Komisyonun 5. toplantısı: Cumartesi Anneleri ile Barış Anneleri konuştu
PKK'nin silah bırakma kararından sonra Meclis'te kurulan komisyonun bugün yapılan 5. toplantısına katılan Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri üyeleri, 90'lı yıllarda yakınlarının karşılaştıkları şiddet olaylarını ve gözaltında kayıpları anlattı.
VANMED HABER MERKEZİ - T24'ten Ceren Bayar'ın haberine göre, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'un toplantının girişinde yaptığı kısa konuşmasının ardından ilk sözü Cumartesi Annelerinden İkbal Eren Yarıcı’ya verdi.
Çanakkaleli, Çerkez bir ailenin kızı olduğunu ifade eden Eren, 1980’de kaybolan ağabeyi Hayrettin Eren’in hikayesini anlattı. Kasım 1980’de anne ve babasının ağabeyinin gözaltına alındığını öğrendiğini, sonrasında ağabeyini bulmak için karakolda yoğun bir çaba gösterdiğini anlattı. Askeri darbe dönemi olduğu için başvurabilecekleri hiçbir kurum olmadığını, 90 gün gözaltı süresini beklemek zorunda olduklarını anlatan Eren, “O sırada tüm askeri cezaevlerini dolaştık, sivil cezaevlerini dolaştık” dedi.
O dönem yaptıkları tüm başvurulara ilişkin belgeleri komisyona sunduğunu anlatan Eren, ailesinin tüm ısrarlarına rağmen dava açılamadığını, her askerlik döneminde ağabeyine celp geldiğini söyledi ve “Bu psikolojik işkencenin üzerimizdeki yükünü düşünmenizi istiyorum” dedi.
Ağabeyimi hep canlı bekledik: ‘Oğlumun bir kemiğine razı olurum’
İkbal Eren, şöyle devam etti: “Hayrettin Eren’i gözaltına alındıktan sonra hep canlı bekledik. Yollar geçti annem karanfil koyacağı bir mezara razı oldu. 2011 yılında Erdoğan anneleri kabul etmişti. O görüşmeden sonra annem gazetecilere “Oğlumun bir kemiğine razı olurum” demişti.
95 yılına kadar aile olarak mücadele ettiklerini, 95’te tüm kayıp yakınlarıyla bir araya gelerek Cumartesi Anneleri olarak mücadelelerini sürdürdüklerini anlattı.
"Yargılanma, yaşam, mezar hakları ellerinden alındı"
Anne ve babasının gözü açık bir şekilde hayata veda ettiklerini belirten Eren, “Hayrettin Eren, eğer bir suç işlediyse kolluğun görevi onu aldıktan sonra adalete teslim etmek ve yargılanmasını sağlamaktı. Böyle olsaydı yargılanır, ceza gerekiyorsa cezasını çeker, yoksa aramıza dönerdi. Hayrettin Eren’in ve tüm kayıpların yargılanma hakkı, yaşam hakkı ve mezar hakkı ellerinden alındı” ifadelerini kullandı.
Şükrü Balcı, Mehmet Ağar; sorumlular belli, yargılanmalarını istiyorum
Gözaltında kayıpların yaşandığı dönem Şükrü Balcı’nın emniyet müdürü, Mehmet Ağar’ın Terörle Mücadele Şubesi müdür yardımcısı olduğunu hatırlatan Eren, “Gözaltında kaybedilenlerin sorumluluları bellidir. Abimin faili olarak yargılanmalarını istiyorum” dedi.
Devletin gözaltında kaybetme politikasını sistematik olarak uyguladığını ve ülkenin her tarafına yaydığını belirten Eren, ”Kalanların yaşadığı psikolojik işkenceyi de unutmamak gerekiyor” dedi.
"Kayıp yakınlarının olduğu bir komisyon kurulmalı"
Komisyonun çözüm odaklı ve samimi olduğuna inanmak istediğini kaydeden Eren, “Hep birlikte demokratik bir ülkede yaşamak istiyorsak bu yaraların iyileştirilmesi gerekir“ dedi. Eren, içerisinde kayıp yakınlarının da olacağı bir komisyonun kurulmasını istediğini de önerdi.
"Ağabeyimin varlığı ağız birliği edilerek inkar edildi"
Eren’in ardından söz alan Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak da ağabeyi Hasan Ocak’ın ve onu yıllarca arayan ailesinin hikayesini anlattı.
