"İyi saatte olsunlar" iş başında!

Bursa tribünlerinde o pankartları açan holiganların ne aklı ne zekâları ne de yakın tarih bilgileri, Yeşil'i de Beyaz Torosları da hatırlamaya, bilmeye yeter. Belli ki bu işin içinde bir başka "akıl" var. Türkiye'nin hassas sinir uçlarını kaşımaya karar vermiş bir karanlık akıl!

Vanmed Haber Merkezi - T24 yazarı Mehmet Y. Yılmaz, bugünkü köşesinde Bursaspor-Amedspor arasında oynanan maçta yaşananları değerlendirdi. Yaşananların sadece 'holigan işi' diye geçiştirlemeyecek özellikte belli bir odak tarafından örgütlendiği belli olan bir tertip olduğunu ifade eden Yılmaz, Devlet Bahçeli'nin yaklaşımının da dikkat çekici bulduğunu belirtti.

15 Temmuz darbe girişimi öncesinde benzer gelişmeler olduğunda uyarılarda bulunduğunu ancak bu uyarıların dikkate alınmadığını aktaran Yılmaz, Erdoğan'ı son yaşananlarla ilgili uyarmak istediğini belirttiği yazısında, şunları dile getirdi:

"MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Bursaspor ile Amedspor arasında oynanan maçta yaşananlar ile ilgili olarak şu yorumu yaptı:

"Bursaspor taraftarlarını selamlıyorum, milli duruşlarından dolayı tebrik ediyorum."

Bahçeli'nin "milli duruş" diye tanımladığı şey, aslında düpedüz holiganlık.

Bursasporlu bazı taraftarların sahaya çıkan rakip takım oyuncularına yönelik şiddete varan saldırıları, rakip takım taraftarlarına yönelik linç girişimleri bu çerçevede tanımlanabilecek eylemler.

Futbol ile ilgili her şeyde olduğu gibi bu kelime de Türkçeye, İngilizceden geçti.

Şiddete varan aşırı davranışlar sergileyen fanatik taraftarları tanımlamak için kullanıyoruz.

TBMM'nin, holiganların yol açtığı zararları önlemek için çıkardığı, demeçleriyle spor sahalarında şiddeti körükleyenlerden tutun da bizzat şiddet olaylarına karışanlara kadar her türden holiganı cezalandırmayı hedefleyen bir kanun bile var.

Yani Bahçeli'nin bu demeci aynı zamanda "suç olan bir eylemi övme suçu" da oluşturuyor.

Ancak Bursa'da yaşananları, sıradan holiganların davranışları diye tanımlamak, olayın vahametini görmemek anlamına da geliyor.

Bursalı holiganlar, bu işi yaparlarken ellerinde Yeşil kod adıyla tanınan Mahmut Yıldırım isimli tetikçinin ve Beyaz Toros otomobillerin fotoğrafları olan pankartlar açtılar.

Yeşil kod isimli Yıldırım "istihbarat elemanı" olarak tanımlanıyor ancak esasen bir suç örgütü üyesiydi.

Suç örgütünün neler çevirdiğini Susurluk'taki kazadan sonra işin peşini bırakmayan gazeteciler sayesinde öğrendik. O işte benim de "tuzum var" sayılır.

Devlet içinde yuvalanmış bir çetenin, PKK ile mücadele görüntüsü altında kumar, uyuşturucu, silah ticareti gibi yasadışı işlere bulaştığını, kendi içlerinde cinayetlere varan hesaplaşmalarını, kaçırılıp öldürülen vatandaşlarımızı yıllarca konuştuk.

"Beyaz Toros otomobiller" de o günlerin simgesi.

Beyaz Toroslara bindirilip bir daha haber alınamayan yüzlerce insan.

Yargısız infazlar, kendi pis işlerini yürütmek için işledikleri cinayetleri örtbas etmek için kullanılan "vatan savunması" palavraları…

Yani Bahçeli'nin "milli duruş" diye tanımladığı şey bu.

Bahçeli, kendisini Türk milliyetçiliğinin siyasi temsilcisi olarak konumluyor; milliyetçiliğinin geldiği noktanın burası olması ne kadar acı.

Türk milliyetçiliğinin övünebileceği şey, suç örgütü üyesi bir katilin eylemleri midir?

Bu soruyu, kendisini "Türk milliyetçisi" diye tanımlayanların sakince düşünüp, yanıtlamasında yarar var.

Şuna hiç kuşku yok ki Bursa tribünlerinde o pankartları açan ve Amedspor'lu oyunculara ellerine geçeni fırlatan, taraftarlarını linç girişiminde bulunan holiganların ne aklı ne zekâları ne de yakın tarih bilgileri, Yeşil'i de Beyaz Torosları da hatırlamaya, bilmeye yeter.

Bu işin içinde belli ki bir başka "akıl" var.

Ve o "akıl", aynı takımların Diyarbakır'daki maçında daha önce yaşanmış benzer bir provokasyon üzerinden yeni bir provokasyonu devreye sokuyor.

Günün birinde bu işlerin perde arkasını öğrendiğimizde iki provokasyonun da aynı merkezden planlanmış olduğunu öğrenecek olursak, şahsen hiç şaşırmam.

Belli ki bir merkez, Türk milliyetçisi kılığında karanlık bir şeyler tezgahlıyor.

Aynı tiplerin büyük abilerinin marifetlerinin Türkiye'yi 12 Eylül'e götürmekteki rollerini de unutmayalım.

Seçime doğru giderken toplumumuzun hassas sinir uçlarında zona yaratacak bir girişimin işaret fişeği bu.

Kimse bu işin bir avuç holigan tarafından planlanıp uygulandığına inanmamızı beklemesin.

Bu planı kimin yaptığını bulmak da herhalde Recep Tayyip Erdoğan'ın bir numaralı işi olmalı.

Konuyla ilgili soruşturma başlatıldığını açıklayan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "Bursa’daki futbol müsabakasında, futbol seyrinin dışındaki görseller kabul edilemez ve spor ile bağdaştırılamaz. Bu görsellerin stada sokulmasında zafiyet gösteren kamu görevlileri ile ilgili soruşturma başlatılmış ve ilgili kamu görevlileri açığa alınmıştır" dedi.

Hürriyet'te 14 Haziran 2012 günü yayımlanan bir yazımda Fetullahçı çetenin "ortam dinleme" marifetlerine dikkat çekerek Erdoğan'ı şöyle uyarmıştım:

"Bir gizli örgüt var. Benden başka böyle bir örgütün varlığından şüphelenen yok mu?"

Erdoğan o gün bunları ciddiye alıp, takip etseydi 15 Temmuz'a varan gelişmeleri o gün durdurabilirdi.

Bugün kendisini bir kez daha uyarmak istiyorum: Sinan Ateş cinayetinden başlayın, Bursa'yı karıştırıp Türkiye'yi yakmak isteyenlere ulaşın. Mafya şeflerinin nasıl olup da bu son dönemde bu kadar palazlanabildiklerini MİT'e sorun.

Siyasete bulaşmamış gerçek polisleri dinleyin.

Fetullahçı çete ile ilgili uyarılarımızı dinlememiş olmanızın sonuçlarını gördük.

Seçim hesapları ile kapatmayı tercih ettiğiniz gözünüzü, bari bu kez açın!"

TÜM HABERLER