya... Biz acemi erler, tuvaletçi usta erlere bile komutanım çekip, asker selamı veriyorduk.

Üstelik burada söz konusu olan suat çavuştur.

Suat çavuş sırtını dayadığı yastıktan çekip, oturur vaziyete bağdaş kurmaya çalışırken, kafası baya karışık bir şekilde, tepeden tırnağa beni süzdükten sonra, alaylı bir şekilde; vealeyküm selam, metin uğur" dedi

benim bu destursuz durumumla ilgili, suat çavuşun kafasını karışık görmek, tamda istediğim bir şeydi.

Bu suat çavuşun kurbanına dayak atmadan önce, onunla biraz oynamak istediğinin ilk işaretiydi

Enazından o dayağa başlamadan önce, tilki ersinin bana yaptığı gayri insani hareketi deşifre edip, Kendimi temize çıkarmak için, zaman kazanacaktım.

Suat çavuş ranzasından inmek için hamle yaparken, "Nerelisin?" dedi.

"Vanlıyım suat çavuşum" dedim.

"Neresinden?"

"Ercişten" dedim

Geldi, iki elini arkasından birleştirerek, önüme dikildi. Yanlız aldığı bu pozisyon, beni baya bi korkuttu. hiçte tekin bir posisyon değildi. Her an, o demir yümrüğüyla beni sümük gibi duvara yapıştırabilirdi. Açıkçası çok korkuyordum, ama kesinlikle belli etmemeliydim.

İyice yaklaştı bana...

Adeta burun burunaydık.

"Eveeet van ercişli metin uğur" dedi. "Anlaşılan şu ahali beni sana hiç anlatmamış. yoksa elini kolunu böyle sallayarak içeri girmezdin" dedi.

Tilki Ersin, belliki ellerini avuşturarak, dayak faslı biran önce başlasın istiyordu.

Alaylı bir şekilde, pis pis sırrıtarak, söze girdi; "abi adam kabadayı baksana" dedi.

Suat çavuş tilki ersine öyle bir bakış attiki,

Bu nefret dolu bakışı hayatım boyunca unutmam mümkün değil.

Ersin çavuş neye uğradığını şaşırdı bir anda...

Yayildiği yerden hemen kendini toparlamaya çalıştı.

Suat çavuş aramızdaki burun mesafesini biraz daha kısaltarak "öylemi vanlı? Kabadayımısın? " dedi

Bu arada suat çavuşun yumrukkarının tadına bakacağım artık kesin gibiydi, bende nasil olsa dayak kaçınılmaz, barı hem onurum daha fazla zedelenmesin, hemde tilki ersine malzeme olmayayım diye, mümkün olana kadar başımı dik tutmaya, eğilip bükülmemeye çalışıyorum,

Suat çavuş burnunu biraz daha yukarı kaldırınca, bende aynı paralelde burnumu yukarı kaldırdım.

Dedim ya, bu dakkadan sonra artık tek sermayem cahil cesaretimdi. ya batıracaktı ya çıkaracaktı beni.

Benim bu beklenmedik hamlenin üzerine, suat çavuş sağ eliyle çenemden tutup, başımı bıraz yukarı kaldırarak;

"BANA BAK ASKER!

BANA YİĞİTLİK TASLAMA!

BEN YİĞİDİ ANLININ ÇATINDAN TANIRIM! dedi.

Ben hafif bir tebesüm ederek;

"Ersin çavuşum, amacım size yiğitlik taslamak olsaydı, şu an karşınızda dayak yemeyi bekliyen aciz biri olmazdım.

Ben bir askerim.

Herkes gibi bende vatanı görevimi yapmaya geldim. Üstümde ve ceplerimde ne kadar metal eşya varsa hepsini sivilde bırakıp, sadece yüreğimi ve onurumu yanıma alarak geldim" dedim.

(Halbuki hayatımda bir kez bile olsun ne belime silah, nede cebime çaki dahi koymuş biri değildim)

O yalanı söylememdeki amaç, suat çavuşa hem sıradan dayak yemeye gelen bir asker olmadığımın imajını iletmek, hemde suat çavuşun zaten karışık olan kafasını daha fazla karıştırıp, mümkünse vijdanınıda dokundurup, bir umuttla dayaktan sıyrılmak.

O anlarda ben, ben değildim sanki...

İçime bir laf cambazı kaçmıştı adeta

Şu gözünü sevdiğim korku varya... neyse

Ama bütün samimiyetimle söylüyorum; bu korku, dayak yeme korkusundan ziyade, taburdaki köylülerim ve hemşerilerime karşı rezil olma korkusuydu.