Ağabeyinin 1995 yılında annelerinin doğum günü için balık ve pasta alacağını söyleyerek gittiğini ama bir daha geri dönmediğini belirten Ocak, sonraki süreci şöyle aktardı:
“Ağabeyimin gözaltına alındığı kabul edilmedi. Emniyet savcılık, valilik meclis içişleri bakanlığı başta olmak üzere tüm bakanlıklar ve ilgili tüm mercilere başvuru yaptık. Valilik abimin aranan şahıs olmadığını söyledi. Abimin varlığı ağız birliği edilerek inkar edildi.”
58 gün sonra Adli Tıp Kurumu’nda işkence izleri açıkça görünür biçimde cansız bedeninin fotoğraflarına ulaştıklarını anlatan Ocak, “Cansız bedeni Beykoz’da bir ormanlık alanda bulunmuş. Köylüler jandarmaya haber vermişler” diyerek süreci anlatmaya devam etti.
"İşkenceyle öldürülen ağabeyime ait tüm izler silinmek istenmiş"
Uzun süren çabalar sonucunda ağabeyinin cenazesini kimsesizler mezarlığında bulduklarını, oradan çıkarıp kendi geleneklerine göre defnettiklerini ifade eden Ocak, ”Devlerin kolluk güçleri tarafından gözaltında işkenceyle öldürülen ağabeyim devletin tüm kurumlarından geçirilirken ona ait tüm izler de silinmek istenmiş” dedi.
"Anladık ki gözaltında kaybedilenlerin başına bunlar geliyordu"
“Ağabeyim bu toprakların ilk gözaltında kaybedilen insanı değildi. Tüm kayıp yakınları bizim yaşadıklarımızı yaşadı” diyen Ocak, “Rıdvan Karakoç da Hasan Abimden sadece 1 ay önce gözaltına alınıp aynı işkenceden geçirilip cansız bedeni daha aynı ormanlık alana atılıp aynı kimsesizler mezarlığına gömülmüştü. Anladık ki gözaltında kaybedilenlerin başına bunlar geliyordu“ ifadelerini kullandı.
"Mehmet Ağar, Korkut Eken, Tansu Çiller’in ifadeleri on yıllardır alınmadı"
Sorumluların yargılanması için başvurularda bulunduklarını ama başvuruların takipsizlikle sonuçlandığını kaydeden Ocak, ”Mehmet Ağar, Korkut Eken, Tansu Çiller ve yöneticilerinin ifadeleri on yıllardır alınmadı. Tanıklar dinlenmedi” dedi.
İç hukuktan hiçbir sonuç alamamış oldukları için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldiklerini anlatan Ocak, “699 hafta boyunca barışçıl buluşmalar gerçekleştirdik ama 700. haftamızda ağır polis şiddeti ile karşılaştık. O tarihten beri meydan bize ve tüm İstanbullulara yasaklandı” diye konuştu.
"Hesap vermemek için hepimizin ölmesini bekliyorlar"
Geçen ay annesi Emine Ocak’ı kaybettiğini söyleyen Ocak, Annesi Emine Ocak’ın mücadelesini yürütürkenki bir ifadesini şöyle aktardı:
”Onlar hesap vermemek için hepimizin ölmesini bekliyor ama hesap vermekten kurtulamayacaklar. Biz, çocuklarımız, torunlarımız son kaybımız bulunana kadar hesap sormaya devam edeceğiz.”
"Bu Meclis’te Berfo Anne için gözyaşı döküldü, Meclis başvurusunun arkasında durmadı"
90’larda kaybedilen Cemil Kırbayır için TBMM’de komisyon kurulduğunu hatırlatan Ocak, “Bu mecliste Berfo anne için gözyaşı döküldü. Cemil Kırbayır için komisyon kuruldu. Fail ve sorumlular tek tek yazıldı. Meclis tarafından suç duyurusunda bulunuldu. Ama Meclis başvurusunun, yönetenler sözlerinin arkasında durmadı. Kırbayır dosyası zaman aşımına uğratılarak kapatıldı. Cezasızlık insanlığa karşı suçların faillerinin ve sorumluların ödüllendirilmesidir. Kabul etmiyoruz“ ifadelerini kullandı.
Ocak, bu komisyonu çatısı altında bir Hakikat Komisyonu kurulması için gerekli adımların atılmasını da istedi.
