Geçiş mi, çözüm mü? 'Terörsüz Türkiye' tartışması: Mehmet Uçum-Sinan Çiftyürek ekseninde bir okuma

Nureddin Şimşek yazdı...

Mehmet Uçum'un 17 Ekim 2026 tarihli Anadolu Ajansı analiz yazısı, Ankara'nın mevcut paradigmasını netleştiriyor. Uçum'a göre artık bir "çözüm süreci"nden değil, bir "geçiş süreci"nden bahsediyoruz: Terörsüz Türkiye'ye geçiş.

Bu tanım tesadüfi değil.

Uçum'un yazısında iki kritik ayrım var: Biri diyalog-müzakere ayrımı, diğeri de takvim ayrımı. Yeni anayasa ve demokratikleşme, ancak Terörsüz Türkiye'ye geçiş tamamlandıktan sonra, etnik ve kimlik siyasetleri hem pratikte hem de "zihinlerde" geride bırakıldıktan sonra mümkün olabilecek. Yani etnik/kimlik siyasetleri üzerinden anayasa müzakeresi beklentisine girilmemesi isteniyor.

Süreç, devlet inisiyatifi olarak tanımlanıyor. Önce silah bırakma ve örgütün fiili varlığının sona ermesinin teyidi -MGK kararıyla-, sonra hukuki adımlar. Yani erteleme ve diğer düzenlemeler ikinci aşama.

Peki bu çerçeveye itiraz ne?

Sinan Çiftyürek'in okuması, bu yaklaşımı Kürt meselesinin yüz yıllık tanınmama ve yasaklama geleneğinin devamı olarak görüyor. İtirazlarını şöyle özetlemek mümkün:

1- Sürecin "çözüm" değil de sadece silah bırakmaya indirgenmiş bir "geçiş" olarak adlandırılması, Kürtlerin ulusal ve kimlik taleplerinin baştan siyaset dışı bırakılması anlamına gelir.

2- "Zihinlerde de bitmesi" ifadesi tehlikelidir. Silahlı yapı bir yana, sivil demokratik zeminde bile Kürt meselesinin düşünülmesini, konuşulmasını kısıtlama girişimidir.

3- Tarih bize şunu gösteriyor: Koçgiri'den bu yana yasak, sürgün, asimilasyon politikaları meseleyi çözmedi, büyüttü. Dört parçadaki Kürt-Kürdistan dinamikleri ortadayken sadece yasakla sonuç almak mümkün değildir.

4- Yeni anayasada etnik/kimlik konularının peşinen dışlanması, "halk iradesi ve demokrasi" söylemiyle çelişir.

5- Diyalog-müzakere ayrımının ısrarla vurgulanması, gerçek siyasi müzakereyi erteleme işlevi görür.

6- Ertelemelerin sürmesi, MGK kararının 2026 sonu veya 2027'ye sarkması ihtimali, devletin klasik erteleme refleksini akla getirir.

Bu iki yaklaşımı yan yana koyduğumuzda tablo şu:

Uçum'un yaklaşımı güvenlik öncelikli bir paradigma. Mantık şu: Önce terörsüzleşme, sonra siyaset. Elbette Türkiye'de çatışmasızlık dönemlerinde reformların hızlandığı örnekler var. Fakat "zihinlerde bitmesi" formülasyonu demokratik siyasetin doğasına aykırı. Demokratik bir düzende kimlik, dil, kültür ve eşit yurttaşlık talepleri yasaklanacak değil, konuşulacak konulardır. Düşünceyi sınırlamak, uzun vadede güvensizliği besler.

Yüzyıllık inkâr politikaları çözüm üretmedi. Kürt varlığının anayasal düzeyde net biçimde tanınmaması, "kardeşlik" söylemini soyut bırakıyor. Öte yandan her kimlik talebini otomatik olarak ayrılıkçılıkla özdeşleştirmek de meseleyi daraltıyor. Kürt meselesinin bir güvenlik boyutu, bir eşit yurttaşlık boyutu ve bir de bölgesel boyutu var.

Diyalog güven inşa eder, müzakere ise somut talepleri ve bağlayıcı anlaşmaları masaya getirir. Sadece diyalogda kalmak, siyasi taleplerin sürekli ertelenmesi riskini taşır.

Peki demokratik çözüm nasıl olur?

Bunun için birkaç ilke artık ertelenemez:

Eşit yurttaşlık ve anayasal tanıma: Anayasa'da Türk tanımının etnik değil, yurttaşlık temelli olması; Kürt kimliği, dili ve kültürünün açıkça korunması, anadilde eğitim gibi konuların hukuki güvenceye kavuşması.

Güvenlik ve demokratikleşme dengesini kurmak: Silahlı yapının tasfiyesi vazgeçilmezdir ama bu, reformların sonsuza kadar ertelenmesinin bahanesi olmamalı.

Sivil siyaset alanını genişletmek: Kürt siyasetinin yasal zeminde örgütlenmesi engellenmemeli, şiddet içermeyen her talep serbestçe tartışılabilmeli.

Güven inşası ve şeffaflık: Süreçlerin tek taraflı ilan edilmesi yerine Meclis, sivil toplum ve muhalefetin katılımı, hakikat mekanizmaları.

Bölgesel gerçeklikle uyum: Irak, Suriye ve İran'daki gelişmeleri yok sayarak iç politika tasarlanamaz.

Sonuç şudur: Yüzyıllık yasak politikalarının çözüm üretmediği tarihsel bir gerçektir. Silah bırakma büyük bir fırsattır. Ancak bu fırsat, kimlik ve eşitlik taleplerinin "zihinlerden silinmesi" dayatmasıyla değil, demokratik müzakere ve anayasal güvencelerle değerlendirilebilir.

Demokratik çözüm ne silahlı mücadelenin devamını ne de düşüncenin yasaklanmasını kabul eder. Eşit yurttaşlık, hukukun üstünlüğü ve serbest siyaset temelinde ilerler. Bu çerçeve hem Türkiye'nin birliğini hem de Kürtlerin varoluş kaygılarını karşılayabilecek en gerçekçi yoldur.

TÜM HABERLER