"Berlin'de hakimler vardı, Ankara'da da olmalı!"

Nureddin Şimşek yazdı...

Bir değirmencinin cesaretinden, hukukun üstünlüğüne ve halkın adalet arayışına...

Bir ülkede kralın, cumhurbaşkanının, bakanın veya herhangi bir güç sahibinin karşısında sıradan bir vatandaşın sığınabileceği bağımsız bir mahkeme yoksa orada hukuktan değil, güç ilişkilerinden söz edilir.

Tarihin hafızasına kazınmış, yüzyıllardır anlatılan bir hikâye vardır.

18. yüzyıl Prusya'sında, Potsdam'da Büyük Friedrich'in Sanssouci Sarayı'nı yaptırdığı dönemde, sarayın hemen yakınında bir değirmen bulunur.

Rivayete göre kral, değirmenin görüntüsünden veya sesinden rahatsız olur ve değirmenciden değirmeni kaldırmasını ister. Değirmenci, ailesinin geçim kaynağı olan değirmeni satmayı reddeder.

Kralın tehditkâr bir ifadeyle, isterse değirmeni zorla alabileceğini söylemesi üzerine yaşlı değirmenci tarihe geçecek o cevabı verir:

"Majesteleri, siz bunu yapabilirsiniz. Ama Berlin'de hâkimler var!"

Rivayete göre kral bu cevap karşısında geri adım atar.

Değirmen yerinde kalır.

Bir kralın karşısında sıradan bir değirmencinin böylesine cesur konuşabilmesi, yüzyıllar boyunca hukukun üstünlüğünün sembolü olarak anlatılır.

Elbette bu olayın tarihsel gerçekliği tartışmalıdır. Sanssouci değirmeni saraydan önce yapılmıştır. Potsdam'ın resmî tarih kaynakları, Friedrich'in değirmeni sarayın bir süsü olarak gördüğünü aktarmaktadır. Dolayısıyla bu anlatıyı doğrulanmış bir tarihsel olaydan ziyade, hukukun üstünlüğünü simgeleyen güçlü bir tarihsel efsane olarak değerlendirmek gerekir.

Fakat bazen bir efsanenin anlattığı gerçek, olayın kendisinden daha önemlidir.

Çünkü burada asıl mesele değirmen değil, iktidarın sınırıdır.

KRALIN ÜZERİNDE HUKUK, HUKUKUN ÜZERİNDE HALK VARDIR

Bir ülkede adaletin gerçek ölçüsü, sıradan vatandaşın karşısında ne kadar güçlü olduğuyla değil, güçlülerin karşısında ne kadar bağımsız durabildiğiyle belirlenir.

Hukuk, yalnızca güçsüzlerin uyması gereken kurallar bütünü değildir.

Asıl görevi, gücü elinde bulunduranları da sınırlandırmaktır.

Bir vatandaşın küçük bir hatası karşısında devletin bütün mekanizmaları harekete geçerken, kamu gücünü kullananların ciddi iddialar karşısında ayrıcalıklı muamele görmesi, hukuk devletinin ruhuyla bağdaşmaz.

Çünkü hukukta makamın büyüklüğü, sorumluluğun küçüklüğü anlamına gelmez.

Cumhurbaşkanı da, bakan da, milletvekili de, belediye başkanı da, bürokrat da hukuk karşısında hesap verebilir olmalıdır.

Hiç kimsenin makamı, kendisine dokunulmaz bir alan yaratmamalıdır.

Hukukun üstünlüğü tam da burada başlar.

ANKARA'DA HÂKİMLER VAR MI?

Bugün Türkiye'nin en temel meselelerinden biri, vatandaşın adalet mekanizmasına duyduğu güven meselesidir.

Kamuoyuna yansıyan yolsuzluk iddiaları, kamu kaynaklarının kötüye kullanılması, usulsüzlük tartışmaları ve devlet kurumları arasındaki ilişkiler, toplumun adalet beklentisini daha da büyütmektedir.

Burada önemli olan, herhangi bir kişi veya siyasi yapı hakkında peşin hüküm vermek değildir.

Önemli olan, ortaya atılan ciddi iddiaların bağımsız biçimde araştırılması, delillerin ortaya çıkarılması, sorumluların hukuk önünde hesap vermesi ve kamu zararının hukuki yollarla giderilmesidir.

Çünkü kamu malı, herhangi bir siyasi partinin, hükümetin veya bürokratın özel mülkü değildir.

Kamu malı milletindir.

Milletin vergileriyle oluşan kaynakların kim tarafından, hangi yetkiyle ve hangi amaçla kullanıldığı sorulabilmelidir.

Eğer bir kamu kaynağı hukuka aykırı biçimde kullanılmışsa, bunun hesabı sorulmalı; kamu zararı tespit edilmişse hukuki yollarla giderilmelidir.

Bunun için de siyasi iradeden bağımsız, tarafsız, cesur ve hesap verebilir bir yargı sistemine ihtiyaç vardır.

Vatandaşın aradığı şey tam olarak budur:

Ankara'da da hâkimler olduğuna inanabilmek!

HUKUK, GÜÇLÜNÜN KALKANI DEĞİL, GÜCÜN SINIRIDIR

Tarihe biraz daha dikkatli baktığımızda, Büyük Friedrich döneminin de kusursuz bir hukuk devleti örneği olmadığını görürüz.

Nitekim 1770-1779 yılları arasında yaşanan ve tarihe Arnold Değirmencileri Davası olarak geçen olay, bu açıdan oldukça düşündürücüdür.