"30 yıldır hayatımızı cehenneme çeviren bu gülüşle yaşıyorum"
19 Ekim 1995'te gözaltına da alınıp kaybedilen Fehmi Tosun'un kızı Besna Tosun da babasının, ailesinin ve Cumartesi Anneleri’nin mücadelesini anlattı.
Tosun, “Babam zorla kaybedildiğinde 35 yaşındaydı. Ben 11 yaşındaydım. Bugün karşınızda babamın kaybedildiği yaştan daha büyük, 30 yıldır babasının mezarını arayan bir evlat olarak konuşuyorum” diyerek sözlerine başladı.
19 Ekim akşamı evlerinin önünde beyaz Toros marka bir araç olduğunu ve bu aracın önünde dört kişi gördüğünü anlatan Tosun, ”Araca yaklaştığımızda bu dört kişiden birinin babam olduğunu fark ettik. Babam bizi görmedi ama yanındaki kişilerden birisi bizleri gördü ve diğerlerini uyardı. İki kişi babamın koluna girerek evimizin yanında, ışıklandırması olmayan bahçeye babamı indirdiler. Babamı görmeye çalıştım ama ışık olmadığı için bahçedekileri ve babamı göremedim. Dönüp aracın yanında duran kişiye baktım. Babamın arkadaşı zannettim. Gülümsedim. O da bana gülümsedi. Ve ben 30 yıldır hayatımızı cehenneme çeviren bu gülüşle yaşıyorum” diye konuştu.
"Aynı anda annemin ve babamın çığlıklarını duyduk"
Annesine misafirlerin geldiğini haber verdiğini, annesinin balkona çıktığını ve babasının zorla beyaz Toros’a bindirildiğini gördüğünü anlatan Tosun, “Babam direnirken kafasını kaldırıp balkonumuza bakmış ve annemin balkondan baktığını gördüğü anda ’imdat beni götürüp öldürecekler’ diye bağırdı. Aynı anda annemin ve babamın çığlıklarını duyduk. Annem koşun babanızı götürüyorlar dedi ben 11 yaşındaydım, en küçüğümüz 5 yaşındaydı” ifadelerini kullandı.
Aracın peşinden koştuklarını ama yetişemediklerini anlatan Tosun, “30 yıldır kardeşlerim ve annemle birlikte hala bu aracın peşinden koşuyoruz” dedi.
"Köyümüz basıldı, dedem seccadesinin üzerinde katledildi, 9 yaşında tanık oldum"
Sonraki yıllarda sayısız başvurularından, arama çabalarından sonuç alamadıklarını anlatan Tosun, ailesinin babası kaçırılmadan önce de Kürt sorunundan kaynaklanan acılar yaşadığını, şu sözlerle anlattı:
”Bizim ailemiz babamın kaybedilmesinden önce de çok büyük acılar yaşadı. Özellikle annem. 1993 yılında Lice'ye bağlı köyümüz basıldı. Evimiz yıkıldı ve göçe zorlandık. Bütün hayatımız elimizden alındı. Köyümüz yıkılırken köyün imamı olan dedem, annemin babası evinin yakılmasına itiraz ettiği için, itiraz edip evine girip namaz kıldığı sırada seccadesinin üzerinde kurşuna dizildi. Ve ben 9 yaşında bir çocuk olarak dedemin katledilmesine tadık oldum. Saatlerce seccadenin üzerinde kanlar içinde can çekişti“.
"Dedem katledildikten 1 yıl sonra babam kaybedildi"
Yaşadıklarını gözyaşlarını tutamayarak anlatan Tosun şöyle devam etti:
“Köyden sürüldük, evsiz kaldık. Yeni bir yaşam kurabilmenin umuduyla İstanbul'a sığındık. Bir yıl sonra evinde katledilen dedemden sonra bu kez babam evimizin önünden gözaltına alınarak kaybedildi. Biz iki kuşaktır devlet şiddetinin en ağırlarını yaşadık. Annem hanım Tosun babası öldürüldüğünde 28, kocası kaybedildiğinde 30 yaşındaydı. Annem, dedem katledildiğinde Diyarbakır merkezdeydi. 3 gün boyunca köyümüzde giriş çıkış yasaklandı. Annem 3 gün sonra köyüne dönebildi ve 3 gün sonra babasının katledildiğini öğrendi. Annemin babasına veda etme hakkı elinden alındı. Tıpkı sevdiği adama veda etme hakkının elinden alındığı gibi.”
