Konforun Laneti: Fare Ütopyasından Günümüze Bir Uyarı..

"Konfor elbette kötü değildir. Ama aşırı konfor zehirdir."

1968 yılında Amerikalı etolog John B. Calhoun’un yaptığı “Universe 25” deneyi, insanlık için hâlâ en ürkütücü uyarılarından biridir. Bu deney, sınırsız konfor ve refahın bir toplumu nasıl yok edebileceğini fareler üzerinde çarpıcı bir şekilde göstermiştir.

Calhoun, deney içn sosyal bağları güçlü Norveç farelerini seçti. Dört erkek ve dört dişi genç fareden oluşan gruplar, 2,7 × 2,7 metre boyutlarında, 256 odalı dev bir kafese yerleştirildi. Bu kafes, fareler için tam anlamıyla bir “cennet”ti:

☆Sınırsız yiyecek ve su
☆İdeal sıcaklık
☆Hastalık riski sıfır (düzenli tıbbi müdahale)
☆Avcı yok, tehlike yok, rekabet yok
Fare sayısı  500 'e ulaşana kadar  her şey mükemmeldi. Fareler keşfetti, yuva kurdu, hızla üredi. 

Nüfus 500’den 2.200’ün üzerine çıktıktan sonra 
Sonra her şey tersine döndü.

☆Nüfus maksimum kapasiteye (yaklaşık 2.200) ulaşınca “davranış çöküşü” başladı:
☆Erkek fareler yuvalarına dönmemeye başladı.
☆Avluda amaçsızca dolaşıyor, birbirleriyle sebepsiz yere ölümcül kavgalar ediyorlardı.
☆Dişiler, erkeklerin ilgisizliği yüzünden yavrularını terk etti; yavru ölümleri patladı.
☆Annelik içgüdüsü tamamen kayboldu; bazı dişiler saldırganlaştı, bazıları ise tamamen çekingen ve pasif hâle geldi.

Calhoun bu aşamada deneye müdahale etti: Cennet yuvada doğmuş ,doğduklari ortamda  hiç stres yaşamamış "Güzeller"dediği genç fareleri yeni ve boş bir  kafese taşıdı. Sonuç daha da korkutucuydu:

☆Bu genç fareler Yeni koloni hiç üremedi.
☆Fareler birbirleriyle ilgilenmedi, eşleşmedi, sosyalleşmedi.
☆Kendi odalarında tek başına yemek yiyip uyudular.
☆Bir yıl içinde koloni tamamen yok oldu.

Calhoun’un raporundaki tespitler daha da  tüyler ürperticiydi:

-Sınırsız konfor, günlük hayatın stresini ortadan kaldırdı.
-Toplumsal roller yok oldu.
-Önce erkekler, sonra dişiler yaşam amaçlarını kaybetti.
-Sosyal bağlar koptu.
-Geriye sadece yemek, güvenlik ve kişisel bakım güdüsü kaldı:
Yani Ruhsuz, asosyal, mucadele etmeyen fareler..

Peki bu sosyal deney bize ne söylüyor?
 
Öncelikle, sınırsız konfor günlük hayatın streslerini ortadan kaldırıyor gibi görünse de, aslında bireyin amacını ve motivasyonunu yok ediyor. Calhoun'un farelerinde gördüğümüz gibi, her ihtiyacın karşılanması toplumsal rolleri eritiyor. Erkekler "avcı" veya "koruyucu" rollerini kaybedince agresifleşiyor; dişiler ise annelik içgüdüsünü yitiriyor. Günümüz toplumunda da benzerini görüyoruz:

Refah devletleri, teknoloji ve tüketim kültürü sayesinde birçok insan temel ihtiyaçlarını hiç çaba sarf etmeden karşılıyor olabilir. 

Bu şekilde yetiştirilen İnsanlar da  Calhoun'un "güzeller"dedigi  fareleri" gibi, asosyalleşiyor; sosyal medya üzerinden sanal bağlar kuruyor ama gerçek ilişkilerden uzaklaşıyor.

Toplumsal çürüme ise daha vahim. Deneyde sosyal bağlar koptukça şiddet patlıyor: Fareler arasında rastgele saldırılar, yavruların ölümü ve nihayetinde koloninin yok oluşu. Bu, modern toplumların bir yansıması değil mi?

-Modern toplumlar dediğimiz zengini ülkelerdeki  Aile kurumunun çöküşü, doğurganlık oranlarının dip yapması
-Gençlerde intihar ve madde bağımlılığının rekor seviyelerde artması
-Sosyal medya üzerinden kurulan sahte bağlar, gerçek ilişkilerin yerini alınca ortaya çıkan derin yalnızlık..
Örneğim ;Pandemi sonrası yaşanan  “Büyük İstifa”, Çin’deki “yatma protestosu” (tangping), Japonya’daki hikikomori fenomeni… Hepsi aynı sosyal çürümenim  belirtisi
ve Konforun yarattığı ruhsal çölleşmenin sonucudur..

 Biraz stres, biraz mücadele icin şart.

Konfor elbette kötü değildir. Ama aşırı konfor zehirdir.

Hayatta anlam, zorlukların içinden doğar. Mücadele, sorumluluk, risk almak, bir şeyleri korumak ve üretmek… Bunlar bizi insan kılan şeylerdir.
Eğer toplum olarak sadece “güvenli, rahat ve stressiz” bir hayat peşinde koşarsak, Calhoun’un "Güzeller "dediği fareleri gibi  sağlıklı ama ruhsuz bireylere dönüşürüz. Ve en sonunda kendi ütopyamızda yok oluruz.

Belki de ihtiyacımız olan şey, biraz açlık, biraz soğuk, biraz rekabet, biraz sorumluluk…
Yani biraz “hayat”tır. Ne dersiniz?

Kim bilir belki de Konforun lanetinden kurtulmak için, kontrollü strese, anlamlı zorluklara ve gerçek sorumluluklara ihtiyacımız var.
Ne dersiniz?

Yoksa çok mu geç kaldık?

Nureddin Şimşek

TÜM HABERLER