Emin SARI yazdı: HEYDER'SIN HATIRLAR'SIN

Herhalde dünyada delisinin heykelini caddenin en işlek yerine yaptıran Kürtler'den başka bir halk, Türkiye'den başka bir ülke yoktur. Bunun farklı nedenleri vardır mutlaka.....

Herhalde dünyada delisinin heykelini caddenin en işlek yerine yaptıran Kürtler'den başka bir halk, Türkiye'den başka bir ülke yoktur.

Bunun farklı nedenleri vardır mutlaka.

Ya heykeli dikilecek çok fazla insan üretememişlerdir, ya da üretikleri insanların heykellerinin dikilmesini birileri engellemiştir ama insanımızın delilere ya da benim deyimimle 'çok renkli insanlara' olan ilgileri sadece heykellerle sınırlı değildir.

Masalların çoğunda bir Dino(deli) karekteri, sohbetlerin çoğunda ve esprilerin genelinde Dinoların payı vardır.

Her köyün bir delisi her kasabanın birkaç delisi vardır ve o delilerde herkesin tanıdığı, dostu yada düşmanıdır.

Elin delileri tımarhanelere konulur

, gizlenir bizim delilerimiz toplumsal olur, divanlara oturur, şiir okur, akıl verir...

Sohbetlerde bir hikmetlerinin olduğu söylenir. Ya haç ta(Kabe) görmüştür biri ya da birilerinin rüyalarına ak saçlı sakallı girmiştir velhasıl bir hikmetleri vardır. Haberiniz ola! Hepsi bir yana delilerin bunca popüler olmasının

başka nedenleri de vardır mutlaka;

o nedende yaşamak için hep doğayla, zor koşullarla, baskıcı sistemlerle mücadele etmek zorunda kalan insanımızın yaşamlarına renk katacak unsurları oluşturamamasıdır bence. Baksanıza televizyonla tanışması film konusu olacak kadar milat olan başka bir halk var mıdır?

İşte delilerin, pardon çok renkli insanların önemi burada gizlidir.

Onlar, çok renkliliklerini bizim gri tonlardaki hayatımıza katarak kendilerini feda etmişlerdir.

Size şimdi anlatacağım da böyle bir insan hepinizin yakından tanıdığı ama belki

unuttuğu biri.

Heyder..!

Hani "Heydersın, bakersın, gelırsın, gidersın' hatırladınızmı? "

Yada bu soruyu Heyderce sorayım:

Heydersın hatırlarsın..?

Heyderce diyorum çünkü Heyder'in en önemli özelliğikonuşmasıydı. Bozuk Türkçeyle konuşmak hepimizin ortak sorunu olmasına rağmen hiçbirimizin heyder gibi bir tarzı yoktu. Kendisinden bahs ederken "Heydersin" derdi. " "Gelirim" diyecekse "Gelirsin?"

"Giderim" diyecekse "Gidersin?" derdi.

Ama işin garibine bakın ki Türkçe'yi biçer döverle ot doğrar dibi katleden heyder ana dili olan Kürtçe'yi bir dengbéj ustalığıyla kullanıyordu.

Sokaklarda duyduğumuz sıradan kelimeler yerine cemaatlerde kullanılan aristokrat kelimeler kullanırdı. Herkes arkadaşına ismiyle ya da bilemedin "Heci,

"Xoce" "Xalo..." diye seslenirken o özenle seçerdi kelimesini... "Destebıra" derdi . Ve o 'destebıra'larının etrafına toplayıp caddelere serilmiş taburelerin üzerinde büyük kelimeler kullanıp, büyük büyük konuşurdu.

Etrafında oturanlar onu havaya soktukca '

"Camér" deyip toplumun değer yargılarını kaybettiğinden, büyüklere saygının kalmadığından, köy hayatından

bahsederdi.

Övülmekten pek hoşlanır, övülünce de kimse önünü alamazdı. Hatta

bir aralar onu öylesine gaza getirmişlerdi ki Yüksekova'nın meşhur taşlı sopalı kavgalarını ayırmak için canla başla mücadele etmeye başlamıştı.

Yine böyle bir kavgada beline yediği bir taş darbesinden sonra o meşhur sözünü söylemişti "Gewer'eke Heyder'ek.......!"

Kürtçe'yi her zaman Tıloran köyündeymiş gibi zengin kullanan Heyder'in hayatı 16'ısına kadar bu köyde geçer. 7 kardeşin en büyüğü ve hapsinin sahiplenenidir. Ot biçmekte ustadır ve 16'sına kadar da herhangi bir problemi yoktur. Bu yaştan sonra ona musallat olan sara hastalığı onave en çokta burnuna çok çektirir.

Zira, kriz geçirdiğinde her zaman yanında onu tutacak birileri olmaz ve oda düştüğünde hep burnu üstüne düşerdi.