"Saçlarından sürükleniyor diye saçını kazıttı annem"
“Annem, babam kaybedildikten sonra, 30 yaşında, dilini bilmediği bir şehirde, 5 tane çocukla, ekonomik destekten yoksun, bir başına babamı aramaya başladı” diyen Tosun, “Galatasaray Meydanı’nda defalarca yerlerde sürüklenerek, darbelerek gözaltına alındı. Günlerce gözaltında tutuldu. Annemin başı kapalıdır. Defalarca saçlarından tutup yerlerde sürüklendi. Başındaki örtüsü açılıyor, saçlarından sürükleniyor diye saçını kazıttı annem” ifadelerini kullandı.
Zorla kaybedilenlerin gözaltında kaybedilenlerin ailelerinin yaşadıklarının zorluklarına değinen Tosun, “Zorla kaybedilmek ise ölümle yaşam arasındaki çizginin silinmesi demek. Gözaltında kaybedilen kişiler için ne ’yaşıyor’ diyebiliyoruz ne ‘öldü’. Çünkü yaşama dair en ufak bir belirti yok. Çünkü ortada bir cenaze yok, bir mezar yok, bir mekan yok” dedi.
Tosun, şöyle devam etti:
“Biz babalarımızı kaybettik, kardeşlerimizi kaybettik, sevdiklerimizi kaybettik. Bitmeyen sonsuz bir acıya, sonsuz bir mahkemeye mahkum edildik. Bu yasın bitmesi için kaybedilen sevdiklerimizi, sevdiklerimizi bulmamız ve onları usulüne uygun bir şekilde toprağa vermemiz gerekiyor. Bize bir mezar, ziyaret edebileceğimiz bir mekan gerekiyor. Yakınlarımızı her vatandaşın hakkı olan hukuki güvencelerin dışına çıkarıp zorla kaybedenlerin adil mahkemeler huzurunda yargılanması ve hak ettikleri cezayı almaları gerekiyor. Bizler tam da bunun için mücadele ediyoruz.“
Cumartesi Anneleri’nin talepleri
Tosun, Cumartesi Anneleri’nin taleplerini şöyle özetledi:
-Hakikatin açığa çıkarılması: Gözaltında kaybedilen yüzlerce insanın akıbeti açıklanmalıdır. Devletin resmi kurumları, geçmişin karanlık sayfalarıyla yüzleşmekle yükümlüdür.
-Cezasızlığın son bulması: Gözaltında kaybetmeler başta olmak üzere, insanlığa karşı suçlar zaman aşımına uğratılamaz. Failler yargı önüne çıkarılmalı.
-Geride kalanlar için adil onarım: Yaşanan kayıplar ve travmalar için onarıcı politikalar hayata geçirilmelidir. Kamusal özür, anma alanları, hatırlama mekanları bu sürecin birer parçası olmalıdır.
-Kurumsal Reform: Hakiklerle evine zemin hazırlayan ve suistimallere söz göz yuman güvenlik, yargı ve idari yapılar yeniden yapılandırılmalıdır. Demokratik denetim mekanizmaları güçlendirilmelidir.
-Toplumsal Diyalog ve Katılım: Barış süreci toplumun tüm kesimlerini kapsayacak şekilde yürütülmelidir. Şiddete maruz kalanlar, kadınlar, sivil toplum, yerel inisiyatifler bu sürecin aktif ölmesi haline getirilmelidir.
Tosun, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun alt komisyonu olarak gözaltında kayıpları araştırmak üzere Hakikat Komisyonu kurulmasını da önerdi.
Barış Annesi Teke, Kürtçe konuşmak istedi
Barış Anneleri'nden Nezahat Teke, Kürtçe konuşabilseydi kendisini daha iyi ifade edebileceğini kaydedince DEM Parti Milletvekili Meral Danış Beştaş, çeviri yapabileceğini söyledi. Ancak Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Genel Kurul’da olunmasa da Genel Kurul’daki işleyişin devam etmesini rica etti. Kurtulmuş, “Annemizin talebi tutanaklara geçti” dedi.
Bunun üzerine Teke konuşmasına Türkçe devam etti. Teke, sözlerine “Türk ve Kürt anneleri farketmez, anne annedir. Ne onun acısı benimkinden farklı ne benim acım onunkinden“ diyerek başladı.
Adımların atılması gerekiyor
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısıyla bir ümit doğduğunu söyleyen Teke, “O günden bugüne herhangi bir adım yok. Bizim çalışmamız sadece annelerin ağlamaması için. Bunun için silahların susması, adımların atılması gerekiyor” dedi.
