Enflasyon düşüyor mu, yoksa vatandaş daha da fakirleşiyor mu?
Nureddin Şimşek yazdı...
Türkiye'de temmuz ayı enflasyon verileri açıklandı. TÜİK yıllık enflasyonu yüzde 31,75 olarak açıklarken, ENAG'ın hesaplamasına göre yıllık enflasyon yüzde 50,49 seviyesinde gerçekleşti.
Rakamlar arasındaki fark kamuoyunda uzun süredir devam eden tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Ancak hangi veri esas alınırsa alınsın, vatandaşın mutfağındaki yangının henüz sönmediği gerçeği değişmiyor.
Yaz ayları, normal şartlarda enflasyonun görece yavaşladığı dönemlerdir. Sebze ve meyvenin tarladan pazara bol miktarda ulaştığı, arzın arttığı bu dönemde fiyatların gerilemesi beklenir. Aynı zamanda turizm sezonunun en yoğun yaşandığı aylarda ülkeye giren döviz miktarı artar ve bunun ekonomiye olumlu katkı sağlaması beklenir.
Buna rağmen enflasyonun kalıcı biçimde kontrol altına alınamaması, ekonominin yapısal sorunlarının devam ettiğini göstermektedir.
Ekonomide güven, öngörülebilirlik, güçlü kurumlar ve tutarlı politikalar büyük önem taşır. Para politikası ile maliye politikasının uyum içinde yürütülmesi, kamu harcamalarının disiplinli yönetilmesi ve üretimi artıracak yapısal reformların hayata geçirilmesi, fiyat istikrarının sağlanmasında temel unsurlardır. Aksi durumda, enflasyonun kontrol altına alınması zorlaşırken, hayat pahalılığı toplumun her kesimini daha fazla etkilemektedir.
Bugün açıklanan enflasyon oranları, kâğıt üzerindeki istatistiklerden ibaret değildir. Enflasyon; emeklinin eriyen maaşı, asgari ücretlinin ay sonunu getiremeyişi, memurun alım gücünün azalması, çiftçinin yükselen üretim maliyetleri ve esnafın daralan ticareti olarak günlük yaşamda hissedilmektedir.
Resmî verilerde görülen sınırlı artışlar, vatandaşın markette, pazarda ve kirada karşılaştığı gerçek maliyetlerle çoğu zaman örtüşmediği yönünde yaygın bir toplumsal algı bulunmaktadır.
Sürdürülebilir bir ekonomik istikrar için yalnızca kısa vadeli tedbirler yeterli değildir. Hukukun üstünlüğünü güçlendiren, kurumlara duyulan güveni artıran, üretim ve verimliliği destekleyen, yatırım ortamını iyileştiren ve kaynak kullanımında şeffaflığı esas alan politikalar uzun vadede daha kalıcı sonuçlar doğuracaktır.
Ekonomi, toplumun tamamını doğrudan etkileyen bir alandır. Bu nedenle başarı; yalnızca açıklanan enflasyon oranlarıyla değil, vatandaşın alım gücünün artması, gelir dağılımının iyileşmesi, gençlerin umutla geleceğe bakabilmesi ve toplumun refah seviyesinin yükselmesiyle ölçülmelidir. Çünkü gerçek ekonomik başarı, rakamların düzelmesinden önce insanların yaşam koşullarının iyileşmesiyle anlam kazanır.
İlginizi Çekebilir