Gökhan Kotluk: Kıskançlık (2)
Gökhan Kotluk: Kıskançlık (2) haberine ait detaylar
Galata Kulesi’nin gece bekçisi Hasan Ali, gece görüşlü dürbünle Galata’nın terasından saniye saniye Zehra’nın uykuya dalışını izlemişti. Gökyüzü olabildiğince berraktı. Yıldızlar ışıl ışıl parlıyordu. Hasan Ali, dürbünü indirdi, cebinden bir dal sigara çıkarıp, tüttürdü. Sigaranın son dumanını gökyüzüne üfledi. Birkaç kez merdivenlerden inip, çıktı. Kulenin odalarını kontrol etti temizdi. Zehra’yı seyretti, hâlâ uyuyordu. Gökyüzüne baktı, yıldızlar ışıldıyordu. Canı, müptelalar gibi Zehra’yı görmek istedi. Dürbünleri gözlerine dayadığı esnada nöbet arkadaşının kendisine seslendiğini duydu. “Hop! Hasan Ali! Neredesin ihtiyar?” Bu sesi borazan sesine benzetiyor ve ondan tiksiniyordu.
Hasan Ali’ye göre nöbet arkadaşı, ukalanın, terbiyesizin, haddini bilmez rezil herifin tekiydi. “İnsan dedesi yaşındaki birine, ihtiyar ya da bunak der mi? İnsanda hayâ olmalı. Edep olmalı.” diye hep dert yanardı eşine. Hasan Ali’nin söylediğine göre, ne samimi iki çift laf edilirmiş bu adamla, ne bir şey içilir, ne de bir şey yenilirmiş keyifle. İçi ve dili o kadar fesatmış ki Hasan Ali’nin Zehra’ya duyduğu hayranlığı, defalarca Hasan Ali’nin açıklamalarını dinlemesine rağmen, sapkınlığa, uçkura düşkünlüğüne bağlarmış. Oysa Hasan Ali’ni duyguları, saf sevgi ve hayranlık içeriyormuş.
Nöbet arkadaşının varlığı, Hasan Ali’yi o derece rahatsız ediyormuş ki onu kuleden atmayı bile düşünmüş bir süre. Hatta birkaç kez fırsat kollamış, geçmiş de eline, ama her defasında, “Gençtir. Kanı kaynıyordur şimdi. İlerde düzelir.” diyerek başından attı. Hasan Ali, karşısındakinin kendisinde uyandırdığı duyguları yansıtmayan bir karaktere sahipti. Bu yüzden, nöbet arkadaşının kendisine hiçte komik gelmeyen şakalarına zorlada olsa gülerdi. “Demek buradasın ha!” diyerek, elini Hasan Ali’nin omzuna koydu. Omuzlarını sıkarak, ”Gene o karıyı izliyorsun demek. Seni gidi karı müptelası seni.” İğrenç iğrenç güldü. “Seninki de nasıl bir fantezidir arkadaş, anlayamadım ki. Karının memeleri sarkmış, kalçaları porsmuş, ağzı yamuk, dişleri desen, onların da takma olduğuna bahse girerim.” dedi. Hasan Ali, sükûnetini koruyarak, “Hayır evladım. Beni yanlış anlıyorsun. Ben o gözle bakmıyorum kadıncağıza.” dedi. “Bırak Allah’ına sen ihtiyar. Karşında çocuk mu var sanıyorsun? Peh… Allahım, yarabim peh… Azgın bir tekesin sen oğlum. Bunu ikimiz de biliyoruz. Ne gerek var şimdi kıvırmaya. Sana bir şey söyleyeyim mi? Ağzının tadını bilmiyorsun. Bak, ilerde kerhane var. Sabah ilk iş oraya gidelim. Parasını da ben vereceğim. Bu kıyağımı da unutmazsın.” Güldü. “ Hem ay parçası karılar var gözün gönlün güzellik görür, açılır hem de…” Sustu. Sağ işaret parmağını öne doğru uzatmış, seni gidi seni der gibi salıyordu. Gözleriyle Hasan Ali’ye göre dünyadaki bütün leş gibi kokan şeyleri söyledi. Sabrı iyice taşmıştı Hasan Ali’nin. Hiddetle omuzlarındaki eli indirdi, “İstemem!” diye çıkıştı. İki yakasından iyice kavradı, “Ulan dengesiz! Ulan terbiyesiz! Ulan puşt! Ulan Bir adamda hiç mi edep, haya olmaz be! İnsan bu kadar mı saygısız olur! İnsan dedesi yaşındaki biriyle senin konuştuğun şeyleri mi konuşur! Ulan deden yaşındayım deden! Utan be utan.”