Biz çok öldük; en çok ölenler, en çok barış isteyenlerdir
Sürecin ilerlemesi için sadece heyetin adaya gitmesinin yeterli olmadığını belirten Teke, “Öcalan çıkıp birebir destek sunmalı. Çağrısından belli oluyor; PKK silah bıraksın, PKK kendini feshetsin. Ama karşılığında somut bir adım bekliyoruz. Biz çok öldük. Sadece bir değil tüm anneleri. En çok ölenler en çok barışı isteyenlerdir“ diye konuştu.
Kızımın yanan saçının kokusu 25 yıldır burnumda
Kızının 19 yaşında ‘Öcalan’a uygulanan tecride karşı‘ kendini yaktığını anlatan Teke, “Hala korkuyorum. 25 yıldır kızımın yanan saçının kokusu burnumda. ‘Barış olsa kızın geri gelecek mi’ diyeceksiniz. Benim kızım gelmeyecek ama başka analar ağlamasın diye uğraşıyorum. Ben ağladım, başka analar ağlamasın“ ifadelerini kullandı.
Polis annesiyle birlikte ağladım
Televizyonda bir asker, polis cenazesi gördüğünde o askerin annesiyle birlikte ağladığını, ciğerinin parçalandığını anlatan Teke, “Bu savaş ne zamana kadar sürecek? Sonlanması gerekiyor” diye sordu.
Gencecik çocuklarımızı değil silahları toprağa gömelim
Teke, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gencecik çocuklarımızı değil de silahları toprağa gömelim. Savcılık bize diyor ki ‘savaş var mı ki barış istiyorsunuz?’ Yoksa bu insanlar neden ölüyor? Savaş dediğim için bir yıl ev hapsi aldım. İnsanlar ölüyorsa var demek ki bir şey”
Değil elimizi gövdemizi taşın altına koymaya hazırız
Acıların yarıştırılmaması gerektiğine vurgu yapan Teke, “Hala uçakların sesiyle uyanıyoruz. Eğer komisyon varsa, çözüm varsa uçakların sesi dursun. İnsanlar ölmesin. Dili, ırkı ne olursa olsun insan insandır. Hepimizi allah yaratmış, buna karşı durmamız gerekiyor. Değil elimizi gövdemizi taşın altına koymaya hazırız” ifadelerini kullandı.
Bölgede annelerin çocuklarının kemiklerini kutular içinde kargo ile aldıklarını anlatan Teke, “Eğer o anne hala barış diyorsa ben o annenin elini öper alnıma koyarım. İster Türk olsun, ister Kürt” dedi.
Komisyon Öcalan’ı dinlemeli
Teke, Abdullah Öcalan’ın çözüm için çabaladığını belirterek komisyonun Öcalan’ı da dinlemesi gerektiğini kaydetti.
Silahların yakıldığı seremoninin önemine dikkat çeken Teke, “Başka silahların yakılmasını istiyorsak silahlarını yakan kişilere fırsat verilmelidir. Daha önce de gelenler oldu, hepsi cezaevlerinde çürüdüler. Bu insanlar gelip hapse girerse nasıl diğerlerini ikna edeceksiniz” dedi.
Annenin dili yoktur, anne annedir
Teke’nin ardından Barış Annesi Türkiye Bozkurt söz aldı. Barışı da savaşı da annelere sormak gerektiğini kaydeden Bozkurt, “Siz savaşı kabul etmiyorsunuz ama her gün cenaze geliyor. Ya asker geliyor ya gerilla geliyor. Ve annenin dili ırkı yoktur. Anne annedir. Acısı aynı acıdır. Ancak anne bir anneyi anlar” dedi.
Biz hesap istemiyoruz, ‘barış olsun’ diyoruz
Daha önce de benzer süreçler yaşandığını hatırlatan Bozkurt, “Gelenleri cezaevlerine attılar. 45 bin insan öldürülmüş ama biz bir hesap istemiyoruz. Biz barış olsun diyoruz” dedi.
Kürt halkı Öcalan’a güveniyor
PKK lideri Öcalan’ın dinlenmesi gerektiğini ifade eden Bozkurt, “Sayın Öcalan 27 Şubat’ta bir çağrı yaptı gerillaya. Gerilla onun çağrısını yerde bırakmadı. O şimdiye kadar hiç yanlış yapmadı, bundan sonra da yapmaz. Kürt halkı ona güveniyor. Bu komisyon da onu dinlemelidir. Gerçek muhatabı odur" ifadelerini kullandı.