Suat çavuş beni hafif geriye doğru iterek sağ elini çenemden çekip, ellerini bu defa kolundaki korkunç kasların üzerine çapraz bir şekilde koymak için hamle yaparken "aha" dedim içimden

Ama neyseki bu defada korkulan olmamıştı.

Suat çavuş tekrar o manalı bakışlarıyla tilki ersine bir bakış atarak bana döndü. "söyle bakalım vanlı! Neden ersin çavuşuna karşı geldin" dedi.

Açık söylemek gerekirse suat çavuş bana pas atarcasına ersin çavuşa doğru attığı o nefret dolu bakışlar beni epey cesaretlendirmişti.

Hemen söze girdim "suat çavuşum öncelikle şunu belirtmek istiyorum; allahta biliyor ya, şu an burada bana atacağınız dayağın derdinde değilim. Lakin sizin yiğit bir insan olduğunuzu ve yüz kızartıcı bir suç işlemedikçe, benim gibi acemi bir askeri dövemiyeceğinizi bütün dünya alem biliyor.

Takdir edersinizki sizin elinizden dayak yersem, burdaki hemşerilerime ve köylülerime rezil kepaze olmurum.

Kaldiki ersin çavuşa karşı çıkmaktan başka bir suçumda yok zaten.

Müsade ederseniz önce neden karşı çıktığımı bi anlatayım,

Ama eğer illede dayak yemem gerekiyorsa, sizden ricamdır, bırakın ersin çavuş istediği kadar dövsün beni. zerre kadar zoruma gitmez..

Ama sizin elinizden bir fiske dahi yemek, hayatım boyunca unutamıyacağım kötü bir anı olur.

Ne yalan söyliyim, Sırf bu endişe yüzünden sizin karşınıza gelirken, şu korudorda firar etmek dahil, elli tane şey geldi aklıma" dedim.

Bu sözlerden sonra suat çavuşun mimiklerinde bir önceki o küçümseyici ifadenin aksine, Sıcak, içten ve hayranlık ifade eden bir gülümse belirdi.

Sanki "sen hiç merak etme! benim adim suat çavuşsa, seni ersin şerefsizine harcatmam" der gibiydi.

Tabi bilemiyorum, belkide ben öyle okudum.

Hemen savunmama başladım;;

"Suat çavuşum lütfen bir an kendinizi benim yerime koyun!

Şimdi hamamın önünde bekliyoruz. O an canciğer arkadaşım ve köylüm daha önce sivilde geçirdiği bir kazadan dolayı gözünde sıkıntı tespit edilerek, beklenmedik bir şekilde benden ayrılıp gidecek, ve on adım ötede vedalaşmak için beni bekliyor.

Ersin çavuşuma durumu anlatıp beş dakikalığına izin rica ettim ama, ersin çavuş keyfe keder "hayir izin vermiyorum" dedi

Zaten o an arkadaşımın aniden gidiyor olması yüzünden çok kötü bir tranva yaşıyorum.

Siz olsanız o durumda ne yapardınız suat çavuşum?

Evet, ersin çavuşa rağmen o sıgarayı söndürmedim, içtim!

Çünkü o sıgarayı yakmasaydım, açıkçası büyük bir patlama yaşıyabilirdim.

Ersin çavuşun nedenini hala anlamadığım, apaçık işkencesine maruz kaldım suat çavuşum?

Bu işkencenin nedenini bir türlü anlayamadım ve

Bu düşmanca tutumunu hayatım boyuncada unutmam!

Tenimin renginemiydi,

Kimliğimemiydi,

Memleketimemiydi bilmiyorum ama,

Gerçekten o an anlımın ortasına bir kurşun sıksaydı o kadar içerlenmezdim" dedim.

Tabi işin ucunda suat çavuşun on kiloluk demir yumrukları olunca, bilerek biraz daha dıramatıze ederek anlattım... yalanım yok

Gerçek şuki, suat çavuşun kroşelerinin tadına bakmamak için bildiğim, yada daha önce hiç farkında olmadığım, ama suat çavuşun korkusundan yeni yeni keşfettiğim bütün hünerlerimi sergiliyordum.

Suat çavuş burnundan oldukça derin bir nefes alarak, her iki elinin parmaklarını o kocaman kafasının arkasından birleştirmek için hamle yaparken, gözlerim ani bir refleksle kendini dış dünyaya hızlıca kapatıp yeniden açtı

İçimden "ohh çok şükür bu defada atlattık" dedim.

Suat çavuş bir bana, bir ersin çavuşa bakarak,

"Eveeet vanlı, senin yerinde olsam o an ne yapardım? Güzel bir soru.. Aslında tamda bildiğim yerden sordun biliyormusun?" dedi.