Bu yüzden sanıyorum birçok kişi Heyder'i burnu bandajlı olarak hatırlayacaktır.

Tıloran köyü ile heyderin kaderi birçok insanımız gibi bir kan davası sonucu ayrılır. Köyün usta 'tırpankeşi' artık Yüksekova da üç tekerlekli bisikletle kendisinin ve kardeşlerinin ekmek parasını kazanmaya çalışmaktadır. Üç tekerlekli bisikletiyle yavaş yavaş Yüksekova'nın tanınan simaları arasına giren Heyder, Türkçe ile de bu arada tanışır ya da tanışmaya çalışır.

Bilmediği bu dili biliyormuş gibi davranan Heyder, ömrünün sonuna kadar da bu özentiyle yaşar. Nasıl ki köyde öğrendiği duru Kürtçe'sini unutmadıysa Türkçe'yi de asla öğrenemedi ama konuşmaktan da vazgeçmedi.

Üç tekerlekli bisikletiyle yük taşımaya devam eden Heyder, taşıdığı eşyaları birbirine karıştırmakta da meşhurdur.

O zamanların Yüksekova'sında kendisine tarif edilen her evi bildiğini söyleyerek teslim aldığı her eşyayı farklı adreslere teslim eden Heyder'in babaevi eşyalarının peşinden gelenlerle, şikayetçilerin uğrak yeri olamaya başlar.

Heyder'in Türkçe konuşmak dışında başka özentileri de vardır.

Trafikte ufak bir tıkanma yaşansa Heyder'in trafik polisliği tutar ve eline

düdüğünü geçirdiği gibi araçların önüne atılır. Eline geçirdiği bir odun

parçasıyla araçlara komutlar verip kafasına göre cezalar keserdi.

Bir dönemler üzerinde "Komser Heyder" yazan trafik polisi şapkasıyla piyasada boy gösteren Heyder'in bu faaliyeti hep gülen gözlerle karşılansa da bazen Heyder'in ayrıcalığını bilmeyenlerin gazabına uğradığı da olurdu.

Morarmış gözlerle "Erkeksındır çarşı arkesına gelirsın!" diye bağıran Heyder bu gazap günlerinin heyderidir.

Tabi gazaba uğrayan heyderin gazabına uğrayanlarda az değildi.

Bir keresinde yabancı plakalı bir tıra çarşı ortasında dönüş yaptırmak isteyen Heyder, şoföre hayatının en zorlu gününü yaşatmıştı hiç kuşkusuz.

Heyder'in özentilerinin dışında başka meziyetleri de vardı

Espirili bir kişiliği olan Heyder'in halk arasında hala anlatılan bu tür anılarından birkaçını sizinle paylaşırsak sanırım sizde onu biraz daha seveceksiniz.

Rivayet o ki Heyder, tartıştığı bir polis memuruna bir tokat atmıştır. Sazsız oynayan Heyder fanatikleri bu haberden sonra Heyder'i buldukları her ortamda etrafını sarıp olayı sormaya başlarlar.

- Heyder, ne yaptın? Nasıl yaptın? Nasıl vurdun?

Peş peşe gelen sorulardan bakın heyder en son soru soran fanatiğine sıkı bir tokat atıp:

- İşte böyle vurdum!

demiş.

Bir başka sefer Heyder, etrafına toplanan kalabalığı hararetle konuşurken yolunu şaşırmış kadersiz kadın bir dilenci onca kalabalık arasından elini heyderin önüne uzatma gafletinde bulunur.

Allah rızası için bir sadaka isteyen kadının avucuna önünde bulunan sıcak çayı boca eden Heyder, ardından da meşhur kahkasını atar.

Bir başka anısında bu kez şakazede evden biridir. Kardeşiyle beraber evde onarım yapan heyder elindeki keserle kardeşinin parmağına sert bir darbe vurur. Bağırıp çağırmalara aldırış etmeyen Heyder, üstüne üstlük bir de kızmaktadır:

- Parmağının ne işi vardı keserimin önünde?

Heyder kızardı, özenirdi, şaka yapardı, dayak yerdi atardı, normaldi, anormaldi, hastaydı evet hastaydı biz de toplum olarak onun küçük eksikliklerinin üzerine çok fazla gittiğimiz için ona deli damgası yapıştırmıştık.

Heyder'i konuşturup stres atmak, onu izleyip biraz keyiflenmek tabiî ki masum şeylerdi. Bu bizi çok akıllı, Heyder'i ise deli yapmaz, yapmamalıydı.

Şimdi ona ve diğerlerine bir vefa borcu olarak yazdığım bu yazıda iadeyi itibar yapalım!

İzninizle ..!

Başta söylediğimiz gibi Heyder ve diğerleri bizim hayatımıza renk katmak için kendilerini feda etmiş olanlardı. Saygı ve rahmetle anıyoruz...

Emin SARI / meminsari@gmail.com

TÜM HABERLER