Örgütün kendini feshettiğini, silahların sembolik olarak yakıldığını ama bir karşılık verilmediğini belirten Bozkurt, “Hasta tutsaklar daha bırakılmadı. 30 yılı dolduranlar çıkmadı. Kanun altına alınmalıdır, güvence olmalıdır” dedi.
Filistin’dekine benzer zulüm yaşadıklarını anlatan Bozkurt, “Biz kimse ölmesin, anneler ağlamasın dediğimiz için ceza aldık. Anneler cezaevine girdi. Kim olursa olsun barış için söz söylüyorsa teşekkür ediyoruz. Sonsuza kadar barışı isteyeceğiz” ifadelerini kullandı.
Kimse çocuklarını ölüm için büyütmedi
Barış Anneleri adına söz alan son isim Rabia Kıran oldu. Halkın kendilerine ‘Barış nerede, bir adım bile atılmadı’ dediğini söyleyen Kıran, “Bundan sonra inşallah adım atılacak, silahlar yerine güller, çiçekler olacak” dedi.
Kıran, “Türk - Kürt kimse çocuklarını ölüm için büyütmedi. Bu ülkede hak hukuk adalet olsaydı çocuklar daha çıkmazdı” diyerek sözlerine devam etti.
Türk - Kürt birbirine karıştı, torunlarımız var
Anadilinin önemine vurgu yapan Kıran, “Biz dilimizi istiyoruz, anayasaya girsin. Güzel bir şey bu ülkeye gelsin ki birbirimize güven olsun. Biz bir bayrağın altında yaşıyoruz. Anadilimizi, kültürümüzü istiyoruz ki beraber yaşayalım. Birbirimize kız verdik. Türk - Kürt birbirine karıştı. Torunlarımız var”
Barış Annesinden asker annelerine: Biz el ele verseydik vatan da sağ olurdu bizim çocuklarımız da
Asker ve polis annelerine de seslenen Kıran: “Asker anaları, polis anaları bizim çağrımız o analaradır. Acımız aynıdır. Onlar diyorlar ’vatan sağolsun‘. Vatan yerinde kalıyor bizim çocuklarımız toprağın altına giriyor. Biz el ele verseydik vatan da sağ olurdu bizim çocuklarımız da sağ olurdu.
Silahlarını bırakıp Türkiye’ye gelecek olan örgüt üyeleri için “Onları cezaevine sokacaksanız böyle barış olmaz. Barış istiyorsanız onlar gelsin siyaset yapsınlar” dedi.
Biz birbirimizin derdini biliyoruz
“Bu vatanı beraber kurduk” diyen Kıran, “Birbirimize sarılalım. Asker anaları, gerilla anaları birbirimizi tanıyalım. Biz birbirimizin derdini biliyoruz. Rica ediyorum bizi yan yana getirsinler” ifadelerini kullandı.
Türk - Kürt birlik olsa bütün dünya ayağımıza gelir
Kullanılan dile özen gösterilmesi gerektiğini belirten Kıran, “Barış sudan ekmekten daha önemli. Her şeyden daha önemli. Bir canımız var, barışa feda olsun. Gencecik çocuklarımızı toprağa vermeyelim. Adalet istiyoruz. Türk - Kürt birlik olsa bütün dünya ayağımıza gelir. Biz kimsenin ayağına gitmeyiz” diye konuştu.
Kurtulmuş ve Yıldız, Barış Annelerine teşekkür etti
Kıran’ın konuşmasının ardından komisyon çalışmalarına yarım saat ara verdi. Bu arada Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve çok sayıda komisyon üyesi Barış Anneleri ve Cumartesi Annelerinin yanına gelerek sohbet etti. İki isim annelere komisyona sundukları katkı için teşekkür etti.
Bir devlet halkın önünde özür dilerse küçülmez, büyür
Aradan sonra Kıran, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu devlet bu halkın karşısına çıksın ‘özür diliyoruz’ desin. Kimse özürle küçük düşmez. Özür dilemek büyütür. Bir devlet bir halkın önünde özür dilese en büyük devlet odur”.
Barış barış barış...
Komisyondan barış anneleri, asker anneleri ve polis annelerini yan yana getirmesini isteyen Kıran, sözlerini Kürtçe “Barış barış barış” diyerek bitirdi.
İlginizi Çekebilir