Bu konuştuğu lafın ucu az sonra kime dokunacağını kestiremediğim için, Biraz afalalayak cevapsız bırakmayı tercih ettim

Suat çavuş zoraki bir gülümsemeyle tilki ersine dönerek "ersin kardeş valla hakkını helal et. Şimdi çocuk çok güzel bir soru sordu. cevapsız bırakmak olmaz değilmi? "dedi.

Tilki ersinin yüzündeki o kendinden emin hayın gülüşü yerini garip bir tebbesüme bıraktı.

Adeta gözlerrinin feri söndü birden bire.

Sanki derin bir çukurun içinden bakıyordu bize.

Belliki ona doğru esen rüzgarın birazdan şiddetini artıracağını çakmıştı tilki.

"vala ersin çavuş, ben olsam senin ağzını burnunu bi güzel kırardım ne yalan söyliyim" dedi Suat çavuş.

Tilki ersin manasız bir şekilde mabadını oturttuğu yeri değiştirmeye çalışırken, kem küm ederek birşeyler şöylemeye çalıştıysada, suat çavuş cümlesini tamamlamasına müsade etmedi.

Suat çavuş alt ranzalarda üçer beşer kişi olarak karşı karşiya oturan diğer akdaşlarınada dönerek;

""Bakın arkadaşlar! Defaatle söyledim, acemi askerler yanlış yaptıkları zaman cezasını vermiyelim demiyorum.

Ama zülmetmeye kesinlikle hakkımız yok tammamı" dedi.

Sonra tilki ersine yaklaşıp omuzuna dokunarak; sanki, "sen ve senin gibilerere söylüyorum ha! Sakın üzerinize almamazlık etmeyin" dercesine;; "ersin çavuşum sen üzerine Alma lütfen ha" dedikten sonra kapıya ya doğru bir kaç adım volta atarak, tek ayağının üzerinde hızlıca bize döndü.

Tanrım o nasıl bir dönüştü öyle

Sanki biraz önceki o gülümseyen, matrak cümleler kuran suat çavuş değildide, kurbanlarını köşeye sıkıştırmış seri bir katildi...

Gözleri kan çanağı gibi, yüzü kıpkırmızıydı.

"Onu bunu bilmem arkadaş, askere keyfi küfredenin, keyfi dayak atatanın, keyfi zülmedenin adamlığındanda, insanlığındanda şüphe ederim. Bu acizliğin ve karektersizliğin danıskasıdır. yıllardır böyle adilerin yüzünden teskere alamıyorum" derken, sanki onun teskeresine mani olanların intikamını ersin çavuştan almak istercesine adeta kükrüyordu.

Tekrar tilki ersine dönerek sen üzerine alınma he kardeş" dedi

Tilki ersin çaresiz" sıkıntı yok" dercesine başıyla işaret verdi.

Ben epey rahatlayp, hefiflemiştim ama genede suat çavuşun kan çanağına dönen gözlerine bakınca tam olarak burdaki akibetimin nasıl sonuçlanacağını kestiremiyordum.

Çok geçmeden suat çavuş her iki eli arkasında bana dönerek "vanlı koğuşuna dönebilirsin" dedi.

"Ohhhhhh" dedim içimden. Kuş gibi hafiflemiştim adeta.

Tilki ersinin bana attığı son bakışları görecektiniz anlatamam.

Sanki kolu kanadı kırılmıştı dışardaki tilki ersinden eser yoktu.

Tam anlamıyla rezill kepaze olmuştu hödük

tek kelime etmeden çıktım kapıdan.

Tam kapıyı kapatmak üzereydimki, "vanlı" diye seslendi suat çavuş.

Tekrar kafamı kapıdan içeri koyarak "Efendim suat çavuş" dedim.

"Evlimisin, bekakarmisin?" Dedi.

Hafif tebesüm ederek "bekarım" Dedim.

"Memlekete biri varmı?"

Yine tebesüm ederek "var" dedim ama, halbuki yok

"Bir daha sakın karşıma gelme!" dedi.

Ardından yüzünde babacan bir tebesümle bana göz kırparak, cümlenin devamını getirdi;

"gerekirse ben sana gelirim tamam!"

Anladımki bu tilki ersine tokat gibi bir mesajdı.

"Akkılı ol! Askerliğini bir an önce bitirmeye bak! sevenlerini bekletme ha!

Beklemeye gelmezler vanlı" dedi

Sonra yutkundu....

Bır kaç sanıye öylece durduktan sonra gözlerinın ıslandığını farkettim.

"Tamammı vanlı? Sevenlerini bekletme!" Dedi tekrardan.

"Eğer bekletirsen, ya el alır,

ya yel

Tıpki suat çavuşun sevdiğini aldıkları gibi.

Hadı git kardeş!

Başın ne zaman şıkısırsa burdayım ha, unutma!" Dedi

Metin UĞUR.

TÜM HABERLER