İyice sinirlenmişti artık. Ağzından tükürükler, gözlerinden ateş fışkırıyordu. “Hop… Dedik babalık. Şu elini indir hele. Sonra ağzından çıkanları duy. Duy yoksa…” Hasan Ali bir daha konuşmasına izin vermedi. “Yoksa ne lan! yoksa ne! Beni mi döveceksin? Hadi o zaman, bahsettiğin kadar erkeksen eğer döv de görelim. Bu zamana kadar söylediklerini, gençliğin bağladım, içime attım. Ama artık yeter. Bizde gençtik. Bizimde kanımız hızlı akıyordu. Nerede ne konuşacağımızı bilmiyorduk. Ama bu kadar değil. Senin kadar hadsizleşmedim hiçbir zaman. ”Demir korkuluklara dayamıştı. “Senin adam olacağın yok. Ne sevgi ne saygı bilirsin; Ne kendine ne insanlığa hayrın dokunur.” dedi. Eğildi, bacaklarından iyice kavrayıp, havaya kaldırdı, Galata Kulesi’nden aşağı attı. Kırılan kemiklerin sesi, Hasan Ali’nin kulaklarına gelince; ruhu karanlığın içinden ir ışık zerresi yakaladı. Işık içinde büyüdü. Büyüdükçe büyüdü. Karanlığa yayıldı. Siyah bir nokta kalmayana dek yayıldı. Az önce yaşadığı vahşetten ve o vahşetin getirebileceklerinden korkmuşa benzemiyordu. Hiçbir şey yaşanmamış gibi dürbünü gözlerine dayadı. Bakışlarını evlerin, Haliç’in, Küçük Pazar sokağının üzerinden Zehra’nın uyuya kaldığı odaya uzattı. Zehra hala uyuyordu. Gözlerini 1.67 metrelik bedenden alamıyordu. Omuzlarına dökülen kar beyazı saçlarına, kırışıklarla dolu alnı ve yanaklarına, zeytin karası gözlerine, gözlerinin altındaki torbalara, güzel burnuna, hafif yamulmuş ağzına, pembe dudaklarına, derisi sarkmış boynuna, üzerine bol gelen, yer yer sararmış, yer yer kirlenmiş geceliğine, damarlarının göründüğü, çilleşmiş ellerine hayran hayran baktı bir süre. Zehra, gülümsedi. Hoşuna gitti, oda gülümsedi. Zehra, kaşlarını çattı. Rüyasında bir şeylerin ters gittiğini anladı. Zehra’nın gözlerinden yaş aktığını görünce üzüldü. ”Zaten hep öyle olur. Önce gülersin, sonra ağlarsın.” dedi kendi kendine. Ve bir damla gözyaşı, durduk yere sağ gözünden çıktı, yanaklarından süzüle süzüle dudaklarına geldi. Dilinin ucuyla gözyaşını tattı. Tuzluydu. Zehra, birden gözlerini açtı. Bakışlarını Hasan Ali’nin gözlerinin içine dikti. Yakalandığını sanıp, tedirgin oldu Hasan Ali. Eli, ayağına dolaştı. Dürbünü hemen gözlerinden indirip, bir iki adım o yana bir iki adım bu yana gidip, geldi. Elinde tuttuğu şeyi, dürbün değil de bir cinayet silahıymış gibi bir köşeye fırlattı. Kalbi kafesteki serçenin kalbi kadar hızlı atıyordu. Kendisini, kuleden boşluğa bırakmak istiyordu. Birkaç kez terasın korkuluklarına dayandı. Sonra nasıl olduysa Zehra’nın bu mesafeden onu göremeyeceği kafasına dank etti. Dürbünü attığı yerden aldı, gözlerine dayadı. Zehra koltuktan kalkmış, odanın içinden o yana gidip, geliyordu. Dövünüyor, saçını yolluyordu. Hasan Ali, Zehra’nın gördüğü rüya yüzünden sinir krizi geçirdiğini anladı. Nedense Zehra’nın bu hali kendisine komik gelmişti. “Rüya gördün.” Dedi, kısık ve neşeli bir sesle. Zehra’nın bunu duymasını istedi ama sesi o an kulenin duvarını aşındıran rüzgârın sesinde eridi. (Devam edecek)
İlginizi Çekebilir