Friedrich, değirmenciler Christian ve Rosine Arnold lehine müdahalede bulunmuş; aleyhlerine karar veren üst düzey yargı mensuplarını görevden uzaklaştırmıştır.

Bu olay, tarihçiler tarafından Prusya'da yargı bağımsızlığı ve hükümdarın adalete müdahalesi bakımından ciddi biçimde tartışılmıştır.

Yani Berlin'de hâkimler vardı anlatısı, tarihsel gerçekliğin bütününü yansıtmaz.

Ancak tam da bu nedenle önemli bir ders içerir:

Adalet, hükümdarın iyi niyetine bırakılamaz.

Bugün bir yöneticinin adil olması yeterli değildir. Yarın gelecek yöneticinin de adil davranmasını zorunlu kılacak kurumlar bulunmalıdır.

Hukuk devleti, iyi yöneticilere duyulan güven üzerine değil, kötü niyetli yöneticileri bile sınırlandırabilen kurumlar üzerine kurulmalıdır.

Bir ülkede adalet, yöneticinin insafına kalmışsa orada hukuk güvenliği yoktur.

HALKIN ÜSTÜNLÜĞÜ SANDIKTA BAŞLAR, ADALETLE DEVAM EDER

Demokrasi yalnızca seçim kazanmak değildir.

Sandıktan çıkan sonuç, iktidara sınırsız yetki vermez.

Seçimle gelenler de anayasal sınırlar içinde hareket etmek zorundadır.

Çünkü halkın egemenliği, seçilmiş yöneticilerin kişisel egemenliği anlamına gelmez.

Millet, yöneticilerine ülkeyi yönetme yetkisi verir; ülkenin kaynaklarını kişisel veya siyasi çıkarları doğrultusunda kullanma yetkisi vermez.

Halkın üstünlüğü, ancak hesap sorulabilen bir yönetim anlayışıyla anlam kazanır.

Bir ülkede vatandaşın hakkını arayabildiği, kamu kaynaklarının hesabının sorulabildiği, yolsuzluk iddialarının örtbas edilmediği ve mahkemelerin siyasi baskılardan uzak karar verebildiği bir düzen kurulmalıdır.

Aksi hâlde seçimler yapılır, hükümetler değişir, makamlar el değiştirir ama adalete duyulan güven giderek azalır.

Ve unutulmamalıdır ki adalete güvenini kaybeden toplum, zamanla devlete olan güvenini de kaybeder.

BİR GÜN HERKESİN İHTİYACI BİR HÂKİM OLACAKTIR

Siyasette bugün güçlü olan yarın güçsüz olabilir.

Bugün iktidarda bulunan yarın muhalefete düşebilir.

Bugün başkalarına adalet dağıtanlar yarın kendileri adalet arayabilir.

İşte bu nedenle bağımsız yargı, yalnızca muhalefetin veya iktidarın meselesi değildir.

Herkesin meselesidir.

Bugün kendi siyasi görüşümüzden birinin haksızlığa uğramasına sessiz kalırsak, yarın başka bir siyasi görüşten birinin haksızlığa uğramasına itiraz etme hakkımızı da zayıflatırız.

Adalet, yalnızca bize dokunduğunda savunulacak bir değer değildir.

Herkes için, her koşulda ve her dönemde savunulmalıdır.

Çünkü gerçek hukuk devleti, dostlarımızı koruduğumuz kadar rakiplerimizin de haklarını koruyabildiğimiz zaman var olur.

SON SÖZ: DEĞİRMEN YERİNDE KALMALI, ADALET AYAKTA DURMALI!

Sanssouci'nin değirmeni bugün hâlâ ayaktadır.

Belki değirmencinin krala söylediği o meşhur söz tarihsel bir efsanedir. Ancak insanlığın yüzyıllardır bu hikâyeyi yaşatması tesadüf değildir.

İnsanlar, güç karşısında eğilmeyen bir adaletin mümkün olduğuna inanmak istiyor.

Bir kralın, bir hükümetin veya bir siyasi liderin karşısında hakkını arayabilen sıradan vatandaşın varlığına ihtiyaç duyuyor.

Türkiye'nin de ihtiyacı tam olarak budur.

Yeni sloganlar, yeni siyasi vaatler veya yeni güç gösterileri değil...

Bağımsız mahkemeler, tarafsız hâkimler, hesap verebilir yöneticiler ve herkes için eşit hukuk.

Kim iktidarda olursa olsun, kim hangi makamda oturursa otursun, hukuk karşısında hesap verebilmelidir.

Çünkü devletin büyüklüğü, vatandaşını ne kadar korkutabildiğiyle değil, vatandaşına ne kadar güven verebildiğiyle ölçülür.

Berlin'deki değirmenci, bir kralın karşısında hakkını arayabileceğine inanıyordu.

Bugün Ankara'daki vatandaş da aynı güveni duymak istiyor.

İktidara yakınlığı olanın değil, haklı olanın kazanacağına inanmak istiyor.

Makamı olanın değil, hukuka uyanın üstün geleceğini görmek istiyor.

Ve artık şu cümleyi gönül rahatlığıyla söyleyebilmek istiyor:

"Ankara'da da hâkimler var!"

Çünkü bir ülkede adalet yoksa sarayların ihtişamı, iktidarların gücü, seçimlerin görkemi hiçbir anlam taşımaz.

Kişisel kanaatım,Adaletin olmadığı yerde devlet güçlü görünür; ama aslında en büyük zaafını içinde taşır.

Hukuk devleti, iyi yöneticilerin adaletli davranmasına muhtaç olmayan; kötü yöneticilerin bile adaletsizlik yapmasını engelleyebilen devlettir.*

TÜM HABERLER