Kölelik: Zihinden bedene dönen esaret..
Nureddin Şimşek yazdı...
Kölelik veya esaret, insanın geçici ya da ömür boyu mal sayılması ve sahibinin keyfine göre kullanılmasıdır. Sahibi tarafından köle muamelesi görmek, sadece fiziksel bir boyunduruk değil, aynı zamanda ruhsal bir teslimiyettir.
Doğuştan köle olan bir insan, bütün dünyayı esaret üzerinden bilir. Özgürlük duygusu onda filizlenmemiştir bile. Köleci sınıflar ise işlerine geldiği için özgürlük fikrine amansız düşmandır.
Çünkü özgürlük düşüncesi, sistemin temelini sarsar.
20.yüzyıla kadar kölelik, çoğu toplumda “normal” kabul ediliyordu. Yasalar köle alım-satımını, miras bırakmayı, kiralamayı meşrulaştırmıştı. Köle, efendisinin dediğini yapmak zorundaydı. “Ben de insanım, efendi de insan; aramızdaki fark nedir?” diye sormak aklına bile gelmezdi.
Eski çağlarda bugün makinelerin yaptığı ağır işleri köleler yapardı. Köle, mirasın kendisiydi.
Bazı yasalara göre köleler mülk edinebiliyor ve fidye ödeyerek özgürlüğünü satın alabiliyordu.
Ancak başka bölgelerde kölelik kalıtsaldı; çocukları da doğuştan köle sayılıyordu. Yani esaret, bazen para ile bitebiliyor, bazen de atalardan miras kalıyordu. Köle sahibi durumdan memnundu. Köle ise zaten kaybetmişti; en azından çocuklarının geleceğini düşünmeliydi.
Roma İmparatorluğu’nda kölelerin hiçbir hakkı yoktu. Antik Yunan’da, Mezopotamya’da, Mısır’da kölelik doğal bir olgu olarak görülüyordu. Dikkat çekici olan şudur: Bu uygarlıklar, devletli toplumların öncüleridir.
Avcı-toplayıcı topluluklarda doğayla mücadele zor olsa da, köle-köle sahibi ayrımı henüz oluşmamıştı. Kölelik, uygarlığın “ilerlemesiyle” birlikte ortaya çıktı.
İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirgesi’nde “insanlar özgür ve eşit doğar” denmesine rağmen, kölelik fiilen uzun süre devam etti.
Britanya İmparatorluğu 1807’de köle ticaretini, 1834’ten itibaren de köleliği yasakladı.
ABD’de 1865’te, Milletler Cemiyeti ise 1926’da köleliği uluslararası düzeyde mahkûm etti.
Avrupa’da işçi sınıfının, halkların mücadelesi bu değişimi hızlandırdı.
Feodal tımar sisteminde serfler kısmen özgür olsa da, köleci zihniyet tamamen yok olmadı.
Peki bugün ne oldu?
Kölecilik kılıf değiştirdi. Artık zincirler demirden değil, çoğu zaman zihinsel ve ekonomik.
Yoksulluk ve çaresizlik hâlâ “kader” gibi sunuluyor. Köle sahibi ile köle arasındaki ilişki, patron-işçi, sistem-birey şeklinde devam ediyor. Üretici güçler maddi olarak güçlenmedikçe, zihinlerdeki kölelik yenilgiye uğratılamaz.
Tarih bize şunu gösteriyor: Kölelik, insanlığın uzun ve karanlık bir dönemiydi. Ancak aynı tarih, özgürlük mücadelesinin de zaferlerini kaydetti. Yoksulluğun ve çaresizliğin kader olmadığını anladığımız anda, kazanan biz olacağız.
Zihnimizdeki esareti kırdığımız gün, gerçek özgürlük başlayacak.
İlginizi Çekebilir